Asrın Adaveti

Abone Ol

Kötülüğün sürüyle tanımı yapılabilir. Doğru yanlış, hak batıl üstüne her akıl yürütüş, nihayetinde örnekler üzerinden de olsa kötülüğün mahiyetini ele verir. Eylemin yahut söylemin nasıl tezahür ettiği, kimden sadır olduğu, kimleri mağdur ettiği de temellendirmek ve kuramsallaştırmak adına kötülüğün menşeini öğretir.

Adavet etmek, düşmanlık tanımları geliştirmek, düşman olmanın gerekliliği üstünde durmak yahut doğrudan doğruya düşmanlık gütmek şimdiki zamanın en kullanışlı argümanıdır! Yön şaşırtmak, manipüle etmek, gerçeği ve gerçekliği çarpıtmak için hayli işlevseldir. Hem tarafgirlik ve terörize etme politikalarının doğal getirisi olarak halk buna teşnedir. Her seçim öncesi komşu ülkelerle papaz olan, beceriksizliğini dış güçlerin oyunuyla açıklayan, diplomatik eksikliğini batının duyarsızlığıyla örten, yolsuzluk ve tamahkarlığını bizzat kendisini iktidara taşıyanları terör örgütü ilan etmekle kapatan iktidarlar, kitlesini herhangi bir düşmanlığa ikna etmekte hiç mi hiç zorlanmaz. Sorunların bu kısmına kadar, kitlesinin bir sorumluluğu yoktur denebilir; ancak hakikat adına adeta dinsel bir kabullenişle sevdiklerinin bu ahlaksız tutumunu, saldırgan görünmek suretiyle sarsılmaz işbirliklerini örten uyanıklığı savunmaya kalkan kitle şüphesiz suçludur, sorumludur, sorunludur!

Söz konusu düşmanlaştırma projeleri Siyonizm’e, Siyonizm yardakçılarına, kurulu işbirliklerine; siyasi, ticari, diplomatik anlaşmalara işlemez. Dolayısıyla İsrail denen şey ne alenen ne de gizli saklı terörize edilemez. Ona yönelik kahır temennileri hep gariban kalan halklara döner!  İnsanlar nezdinde şiddetin bir sınırı olduğu gibi otoriteler katında da vicdanın, hassasiyetlerin, protestonun, boykotun sınırları vardır! Söz temsil vicdan yapılabilir ama aşırıya gidip o kadar da kendini yıpratmanın alemi yoktur! Hassasiyet taşınır ama mesafeler uzadıkça taşınanın ağırlığı artar, bırakıp soluklanmak icap eder! Protesto şayet konsolosluk, büyükelçilik önünde kalırsa tadından yenmez! Hele mitinge iştirak edip edebiyle bayrak sallayanların kendi dünyaları, ahiretleri, akıbetleri kurtulduğu gibi usulünden füruundan yedişer kişiye şefaatçi olacaklarına dair bonus ya da troy, ille de fetva henüz çıkmamıştır ama bir ara böyle bir şey uydurulmayacağına yönelik garanti verilemez! Boykota gelince, kola içmemek, deterjan tüketmemek suretiyle düşmanlaştırılamayan düşmanın kahrolması kaçınılmazdır! İsrail dışişlerinden bu konuda nasıl üzüldüklerine, incindiklerine, mahvolduklarına dair henüz bir açıklama gelmez ve her açıklamalarında geçen iletişim başkanının ne kadar da tehlikeli biri olduğuna yönelik reklam eksik kalır. Kola içmemek suretiyle direnen, kahve dökmek suretiyle taarruza geçen yandaşlar için ortalıkta ne gemicik vardır, ne evlat ve ne de ticaret!.. Gayrısı aşırılıktır, fitne çıkarmaktır, provokasyon hatta bilmem hangi örgütle düşüp kalkmak, hainlik, teröristlik ve daha bir sürü şeydir! Çünkü toplum içinde çoğunluğu oluşturmanın bahşettiği pervasızlık, sadece gücünün yettiğini düşmanlaştırma serbestisi sağlar. Çünkü Yahudilerin ve Allah’a ortak koşanların düşmanlıkta sınır tanımaz olduklarını Cenab-ı Hak öğretir. Gerçekte düşmanlık edilmesi gerekenle vızır vızır işleyen ticareti faş etmek ve aradaki ilişkilerin konuşulması ise mahrem sayılır!

Henüz sosyoloji paradigması dahlinde yer edinmemiş olsa da beynelmilel alanda Yahudi Siyonizmi ve Hıristiyan Siyonizmi kuramsal olarak kanıksanmış bir tanıma sahiptir. En azından semitizmin çerçeveleri belirsizken antisemitizmin mütemadiyen dile getirilişi, savunusu, sanki bir tehdit unsuru gibi kullanılışı, inançlara ve toplumlara has Siyonizm anlayışının kanıksandığını gösterir. Ve bunun karşılıkları da sadece yaşanan zamanın teamüllerinden çıkarsanabilir. Şimdilik Müslüman Siyonizmi diye ne bir tabir, ne tanım, ne itham ve ne de ithaf söz konusudur. Muhtemelen böyle bir kavram geleceğin konusudur ama işbirlikçi yönetimler, gizli yahut aleni yönelimler, bölgesel olarak tam da o sözü edilmeyen, tanımlanmamış Siyonizm çeşidinin ekmeğini yer. Artık bu güç sahipleri için geçmişte çokça kullanılan işbirlikçi, taklitçi, yandaş gibi tabirler de çok hafif kalır. Kİ rahmetli hocanın sözünü ettiği ‘Siyonizm kurdurdu, Siyonizm kullanmakta, Siyonist projesi…’ başlıklı tespitler, ithamdan ibaret değildir. Kurduran ve kullanan, her gün seyrüsefer eyleyen gemiciklerle, işbirliği anlaşmalarıyla, iç piyasada heyheylenip dışarıya doğru gıkını bile çıkaramamakla doğrulanabilir.

Hiçbir şey yapmıyorlar yargısı da doğruyu yansıtmaz!  Menfaatlerine bir zarar ilişmesin, işbirliklerine ve bunun topluma yansımayışına bir zeval gelmesin için canla başla uğraştıkları su götürmez. ‘Gerçekleri tarih yazar’ türü laflarsa maç tezahüratıdır. Gazze’ye gelince o, sadece yalnız bırakılan bir direniş mahalli değil, çokları için kazanç kapısıdır!