“Yıllar içinde hemen her sohbette Habertürk’ün nasıl zorluklarla kurulduğunu anlattım. Gerçekten de televizyonun kurulması çalışanların büyük özverisi, meslek içi dayanışmanın emsalsiz bir örneğidir.
Fakat bir gün bir dost meclisinde sohbet ederken dinleyenlerden biri bana dönerek, “Sevgili Serdar böyle anlatıyorsun ama Habertürk senin sandığın gibi kurulmadı.” dedi.
Ben de, “Olur mu tam da anlattığım gibi oldu.” dedim. Muhatabım gülümseyerek, “Peki, sana bir soru, Ufuk (Güldemir) o günlerde telefonda Aslan Abi diye biriyle konuşur muydu ” dedi.
Şaşırdım. Zira konuşurdu. Bazen telefonu çaldığında masadan kalkar ve yanımızdan uzaklaşırdı. Bu özel görüşmek isteyen herkesin yaptığı standart bir hareketti. Ancak Ufuk, birkaç kez yanımdan kalkarken telefonunu gerçekten de, “Aslan Abicim” diye açmıştı.
Tuluhan Tekelioğlu da bir gün bana, “Yahu bu Aslan Abi kim Dün arabada giderken telefonunu açtı ve Aslan Abi dediği bir adama finansal bir konuda yalvardı.” dedi.
Telefondaki şahıs yani Aslan Abi de Ufuk’a “Tavşan kardeş” demişti.
O an içimden, “Bu olsa olsa Ufuk’un avcı dostlarından biridir.” dedim.
Fakat yıllar sonra birinin kalkıp “Aslan Abi” den bahsetmesi beni şaşırttı ve merakımı artırdı.
“Peki, kimdi bu Aslan Abi ” dedim.
Gülümseyerek, “Turgay Ciner’di… İlk günden beri Ciner o operasyonun içindeydi. Daha sonra çıkan gazetenin de operasyonunda Ciner vardı. Ama Yarın gazetesi battı. Habertürk markası ise Ufuk’a belli bir para verilerek Ciner’e devroldu.”
O satıştan belli isimler Ufuk Güldemir’in takdir ettiği miktarlarda yüklü paralar aldılar. Maalesef kuruluş günlerinde büyük emek dökenler döktükleri emeğin mütevazı karşılığıyla kaldılar…”
Yukardaki satırları, gazeteci-yazar-TV programcısı Serdar Akinan’ın piyasaya yeni çıkan, “Sahi Beni Neden Almadılar Medyanın Hakikatle İmtihanı” adlı kitabından aktardım.
Şaşırdım mı
Hayır, şaşırmadım.
Çünkü söz konusu olan Turgay Ciner’se bunda şaşılacak fazlaca bir şey olmasa gerek!
O dünyada herkes kendisini, “Şeytana pabucunu ters giydiren adam.” olarak tanımlar.
Akinan, “O satıştan belli isimler Ufuk Güldemir’in takdir ettiği miktarlarda yüklü paralar aldılar.” diyor, ya!
Ben bu isimleri merak ettim.
***
Serdar Akinan’ın “anekdotlarla dolu” kitabından son bir alıntı yapmak istiyorum;
“O sırada eniştem kanser oldu. Milliyet’ten ayrıldı. Fındıkzade’de yaşadığı evde büyük bir sefalet içinde ölüme giderken 35 yılını verdiği Milliyet’ten yardım istedi. Defalarca aramasına karşın Aydın Doğan’a ulaşamadı. O izbe evde gerçek anlamda can çekişerek ölürken Milliyet ona büyük vefasızlık gösterdi. Milliyet için geceli gündüzlü hayatını veren bu emektara Aydın Doğan’ın gösterdiği vefasızlığı hiç unutmadım ve onu affetmedim.” (Sahi Beni Neden Almadılar Medyanın Hakikatle İmtihanı, Kırmızı Kedi Yayınları,
www.kirmizikedikitap.com
, T: 0212 244 89 82)
RUS AMCA
1980’lı yıllar…
İsmet Özel’in evinin kapı zili ısrarla çalar…
Kapıyı açan İsmet Özel’in küçük çocuğudur.
Salondaki babasına bağırır;
“Babaa, yine Rus amca geldi!”
“Rus amca” dediği, Murat Belge’dir.
İsmet Özel-Murat Belge hâlen sık görüşüyorlar mı, bilemiyorum.
Ama Murat Belge ‘Akîl Adam’lıktan istifa etti…
İstifa gerekçesi çok ilginç:
“...Başbakan’ın Gezi Direnişi’nin tamamını içermek üzere söylediği sözler, seçtiği adlandırmalar, kullandığı dil, bana da, ‘kişisel bir hakaret’ olarak geliyor ve isabet ediyor…
Gezi olayları hiç olmamış, dediğim o hakaretler hiç yokmuş gibi gidip ‘Siirt’te şöyle oldu, Urfa’da böyle oldu’ diye konuşmayı anlamsız olduğu kadar imkânsız buluyorum. Ama belirli bir amaç ve programla başlamış bir toplantıda, ‘Şimdi onu bırakın da bunu konuşalım’ demek de olacak bir şey gibi görünmüyor geri kalan 60 kişinin duygu ve düşüncelerini bilmiyorum.
Başbakan, ‘süreç devam edecek’ sözünü de söyledi. Umarım devam eder, umarım başarıyla devam eder. Umarım, ‘Bu ikisi bir arada yürümez’ demekle ben yanılıyorumdur. Ama, benden buraya kadar.”
BU, BU NEDİR BU
* NTV’deki Yavuz Donat, Mustafa Balbay ve Emin Çölaşan’ın yaptığı “Kapalı Kapılar Ardında” programının yayından kaldırılması,
* Gazeteci Ahmet Taşgetiren’in Kanal7 yorumculuğundan ayrılması, ardından da Yeni Şafak’taki yazılarına son verilmesi,
* Hüsnü Mahalli’nin Yeni Şafak’tan ayrılması,
* Muhabir Veli Toprak’ın Y. Şafak’tan atılması,
* Nuh Gönültaş’ın Bugün Gazetesi’nde 6 ay boyunca “ücretli izne” çıkarılması,
* Nuray Mert’in yazılarına son verilmesi,
* NTV’de Mehmet Y. Yılmaz, Nazlı Ilıcak, Nuray Mert ve Ruşen Çakır’ın “Basın Odası” programının kaldırılması,
* Hasan Cemal’in Milliyet’teki yazılarının sonlandırılması,
* Ali Akel’in Y. Şafak’ta yazılarına son verilmesi,
* Ve son olarak esasen ortadan bir yönetim sergileyen Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İsmail Küçükkaya’nın görevine son verilmesi..
Örnekleri çoğaltmak mümkün. Bildiğim daha çok örnek var.
Bunların ortak paydası, iktidara muhalif olmaları ya da iktidarın icraatlarını eleştirmeleri…
İyi de, bir memlekette iktidarı eleştiren, uyaran gazeteciler-yazarları yok ettiğinizde, programlarına, yazılarına son verdiğinizde her şey süt liman mı oluyor
NOT: Bugün 26 Haziran 2013, Çarşamba... İktidar ve TBMM’de grubu bulunan partiler, 2012 yılında yeni ve sivil anayasa vaadini yerine getiremedi. Sınıfta kaldı. Umutlar bu yıla sarktı. TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nda herkes ayrı telden çalıyor. Temmuz 2013’e kadar umutsuz son bir maraton daha başladı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül bile, “Görülüyor ki, yeni Anayasa olmayacak!” dedi. Du bakali n’olacak Takipteyiz…