Gündem

"Aslan, yavru iken de Aslandır"

"Aslan, yavru iken de Aslandır"

Abone Ol

Hz. Ali (ra) İslam dinini küçücük yaşta seçerek, benzersiz bir güven ve teslimiyet örneği sergilemişti. Bu cesur, gözü pek çocuk, yaşının küçük olmasının verdiği coşkuyla İslam dinini kabul ettikten sonra tereddütler geçirmiş değildir. Hatta yaşından beklenmeyecek kuvvetle İslam‘a sarılmış ve Efendimiz ‘i (sav) hiç yalnız bırakmamıştır. Bu kararlı ve cesur tavrı bu zamanda değil de, henüz İslam‘ın tanınmadığı, sevilmediği ve desteklenmediği dönemde olduğu için, çok dikkat çekmiştir.

Âmine Ateş Kabaktepe

Peygamber Efendimiz (sav) İslam‘a davetini açıktan yapmaya başladığı zamanda, Mekke müşriklerinin azgınlıklarına, işkencelerine ve din davasının en hararetli zamanlarına küçücük yaşta şahit olmuştur. Yetişkin yaşta, güçlü kuvvetli kişilerin bile karşı koymaya cesaret edemedikleri bir hayata, Hz. Ali (ra) küçücük yaşıyla karşı durdu.Hz. Ali (ra) yalnızlığın dostu Ebu Zerr El-Gıfarı‘nin (ra) Müslüman olmasındaki etkisini şöyle anlatmıştır:Hz. Ali (ra) cesaretiyle beraber, zeka ve ferasetiyle de üstün bir şahsiyetti. Bir keresinde Kabe‘ye gittiğinde, giyim-kuşamından, yabancı olduğunu anladığı bir zat görmüştü. Meğer bu şahıs, Müslüman olmak üzere Mekke‘ye gelen ve Efendimiz‘i (sav) ancak Kabe‘de bulabileceğini düşünen Ebu Zerr el-Gıfari (ra) imiş. Ebu Zerr (ra) öncelikle kavmi arasında iken, Mekke‘de bir zatın çıkıp, peygamberliğini ilan ettiğini duymuş ve meselenin ne olduğunu araştırmak üzere kardeşini Mekke‘ye yollamıştı. Fakat onun getirdiği bilgiler kendisini tatmin etmeyince, bizzat kalkıp Mekke‘ye gelip, Rasulullah‘ı (sav) Kabe‘de bulabileceğini düşünmüştü. Üç gündür Efendimiz‘i (sav) bekliyordu; fakat henüz Efendimiz (sav) oraya gelmemişti.

Ebu Zerr‘i (ra) üç gün gözleyen Hz. Ali (ra), üçüncü günün gecesi yanına yaklaşarak, kendisine Mekke‘ye niçin geldiğini sordu. O da, meselenin ne olduğunu kimseye söylememesi şartıyla içini Hz. Ali‘ ye açtı. Bunun üzerine Hz. Ali (ra) kendisine şöyle dedi;"Şüphesiz ki o bir gerçektir ve Allah‘ın (cc) peygamberidir. Siz sabahleyin uyanınca benimle gelin ve aralıklarla beni takip edin. Yolda bir tehlike görürsem, size bir şekilde işaret veririm. Şayet durmaz da yürürsem, ben nereye gidersem, siz de oraya gelin."Böylece Rasulullah‘ın (sav) yanına kadar gittiler, Hz. Ebu Zerr (ra) orada kelime-i şahadet getirerek Müslüman oldu."Bir keresinde Kabe‘ye gittik, Rasulullah (sav) beni omzuna aldı. Kabe‘nin üzerinde bir put duruyordu, onu sağdan sola doğru ittim, put devrildi ve paramparça oldu. Sonra beni omzundan indirdi ve beraberce eve döndük."

Hz. Ali (ra) çocuk yaşına rağmen, ateşin bir zekâya, derin bir muhakeme kabiliyetine sahipti, aynı zamanda Efendimiz‘e (sav) karşı da büyük bir güven duyuyordu. Bunların da ötesinde; Hak Teala Hazretleri kendisini hidayete ehil olarak yaratmış, çocuk yaşında da hidayeti nasip etmiş ve namazda Efendimiz‘in (sav) üçüncü cemaati olmakla şereflendirmiştir.İnsanların en hayırlılarından, ilim deryası Hz. Ali‘nin (ra) ve ailesinin yaşadıkları olaylar, kesinlikle rastlantı değil, hikmetli hadiselerdir. Bu olayların bize görünen tarafı yanında görünmeyen yönü de vardır. Birçok âlim, eserlerinde bu konuları anlatmaya çalışmışlardır. Yaşanan olaylara biraz da hikmet ve hakikat penceresinden bakan Bediüzzaman‘ın bu konularda açıklamaları vardır. Hz. Ali (ra) şöyle buyurmuştur: "İnsanlar üç sınıftır; biri Rabbani alimler, diğeri kurtuluş yoluna girmiş ilim talebeleri, üçüncüsü de her sese kulak veren, ilim nuruyla kendilerini aydınlatamayan ve sağlam bir esasa bağlanamayan sürülerdir. İlim maldan daha değerlidir; zira ilim seni korurken, sen malını korursun. İlim; onunla amel ettikçe ziyadeleşir, fakat mal, harcadıkça tükenir. Âlimi sevmek, dindendir. İlim, sahibine yaşarken taat kazandırır, vefatından sonra hayırla yâd edilmesini sağlar. Mal biriktiren ise, malla birlikte yok olur, adı, sanı kalmaz. Malı yığanlar diri iken bile ölü hükmündedirler. Âlimlerin ise, dünya durdukça adları anılır."Hz. Ali (ra) her ne kadar ilmi yönüyle yeteri kadar işlenmemiş olsa da, elbette ki o hem büyük bir ilim sahibi ve hem de kendisinden büyük insanların ders aldığı bir üstattır.