Aslı yoksa rakamlar açıklanmasın

Abone Ol

Zaman zaman dile getirdiğim her ay açıklanan açlık ve yoksulluk sınırı rakamlarından söz etmek istiyorum. Söz konusu rakamlar özellikle Türk-İş tarafından her ay açıklanıyor. Elbette bu rakamların tespiti kafadan yapılmıyor. Bazı ölçülere göre rakamları her ay yeniliyorlar. Bu arada benzer rakamlar TÜİK tarafından da açıklanıyor. Yani olay sadece bir işçi konfederasyonunun iş edinmiş olmasından ibret değil. Buna göre vatandaşın gıda harcaması tutarı bir önceki aya göre Mart’ta 88 TL, temel ihtiyaçlar için yapılması gereken toplam harcama ise 286 TL artmış. Bu artışlardan sonra dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 2 bin 345 lira, yoksulluk sınırı ise 7 bin 639 lira olarak açıklanmış. Yine geçen yıl Mart ayında açlık sınırı 2 bin 014 lira iken, yoksulluk sınırı da 6 bin 561 lira imiş. Gerek Şubat ayı rakamlarına, gerek geçen yılın aynı ayının rakamları ile bugünkü rakamlar arsında ciddi fark var. Bir başka ifadeyle geçen yıla göre ortaya çıkan farkın gelirlerdeki artış ile karşılandığını söylemek de mümkün değil.

Söz gelimi Türk-İş’in araştırmasında ortaya çıkan açlık sınırı rakamının asgari ücret rakamının altında kaldığını hatırlatmanın bile yaşadığımız ekonomik durumu göstermeye yeteceğini sanıyorum. Özellikle de yoksulluk sınırı rakamı olarak ortaya çıkan 7 bin 639 liralık rakam üzerinde ciddi olarak düşünmek gerekiyor. Çünkü bu rakamdaki bir gelire sahip ne kadar çalışan ve emekli olduğuna dair ülkeyi yönetenlerin elinde rakamlar vardır. Çünkü, işçi, memur ve emeklilerin durumunu belirlemek için böylesine her ay bir araştırma yapmaya bile gerek yok. Sadece çarşı pazara arada bir çıkıp fiyatlara bakmak ve bu fiyatlarla gelirimizi mukayese etmek yeterli olacaktır. Söz gelimi önceki gün çarşıya çıkan bir ev hanımı arkadaşına yumurtayı almadan döndüğünü söylüyordu. Ama sahurda özellikle çocuklar için gerekli diye dert yanıyordu. Aynı hanım biraz sonra bir başka arkadaşı ile yeniden çarşıya çıkarak dolaşıyorlar. Bir hafta önce 14 liraya aldığı bir koli yumurtanın bu hafta 17 ile 20 lira arasında satıldığını görüyorlar. Herhalde buna da korona salgınının sebep olduğunu söylemek doğru olmaz. Salgının hayatımızın her noktasını olumsuz etkilediğini kabul ediyorum ama bu noktaya gelinmiş olmasında geçmişte atılmış yanlış adımlar ya da atılması gerektiği halde atılmamış adımların etkisinin olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Hemen belirteyim ki derdim muhalefet yapmak değil. Eleştiri peşinde de değilim. Ancak, her konuşmalarında tozpembe tablolar çizen iktidar sözcüleri ile iktidarın dışarıdan ortağının sözcülerinin yaptıkları açıklamalar ile gerçekler birbirine uymuyor. Ayrıca, bu kesimin eleştirileri dikkate almak gibi bir huyları da yok. Çünkü onlara göre bu ülkeyi sadece kendileri seviyor, her şeyin doğrusunu kendileri biliyor. Tüm bunlara rağmen sadece bir ikaz görevini yerine getirmeye çalışıyorum. Zeki Ceyhan kardeşimin dünkü yazısında dikkat çektiği gibi bir yandan maske satışı iktidar tarafından yasaklanırken insanımızın maske ihtiyacı da tam olarak karşılanabilmiş değil. Buna rağmen dünyanın dört bir yanına maske yardımı yapıyoruz. Hemen aklınıza yardımlara karşı mı çıkıyorsun sorusu gelebilir. Hayır yardımlara karşı çıkmıyorum ama önce kendi insanımızın ihtiyacının karşılanması gerekmez mi?

Sonuç olarak diyorum ki, her ay açıklanan açlık ve yoksulluk sınırı rakamları açıklanmasa daha iyi olacak sanıyorum. Hiç olmazsa durduğumuz yerde moralimiz bozulmaz. Çünkü açıklanan rakamlar bir gerçeğin ifadesi ise tam bir felaket arz ediyor. Doğru değil ise bu rakamların doğrusu devlet tarafından açıklanmalı. Bu arada özellikle çarşı pazarda fiyatların durduk yerde artışını engelleyecek tedbirleri devletin öncelikli olarak engellemesi gerekiyor. Bunun yolu da fiyat artışını engellemenin yolu da maskede olduğu gibi bazı ürünlerin satışını engellemek olmamalıdır.