Asrın feraseti

Abone Ol

Sahibini hayatta tutacak kadardır. Toplumlara yayılacak şekilde insanları hayatta tutmaya yetmez. Bir başkasını dert etmeyi, yaşatmaya çalışmayı, kolaylık sağlamayı kaldırmaz. Umut kaimdir.

Kaderden ya da kederden ölmenin lüks sayıldığı şu zamanda insanlar ölür. Daha iyi bir hayat için tasavvur edilen organizasyon, onlara daha iyi bir yaşam sağlamaz. Hem de yaşamların teker teker tükenmesine alışılmışken, onunla da yetinmeyip toplu halde ölenler olur. Ruhu incinmesin için belgesel izlemekten gözlerine perde inen, bunu da katarakt yahut göz tansiyonu diye tanımlayanlar, tükenen hayatları aynı kayıtsızlıkla izler; izlerken çay yudumlayıp çerez kemirir, sonra kanal değiştirmeye yetecek kadar kısa sürede unutur. Daha yaşanacak, görülecek ne kaldı diye merak etmek için zaman bulunmaz; konuşulması, düşünülmesi, uğraşılıp unutulması gerekenler hemen bildirilir. Beklenen bir yarın yoktur, her şey hemen ilan edilir. Ve daha üstüne tek cümle kurmadan, bir çıkar yol düşünmeden, olay aşaması tanımlanmamış duyumun künhüne vâkıf olmadan, birdenbire her yerde türeyiveren karşıtların çemkirdiği, tutarsız ve gürültülü savunular geliştirdiği, hatta savununun önünü ardını düşünüp gelişimini beklemeden dile getirdiği görülür. Ortaya bir yığın söz, bir sürü hayat kalıntısı, tonlarca hayal kırıklığı saçılır.

Bir zihin devrimi umarken akıl erdirebilme kuvvesini darmadağın eden, yaşamın değil de ölümün çekiciliğini savunan, huzurun karşısına her bağlamda yokluğu koyan zeminde hâlâ yaşıyor olmak çaresizliğini bir anlama oturtmaya uğraşan insanlar, bu cahiliye devrinin henüz imana erişmiş ve kendileri için vaat edilen hürriyete tutkun esirleri gibidir. Doğallaştırılmış şekilde önce onlar mağdur edilir. Göçük altında kalan, enkazdan çıkarılmayan, tren kazasına uğrayan, Meriç’te boğulan, Ege’de teknesi devrilen, sele kapılan, ormanları yakılan, asansörü çakılan, madenden çıkamayan, üstüne çığ düşen hep onlardır. İşte onlar sorumlular ve sorumluluk duyması gerekenler için konuşulacak malzeme, sömürülecek duygu, çıkarılabilecek menfaatten ibarettir. Hem de çarçabuk bağlanabilen televizyonların reytingi, reklam geliri, kandırabilme kapasitesi tavan yapmış olur. Yani hayatta kalabilen, yaşanan her şeyden kazanç çıkarmayı başarır. Buna tenezzül etmeyen ise yarının mağdurudur.

İnsanlar ölür; eceli gelmiş, ölmüş varsayılır. İnsanlar mağdur edilir; hak etti var sayılır. Otoritelere yaranamadığından, güç sahipleriyle iyi geçinemediğinden, sorumluluklarını bin türlü dalavereyle savuşturmayı başaranlarla uyuşamadığından; zulüm erbabının düşmanlaştırması, şeytanlaştırması, ihmalkâr davranması, görmezden gelmesi dolayısıyla tükenen insanların oranı kişisel husumetler sebebine yahut bir hastalığa düçar olup ölenlerin oranını bir hayli aşar. Ve dünya ve hayat ve mutluluk, oyunları kuralına göre oynayıp kazananların-kaybedenlerin hakkıdır! Bu hakkı onlara şeytanları bahşeder. Her tavırlarında doğru yaptıklarını telkin eden, her doğruyu yanlış, her yanlışı doğru diye kalplerine yerleştiren, sarsılmaz bir imanla egemenliğinin mutlaklığına ikna eden şeytanları…

Standart kötülük problemi sorgusuna müstenit Mehmet Çimen, Her Şeyin Bi’ Şeyi Vardır isimli hikâyesinin bir yerinde şöyle söyler: “Senin bu felaketlere karşı elinden geleni yapman ve elinde olmayan şeylerin varlığını kabul etmen gerek. Kabul ettiğin anda, kötülüğü yarattı diye sorguladığın Tanrı’ya işini öğretmeyi bırakıp ona güvenmeye başlarsın. Güvenirsen, neyin kötü, neyin iyi olduğunu bilemeyeceğini bilirsin. O zaman Tanrı ile aranda bir fark olduğunu kabul edersin. Çaresiz hastanın, doktoruna teslim olduğu gibi Tanrı’ya güvenirsin. Bacağını kesmek zorundayım dediğinde, doktorun niyetinin sana kötülük etmek olmadığını bildiğin gibi.” (Mehmet Çimen, Her Şeyin Bi’ Şeyi Vardır, A7 Kitap Y. 2023, İst.) Deprem, hortum, sel gibi doğal afet diye nitelenen yahut açlıktan, susuzluktan ölen çocukların neyin bedelini ödediği sorgulandığında esasen doğallaştırılmaya çalışılan sonuca değil, o sonuca doğru yol alırken sebebe insan eli değdiğine tanık olunur. O el ki imara açmak niyetiyle atılan imza dolayısıyla imhaya; doğru yaptığını zannetmek dolayısıyla bu dünyanın saçma sapan oyunlarına alet olmaya yol açar. Bir nevi kötülük için millet onayı alınmış havası verilir. Hani milletin istikbalini yine milletin azim ve kararı kurtarır ya, milletin azim yoksunluğu ve kararsızlığı aynı şekilde istikbalini karartmış gibi görünür. Halk üzerinden iş gören popülistler, uyanıklar, şarlatanlar için hava hep aydınlıktır. 

Ölen ölür, kalan sağlar spor, sanat, siyaset, ticaret, inşaat yapar, şarkı söyler, eğleşir.