Asrın Cehaleti

Abone Ol

Neyi niçin yaptığını bilmeyecek kadar… Kimi seveceğine, kimi seçeceğine, kimden yardım bekleyeceğine karar veremeyecek kadar… İşlenen kötülüklere bigane kalıp olası iyiliklerin önüne geçecek kadar… İnanç odur ki kötülükler başkalarından, iyilikler güç sahiplerinden sadır olur! Hem de bir firmaya verilen ihale, halka yönelik hizmet kabilinden karşılık bulur! Halbuki bir baş kuru soğan, bir somun ekmek, bile isteye yoksulluğa itilen halkın temsilidir. Eski bir reklamda geçtiği şekliyle ‘Açken sen sen değilsin!’ diye sloganlaştırılan söyleme maruz bırakılan insanlar, kendinden geçmişliğin hiç farkına varmadan, kendisini aç bırakanın gün gelip rızık da temin edebileceğine ikna edilir. Belli ellerde temerküz eden servetin kendisiyle paylaşılmaması, bir yerde yığılması, yığılanın ve yiyenin reklam edilmesi rahatsızlık nedeni olmaz. Belki de sinsice değiştirilip yerine yenisi yerleştirilen asrın adalet duygusu bundan ibarettir. Biri yer, biri bakar. Kıyamet ondan kopmaz, başka sebepler bulunur. Biri yeni aracını sergiler, diğerleri onun tekerini öper. Biri yaptığı haksız serveti reklam eder, diğerleri o servet kendisininmiş gibi sevinir. Biri doymak bilmez nefsi için saraylar, hanlar, ticarethaneler yaptırır; geri kalanı bunları kendi yararına bir faaliyet, halkın kullanımında variyet zanneder.

Cahiliye devri diye anılan zaman diliminin önde gelen adamları, istikrar sürsün, kurulu düzen devam etsin de kim ne desin diyerek statükonun etrafında kümelenen köleleri belki aç bırakma tehdidiyle, belki aydınlanmalarına yönelik tüm ihtimalleri imkan dışına iterek cahiliye karanlığının dibinde tutar. Orada atalardan öğrenilen din, halihazırda yaşayanların tanımladığı, dayattığı, Şam’dan, Yemen’den getirdiği tanrılar vardır. Bir puta alıştırılmış insanlar, onun güçsüzlüğünün mahiyetini bilse dahi güçlülerin şerrine maruz kalmamak için itaatkar davranır. Zarardan emin olmadığı için daha da yanaşır, yandaşlık eder, doymasa da aç kalmadığını sanıp sempati besler, nihayet sever. O zaman sevdiklerinden vazgeçmemeleri telkiniyle karşılaşır. Karşılarında mutlak hakkı va’zeden, yeni bir adalet sistemi ihdas eden, insanlığa dünya ve adalet mutluluğu vaat eden tüm zamanların en güzel insanları; eşlerinden, çocuklarından, arkadaşlarından, ebeveynlerinden, mallarından ve hatta canlarından vazgeçseler dahi onların uğruna istisnasız her şeyi göze aldıkları yol, çoğunluğu cezbetmez. Cehalet caziptir. Cehalet ısrarcıdır. Cehalet sıfır faizle kredi dağıtan banka reklamı gibidir. Cehalet, parasını kuruşu kuruşuna ödemek zorunda olduğun ev için neden çekiliş yapıldığını sorgulatmaz. Cehalet kıytırık bir binek için, savunma adı altında drone modernizasyonu yahut silah için, bedava kullanılmayan yollar, köprüler için vaveyla koparma gerekçesi aratmaz.

Bir çekiliş izleyicisi, şanslı kişilerin hiçbir meblağ ödemeden ev, araç sahibi olacağını zanneder. Çekilişe katılan ödeyeceği tutarı hazırlar. ‘Madem satılacak, neden çekiliş yapılıyor’ sorusu, bu reklam edilenlere hiçbir zaman sahip olamayacak halkın sorunu değildir. Halkın öyle merakları olmaz, onlar bir şey yapılıyor sanrısıyla sevinip alkış tutmayı herhangi bir sorguya tercih eder. Hatta yanında durmak, fotoğraf çekmek dolayısıyla Münker Nekir sorgusunda kendisine iltimas geçilebileceğine inanır!

Devrin tüm insanları cahil sayılmaz. Aksine sanatın, edebiyatın, ticaretin pek gelişkin olduğu söylenir. Halkın fertleri hak olana karşı durmak konusunda da bağnazlık etmez. Cehalet sosyolojisinin acı gerçeği, toplumda sözü geçenlerin, ileri gelenlerin; başta olmayı, başta kalmayı, başa geçmeyi kendisinde tanrısal bir hak olarak görenlerin kibrine tav olmaktır. Güç sahipleri, elde tuttukları sömürü sistemine karşı çıkan herkesi anarşi çıkarmakla, terörize etmekle; elde bulundurdukları iletişim unsurlarıyla taciz, telin, tezyifte bulunmakla kaimdir. Öyle ya bir görev verilecekse Kureyş’in onca ulu kişisi varken nasıl yetim birine verilsindir!

Topluma mal edilen cehalet, birkaç menfaat düşkünü, kibirli, sükseli elitin halkı manipüle edebilişinden kaynaklanır. Cahiliye devrinin birkaç önde geleni zamanla inanca, ahlaka, adalete yanaşacak insanları ısrarla, inatla, düşmanlaştırmakla hak olandan uzak tutar. O önde gelenlerse şüphesiz güç ve iktidar sahibidir. İnsanlığa yaraşan hak anlayışıyla menfaatleri zayi olacak, haksızlığa dayanan ticaretleri bozulacaktır. Baskı yahut etki altına aldıkları insanlar, seçkinlerin emeline gönülden iştirak etmese de boyun eğmek zorundadır. Nihayet hiçbir toplum için bir anda aydınlanma, topyekûn haksızlığa tavır alma refleksi beklenmez. Dünya ve ahiret saadeti, iyiliği amaç edinenlerin inanç ve sabırla çalışmaları, hak olanda sebat etmeleriyle mümkündür.