Asla güvenilmez gazeteci tür(ev)leri...

Abone Ol

Kimse sakın bana kızmasın!

Bunları yazmak zorundayım..

Gazeteci, her ne kadar zamanının fotoğrafını çeken, bunu yansıtan tarihin tanığıysa da, bir o kadar olaylar ve kişiler arasındaki bağlantılara, tahlillere de yer veren kişidir.

Zinhar, sıradan biri bu bağlantıları nereden bilebilir ki

Ortalama bir okur, bir gazetecinin, yazarın bugün başka yarın bambaşka bir yüzle piyasaya çıktığını nasıl fark edebilir ki!

Şimdi size dört gazeteci türünden bahsedeceğim..

İsim vermeyeceğim, zira tazminat ödeyecek param yok!

Niceliklerini geçtim, -zira o kadar çoklar ki- niteliklerini okuduğunuzda Ya, böyle gazeteci-yazarlar da var mı diye sorduğunuzda bu sorunun cevabı zinhar evetdir.

Ama baştan da söylediğim üzre benden sakın isim falan istemeyin!

İşte o dört gazeteci-yazar türü... Buyursunlar;

BİRİNCİ GAZETECİ TÜRÜ: Çalıştığın gazetenin en üst yönetimlerinde bulun. Konjoktüre göre tutum al. Antidemokratik dönemlerde  yalan yanlış-asparagas haberleri gazetenin manşetine taşı. Yıllar geçip devran döndükten sonra o manşetleri hatırlatanlara, hiç yüzün kızarmadan "O kararları (28 Şubat) imzalayana sormak lazım. Yargılama oradan başlaması gerekir. O zaman biz de korktuk valla!" de.  Üstüne üstlük en vazgeçilmez demokratlar sınıfında konumlan. Sırtını da bir anlamda devlete yasla. Oradan da gelsin, buradan da gelsin.. Ohh ne ala memleket...

İKİNCİ GAZETECİ TÜRÜ: Sürekli zamana ve konjoktüre oyna. Yıllarca yurtdışında kaldıktan sonra uluslararası ilişkileri en pespaye şekilde işle. Mağdur olan kesimlerin yanındaymış gibi yap, mazlumların gördüğü zulümleri diğerleri başlığı altına yazarak onların sempatisini kazan. Aynı kesimlerin büyük mağduriyetler yaşadığı antidemokratik dönem de ise dümeni 180 derece çevir ve onları kalbinden vur! Yine zamana oyna. Daha sonra yine çarklarını sürdür, belli bir kesime sempatik gelen yazıları döşe, "Aslında ben ne kadar da yanlış biliyormuşum!" türünden repliklerle. Kısa bir süre sonra dön yine onları vur! Ohh ne güzel gazetecilik...

ÜÇÜNCÜ GAZETECİ TÜRÜ:  Bu ülke insanını en iyi tanıman gerekirken bu alanda en sonlarda yer al. Yaşını başını almış olmana karşılık 18lik delikanlı tavırları ile ahkam-racon kesmeye devam et! Yıllarca gazetenin en tepesinde yer al. Gelene çak, gideni mağdur et. Daha sonra çaktığın bazı isimlere yönelik günah çıkarma gibi yap. Açık antidemokratik gelişmeleri, uygulamaları uzun süre hiç görme! En olmadık ilişkilerin, pazarlıkların içinde yer alarak yukarıya karşı koltuğunu sağlamlaştır, sonra da genç gazetecilere gazetecilik etiği dersi ver! Yer mi Anadolu çocuğu! Nasrettin Hoca ile özdeşleşen kavramın kıyılarında gezerek konjoktür kolla! Acaba bana ne zaman yeniden sıra gelecek türküsünü içten içten söyle, geçmiş günah ve hatalarını ise hepten sakla ve görme! Ohh ne ala! Yaşasın konjoktür!

DÖRDÜNCÜ GAZETECİ TÜRÜ: On binlerce muhafazakar, inanmış insanın mağdur edilmesiyle sonuçlanan ve sonuçları halen yer yer etkisini gösteren antidemokratik dönemin hitam bulması ve yeni bir dönemin başlamasıyla birlikte ortadan toz ol! Sonra yavaş yavaş geleceğin gazeteciliği ortamında neşvü nema bul. Rüveydan rüveydan zirvelere yaklaşma manevraları göster ve bunda kısmen başarılı da ol. Yıllar sonra bazı en üst isimlerin güvenini kazan, yanlarında gözük.  Fakat içindeki o histeri her an yeşersin.. Bir yerden sonra meşum ve vahim bir hatanın ardından da iplerin kopma noktasına gelmesi.  Ohh ne güzel ilişkiler...

Yavuz Donatın bu soruya cevabı var mı

Yavuz Donat meslek büyüğümüzdür..

Halen bir muhabir gibi çalışır, yazılarını oturduğu yerden değil, giderek, gezerek, görerek, konuşarak yazar...

Yavuz bey için yıllarca Demirelin sesi denildi.

Babanın telefonunun bir paraleli de kendisinde yakıştırmaları yapıldı.

Bence gazeteci yasal ve etik değerler dahilinde her yerden haber alabilir, araştırabilir. Bu ayrı...

Donat geç de olsa 28 Şubat sürecinde yaşadığı bir olayı anlattı:

"28 Şubattan önceki hafta sonu Gençlerbirliği-Altay maçını izlemek için 19 Mayıs Stadyumuna gittim. İlhan Cavcav ile şeref tribününde protokolde otururken arkadan birisi bana el işareti yaptı. Tanıyamadığım, siyah cam gözlüklü, paltolu, kaşkollu biri ısrarla beni yanına çağırıyordu. Gittim baktım, dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya, Ayın 28ini bekle, kıyamet kopacak dedi. Türkiyede irtica meselesi var, Milli Güvenlik Kurulunda özel gündem yapacağız, hükümeti istifaya zorlayacağız.dedi. Biz de bunu gazeteye manşet yaptık."

Bu türden açıklamaları önemsiyorum.

Herkes eteklerindeki taşları elbette döksün.

Ama Yavuz Donatın açıklaması gereken bir nokta daha var;

1995 seçimlerinden Refah Partisi 1. parti olarak çıktı.

Normal şartlarda Çankaya sakininin hükümeti kurma görevini merhum Başbakanlardan Necmettin Erbakana vermesi gerekiyordu.

Teamüller böyle.

İşte bu kritik süreçte bir köşe yazarının bazı parti liderlerini dolaşarak,  Çankayanın "Aman Refahlı bir hükümet kurulmasın, kendi aranızda bir şekilde anlaşın!" mesajını götürdüğü çok yazıldı, çizildi.

Hatırlayacaksınız bu aşamadan sonra Türkiye Cumhuriyeti tarihin en garip Hükümetlerinden Anayol kuruldu ve zaten ömrü de çok kısa oldu..

Yavuz Donata sorum şu; Mesajı götüren gazeteciyi acaba tanıyor musunuz

Bu TSK mağdurlarına ilgisizlik neden

YAŞ Kararları ile ordudan atılan TSK mensuplarının mağduriyetleri bir bakıma giderildi.

Peki ya ötekiler!

Bu köşede birkaç kez yazdım.. Yine ve tekraren bir kez daha yazıyorum..

Bir Deniz Astsubayının feryadını.

Adı; Ali Deniz..

1991 de göreve başlayıp 1997de sicilen resen emekli edilen bir deniz astsubayı..

"Yüz kızartıcı olaya bulaşmış olsam da atılsaydım bu işin hiç peşinde koşmazdım." diyor.

Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaza buradan seslenmek istiyorum; Ali Deniz astsubay ve benzer durumda olanların mağduriyetleri ne zaman giderilecek

DÜZELTME: Önceki yazımda Dok Gemi İş Sendikası Genel Başkanı Necip Nalbantoğlunun adını sehven Hilmi Nalbantoğlu olarak yazmışım. Düzeltir, sevgili başkanımdan da özür dilerim.

NOT: Bugün 1 Nisant 2012. Demirbank iyi günler diler. 2012 yılında yeni anayasa vaadini sıcak tutmak adına... 2012den 3 ay daha eksildi. Oysa yeni sivil anayasa adına atılan -çalıştaylar dışında- en küçük bir somut adım henüz yok. Şaka gibi... Takipçisiyiz.