"Dünya Siyonizm'i dediğimiz zaman bir timsah düşüneceğiz. Bu timsahın üst çenesi Amerika, alt çenesi Avrupa, kuyruğu da İsrail’dir. Gövdesi de bütün Müslüman ülkeler dâhil diğer ülkelerdeki hükümetlerin bir kısmıdır. Bir kısım basın mensupları ve işadamları da Siyonizm’in emrinde çalışan işbirlikçilerdir. İşte bu timsahı oluşturan Siyonizm’i mutlaka tanımalı ve tedbirlerimizi buna karşı almalıyız. Bulunduğumuz nokta böyle önemli bir noktadır" diye söyler rahmetli Erbakan. Bu mühim beyanatta geçen tespit, tanımlama ya da tariflerde hiçbir sorun yoktur; sorun anlamak, tanımak ve tedbir almak noktasındadır. Daha doğrusu sorun, herhangi bir tedbir alınamamasının yanında hiç yoktan gard almak adına arpa boyu yol kat edememekte, karşısında hissedilen derin acziyeti örtmek için de sloganlaştırılmış cümlelere sığınmaktadır! Sorun hamasetin, sloganların, popülizmin gölgesine doluşup Siyonizm'in tüm dünyada işlediği tarifsiz zulümler karşısında hiçbir şey yapamıyor olmaktır. Sorun böyle bir durumda toplu dua seansları düzenleyip dinginleşmekte, kahır seremonileri tertipleyip timsah kuyruğuna lanetler okuyarak dert savuşturmakta, işbirlikçi hükümetlerin çoktan hibe edilmiş yürek damarlarına asılmaktadır. Sorun, diplomasi trafiği denen şeyi İstanbul trafiği zannedip bir çözüm bulunabileceğini ummakta; timsah kuyruğuyla birlikte kesinlikle lanetlenip yerin dibine batması gerekenlerin insafına sığınmaktadır. Sorun sayılamayacak kadar çoktur ve çözüm inançlı bir yürekle Siyonizm, işbirlikçileri ve yardakçılarının karşısında konumlanmak, dozajı her geçen gün artan kötülüklerine karşı istisnasız her yöntemi deneyerek direniş gösterebilmektir. Şu halde timsaha benzetilen şeyin karşısında, geliştirilen yöntemlerin kanlı mı, kansız mı olacağına artık yetmişbeş milyon ya da herhangi bir memleket ahalisi değil, Gazze’de kanlarıyla direnen Müslümanlarla birlikte tüm insanlık karar verir. Yahut da aynı insanlık, kadim kararsızlığına devam edip kötülüğün yeryüzüne hâkim olması için mütevazı katkılarını sunar.
Şimdiki zamanda timsah ve gövdesine yem olan halklar, özellikle gövdeden insanlık adına bir yarar bekleyişi acizlik, hatta TDk’ya göre varolmayan ama çaresizliğin, acizliğin, güçsüzlüğün pekiştirilmiş hali acziyet diye nitelemelidir. Ali İhsan Varol’un yıllar evvel sunduğu Kelime Oyunu’nda, “Çaresizlik ve güçsüzlük içinde olan” öncülüne, derhal, “Ben!” diye yanıt veren yarışmacının, anlık sergilediği ruh hali coğrafyanın özetidir. Kitleler, gövdenin kifayetsizliğine, kabiliyetsizlik ve beceriksizliğine aymamakta ısrarcıdır. O kadar ki açlığının sebebini alt ve üst çeneye bile yorar da yıllardır kendisini sömüren, ‘itibardan tasarruf olmaz’ mottosuyla şahsına saraylar yaptırıp gemicikler edinen, kutucuklar dolusu servet yapıp garibana tasarruftan söz eden muhterisleri suçlamaz. Yokluğun nedeni nasıl ki fırsatçılık yapan marketlerse sekiz aydır devam eden soykırım boyunca timsah kuyruğuyla ticaret yapıp köşe olan da bakanlıktan onay almayan şirketlerdir! Ama her ne hikmetse kısıtlama bakanlıktan, hayıflanma onun da üstünde yer alanlardan duyulur.
Timsahın gövdesinde gerçekleşen çaresiz protestoların, eylemlerin, boykotların doğrultusu çok çok mezkûr kuyrukla ticaretin kesilmesini; kuyruğa terör devleti denmesini, kuyruğun şiddetle kınanmasını, büyükelçilerinin çekilip ilişkilerin maslahatgüzar seviyesine indirilmesini içerir. Can alıcı ya da kan dökücü nokta, bu tür şeylerin gövdeden talep edilmesidir. Halbuki timsahın alt ve üst çenesi çalıştıkça semiren, beslenen, güçlenen de kuyruğun zapturapt altına alınmayan hadsizliklerinden nemalanan da gövdedir. Kuyrukla ticaretin rekora koşmasına sevinen de kısıtlamaya gittiğinde yerinen ama bununla övünen de odur. Dahası saçma sapan diplomasi söylemleriyle icabında HAMAS'ı ikna etmek için kuyruğa garanti veren, Kürecik’te kuyruk için çalışan radar üssünü ağza bile aldırmayan; kuyruğu otorite sayıp ondan vize alarak üstelik kendi kurumları marifetiyle Kudüs turları düzenleyen ve lahana turşusunu perhiz niyetine değil de boykot niyetine tüketen hep aynı timsah gövdesidir. Hatta gövdenin tam olarak neresine tekabül ettiği bilinmeyen bir takım uzuvlar, iki devletli çözüm diye bir garabet uydurup timsah kuyruğunun yerini berkitir. 1967 sınırı gibi kuyruğun devlet diye varlığını tanımak da iki devletli çözülme de büyük dedikleri Ortadoğu Projesi de işgale, zulme, kötülüğe dâhildir. Filistin için yegâne çare olarak kuyruğun kopması, kötülüğün kaynağının yani Siyonizm'in tüm dünyada ortadan kalkması şeklinde bir kalıcı çözümden söz edilebilir. O da insanların insanlıkta birleşimi ya da İslam’ı insanlığın teşmili ve tekâmülü olarak görmeleriyle mümkündür. Hâlâ timsah avcısı samimi insanların var olduğunu bilmek şükür sebebidir. Binaenaleyh insanlığın timsah uzuvlarının dışında kalıp ona yem de olmadan inanç, umut ve direnişten başka şansı yoktur.