Anadolu Ermenilerinden adı çokça geçen Garabet Usta’yla bir alakası yoktur. Ancak Ermeni deyince yerinden, yurdundan, toprağından edilmekle alaka kurulabilir. Nitekim sahiplerinin ve sahip olduğunu zannedenlerin altından, Karadeniz bölgesinin artık doğal karşılanan erozyonu gibi kayan toprak birtakım müstesna kişilerin altında, çoğunluğunsa üstünde birikir. Sonra çoğunluk o birikinti toprağın üstünde ev bark kurmak ister, bu kez kurduğu barkın altında kalır. Oradan yetkili denen kifayetsizlerin arama kurtarma adına yardımı olmasa da kendi çabasıyla güç bela çıkması olasıdır. Canını zor kurtarır, kurtulan can sığınacak barınak aranır. Bu kez toplu ya da topsuz konut idaresinin yaptığı, depreme maruz kalmadığı sürece sorunsuz, yıkıldığındaysa altından kalkamayacağı barklara tav olur. Sapasağlamdır o. Asrın vazgeçilmez sevdası betondan değil de çelikten, yıkılmaz, eskimez bir maddeden mamuldür adeta! Yıkıldığı durumda kurtulmak da mümkün görünmez.
Millet olarak çok şeyin üstesinden gelindiği, birçoğununsa altında kalındığı söylenebilir. Salgın hastalıklar aşılır mesela; maske, mesafe, seccade, sokağa çıkma yasağı, ev hapsi, evde kalınmazsa ölüm tehdidi, evde kal yaşa – evden çık öl edebiyatı derken, temini ve dağıtımı bile becerilemeyen şeyler marifetiyle tapınak şövalyesi kılığına bürünmüş insanların arasından maskeli camekanlı geçilir. Bütün bir halkın birkaç yıllık sosyal yaşamı, doğal hayatı, eğitimi, sanatı, siyaseti ve tıpkı bunlar gibi umurunda olmayan, önemsemediği, kaygısını gütmediği her ne varsa onlar hiç edilir. Gayrısı derviş tevekkülünde bunlar da geçer deyip sabırla, metanetle bu kendini kaybetmişlik ikliminin havasına suyuna dokunmadan üstünden aşıp gitmesini seyreder. Belki üstesinden gelinmez ama öyle ya da böyle altında da kalınmaz.
Mevsim bahara doğru yol aldığında ağaçlara su yürürken, çiçek, kuş, börtü böcek ufaktan canlanırken insan evladı yoksunluğunu hatırlar. Bu kez açtır; domatese, patatese, soğana muhtaçtır. Onun için el değmedik tanzim kuyrukları, tarım kredi dükkanları tasarlanır. Kimse fiyatlara narh koymaktan, enflasyona müdahil olmaktan söz etmez. Aksine muhtaç olana küçük indirimlerle temel gıda maddeleri satmak daha kolay, her daim ihtiyacı olanın üstünden para kazanmak daha uyanıkçadır. Bir depremin ardından nasıl prefabrik evlerin düşük maliyeti, kullanışlılığı, dayanıklılığı akla gelmiyor yahut getirilmiyorsa, gıda yoksunluğunda da üreticiyi ve tüketiciyi zarara uğratmayan genel bir indirim, fiyat sınırlandırma düşünülmez. Karantinalar, entübegiller ve hatta ex olmaların üstesinden gelindiği gibi yardıma ihtiyaç duyanların sıralandığı o yokluk kuyruklarının, tanzimlerin, kooperatifle alakası olmayan tanımsız kredilerin üstesinden gelinir. Hatta onun evvelinde ve ahirinde insanlık testten, aşıdan, birtakım kodlandırmalardan geçirilir, bir şekilde onun bile üstesinden gelinir yahut altında kalınıp ölünür. Sonra tüm bu alakasız konular gelir teröre, dış güçler, iç açılar toplamına dayanır. İşte onun asla, kat’a üstesinden gelinmez. Yarım asırdır derdest edemedikleri, hatta iler tutar bir tanım bile geliştiremedikleri terör için bütün imkanları elinde bulunduranların hiçbir sorumluluğu tartışılmaz da karşılarında çıtını çıkarma cüreti gösterenler payanda ilan edilir. Milletin kendini külyutmaz sanan fertleri bunların yayın organlarında ne verilmişse draje hap niyetine onu yutar. Üstüne sarı kola içer. Karası İsrail’e kurşun tedarikinde kullanıldığı için sarısını içer! Su kesmez çünkü, gazlı içeceklere, gaza gelmeye, gaz çıkarmaya; Karadeniz’in altında, Akdeniz’in üstünde, Ege’nin doğusunda yapıldığı iddia edilen gaz arama çalışmalarına, onun da sadece seçim öncesi yeşillenen edebiyatına bayılır.
Malzeme pek sınırlı sayılmaz aslında; başta terör olmak üzere bilumum uçucu maddeler kullanılır, sündürülür, tükenmez. Filistin, türban, beka, drone, köprü, yol, hastane, havaalanı, top sahası, birer seçim malzemesidir. Tüm bunlar sair zamanda ve tek başına herhangi bir işe yaramaz. Yahut da asıl işlevinin dışında kullanılmaması gerektiği şekilde propaganda aracıdır. Gariptir. Zira özellikle bunlara işi düşmeyen halk, tam da maruz kaldığı propaganda dahilinde tüm bunlar üstüne geliştirilen söyleme, ağız dalaşına, laf kalabalığına tav olur. İnadından, yokluğundan, mahrumiyetinden vazgeçmeyen bir dayıya soğan fiyatı sormak terörle yaftalanmaya tekabül eder. Et ve süt ürünleri zaten onun besin maddesi portföyünde yer almaz. Bu zümreye göre bir gerçeği dile getirip fitne çıkarmanın alemi yoktur; verilirse fitre itina ile kabul edilir.
Gariptir işte, müsriflerin, hırsızların ve yoksun bırakılanların mutlu, gayrısının hüzünlü yaşadığı bir hayat sabır, tahammül ve hayretle yaşanıp gider.