İnsan havsalasını rahatsız edecek türden tarifi pek mümkün olmayan bir ucube… Yerli ve milli korku filmi Gulyabani gibi bir şey… Ne kadar devasa, netameli, korkunç görünebilirse o denli kof, boş, hatta hiç olmayan bir şeydir İsrail diye isimlendirilen varlık… Onun artık dünyaya varlığını kanıksatmış, kuruluşunu, temellerini, mesnedini sorgulatmayan anası Amerika da bir o kadar boş, kof ama ürkünçtür. Bunlar dünyanın lüzumsuz hayaletleridir. Gerçekliği can acıtan, yürek sızlatan filmlerin tamamıyla fantastik kurgu sokuşturulmuş taraflarıdır. Evrende abartılan ya da simülasyon olan her ne var idiyse işte ona Amerika denen haksız kuruluş ve onun gayrimeşru evladı İsrail emsal gösterilebilir.
Egemen güçler için adı İsrail olsun olmasın, böyle bir terör devleti gereklilik hatta zorunluluktur. Zira cambaza bakmaya alıştırılmış dünya halkları Ortadoğu’da ya da doğunun ortasında olup biteni anlamaya çalışıp dünyanın diğer bölgelerindeki kanıksanmış haksızlığı, adaletsizliği, işgali, soykırımı, yerleşimi görmemelidir! Binaenaleyh insanlığın son savaşının başlarında Joe Biden, İsrail’i ziyaret ettiğinde “İsrail olmasaydı bir İsrail icat etmek zorunda kalırdık” diye söyler. Hâlbuki Biden olmasaydı Siyonistler bir tane ondan ya da bir tane Amerika icat etmek zorunda kalmazlardı; yeterince iş birlikçileri, eşbaşkanları, yardakçıları, tedarikçileri olduğundan eldeki mevcut imkânlarla iktifa ederlerdi, şeklinde düşünülebilir.
Amerika, gayriihtiyari İsrail’i desteklemek, ona haşarı evlat muamelesi çekmek zorundadır. Aksi takdirde kuruluşundan gelişimine Amerika’nın meşruiyeti sorgulanır. Yerlilerin yani Kızılderililerin uğradığı soykırımdan köleleştirilen Afrika kökenlilere, âleme ibret olacak asimilasyon politikalarına kadar gerçekleşen her kitlesel olguda Yahudi etkisi araştırılır. Bu durum işgal dahlinde kazık atılmış ülkelerden üçüncü dünya ülkelerine, hatta irapta mahalli olmayan memleketlere kadar tüm dünya halklarının nefretini celp eder. Belki Amerika dış kapının dış mandalı yerine koyduğu ülkelerin, halkların tepkisini de umursamaz. Ancak özgürlük masallarıyla büyütülüp yetiştirilen kendi halkı, tüm dünyada sindirdiği devrimci damarları Amerikan ideolojisinin yüzüne fışkırtacak kadar çeşitlilik gösteren milletlerden oluşur. Ve dahi Yahudi zihniyeti korkaklığıyla bilinir.
Siyonizm adı verdikleri bir kıytırık öğretiyle doğunun ortasına çöreklenen Yahudi, varlığını insan olmak suretiyle yahut kıt nüfusuyla pekiştiremeyeceğini bildiğinden kodlarında saklı ifsat ile abat olacağını düşünür. Bunun için de yine merkeze ABD’yi koyup onun bir uydusu olarak tüm dünyada iktidar sahiplerini iş birlikçilerinden, nüfuz edebildiklerinden, diş geçirebildiklerinden seçer. İş birlikçilerin ABD için stratejik müttefik hezeyanlarına tutunmasının altında yatan sebep de bu olsa gerektir. Hani Siyonizm üstüne herkesin anladığı, Kenan diyarında bir Yahudi devleti kurmak, vaat edilen toprakları ele geçirmek, tüm dünyaya hâkim olmak diye sıralanan hedefler vardır ya, Siyonizm aslında bunların hiçbirinin mümkün olmayacağını bilir. Asıl maksat sadece ifsat etmek, uzun Yahudi tarihinden getirdiği kanaatlerle yeryüzünde bozgunculuk yapmak, hak olan bir öğreti gördüğünde sinsiliğine başvurup fitne çıkarmak ve en mühimi insanlığın huzurla yaşayışını hazmedemeyip öldürmek suretiyle insandan eksiltmek şeklinde sıralanabilir. Nitekim Gazze’de asla HAMAS’lı mücahitlerle savaşmadığı; tamamen çocukları, kadınları, sivil insanları katletmeye çalıştığı görülür. Dolayısıyla İsrail amacını gerçekleştirmek için her yolu mübah görüp gerekirse insan öldürür tezi yekûnen yanlıştır. Ulaşmak istediği nihai amaç öldürmek, yok etmek, ifsat etmek, bozmak şeklinde anlaşılmalıdır.
Bu uğursuzları kötülemek insana bir şey kazandırmaz. Ancak bunların birer hayalet olduğunu; verdikleri görüntülerle, anlatılarla, reklamlarla şekillenen birer abartı olduğunu ibraz etmek gerekir. Nitekim korkuyla kaim varlıklarını sığdırabildikleri coğrafyalarda, en çok korktukları güçsüz, aciz, zayıf yani aslında tam da oldukları gibi görünmektir. Gerçekten güçsüz oldukları fark edilirse insanlığın tepelerine çullanacağını zannederler. (Zan üstüne kurulduklarından her şeyde olduğu gibi bunda da yanılırlar. Zira insanlık, şahit olduğu kötülüğü işleyenin üstünde denemeye yanaşmaz.) Ancak işte kaderden kaçılmaz; nihayet bir avuç Müslüman’ın önünde rezil kepaze oluşlarını tüm dünya izler.
Bu topraklarda kanıksanmış bir meşruiyet tezi olarak “bin yıldır yurt edindiğimiz bu coğrafyayı…” diye başlayan hamasetten bir tek Yahudiler faydalanamaz. Siyonizm, yokluklardan müteşekkil bir sapkınlıktır: Komşusu, akrabası, buraların insanlarıyla kan bağı yoktur. Misafir diye kabul edildiği topraklarda misafir gibi davranmayıp fitne çıkardığından hatırı yoktur. Turist sayılsa arasında gezindiği halklar bağlamında kardeşçe yaşam edebiyatı yoktur. Kardeşi de yoktur. Nüfusu, insanı, insanlığı da yoktur. Kandırıp vatandaş yaptıklarına sahip çıkmaz; onların huzurunu, refahını dert ettiği de yoktur. Zamanında devlet diye tanıyıp meşruiyetini sağlayanlar nasıl suçluysa, sefirini, maslahatgüzarını, şehbenderini kabul edenler, bunlara yer tahsis edenler, iş birliğine devam edenler de suçludur.