Askerî vesayet bitti dediler… Peki gazetelerdeki bu manşetler hangi vesayetin belgesi?

Abone Ol

Bir dönem bu ülkede herkese aynı masal anlatıldı:

“Askerî vesayet bitti.”

“Türkiye artık tam bağımsız.”

“Eski Türkiye geride kaldı.”

Ve bunu öyle tekrar ettiler ki…

Bir süre sonra kendi söylediklerine kendileri de inanmaya başladı.

Çünkü bu ülkede sadece siyaset yapılmıyor.

Algı yönetimi de yapılıyor.

Hem de öyle sıradan değil…

Adeta sihirbazlık gösterisi gibi…

Bir bakıyorsunuz dün yanlış denilen şey bugün “stratejik akıl” diye sunuluyor.

Bir bakıyorsunuz dün karşı çıkıldığı söylenen projeler bugün “devlet politikası” diye alkışlatılıyor.

Ve bütün bunlar yapılırken ekranlarda aynı yorumcular…

Gazetelerde aynı manşet ustaları…

Sosyal medyada aynı algı merkezleri devreye giriyor.

Sonra da millete:

“Her şey milli.”

“Her şey bağımsız.”

“Her şey yerli duruş.” diye anlatılıyor.

Oysa bazen bir ülkenin gerçeğini anlamak için uzun analizlere gerek kalmaz.

Gazete manşetleri bile yeterlidir.

Bakınız…

Bir gazetede koca manşet:

“ERDOĞAN HARİKA BİR LİDER”

Altında kim var?

ABD Başkanı Trump…

Başka bir manşette:

“Türkiye’ye İran teşekkürü”

Yine aynı cümleler…

Yine aynı övgüler…

Başka bir haberde ABD Büyükelçisi Tom Barrack çıkıyor:

“Çözüm süreci 4 ülkedeki Kürtleri bir araya getirecek.” diyor.

Yetmiyor…

Ruhban Okulu meselesinde tarih veriyor.

Sonra Patrikhane aynı tarihi açıklıyor.

Şimdi insan ister istemez soruyor:

Bir ülkenin iç siyaseti…

Eğitim politikası…

Etnik meseleleri…

Bölgesel denklemleri…

Diplomatik yönü…

Neden sürekli yabancı aktörlerin açıklamalarıyla şekilleniyor görüntüsü veriyor?

Ve daha önemlisi…

Hani askerî vesayet bitmişti?

Merhum Erbakan Hocamız yıllar önce çok kritik bir noktaya dikkat çekmişti.

Bir gazeteci kendisine:

“Bugün daha sivil yönetim olduğumuzu düşünmüyor musunuz? 28 Şubat’la kıyaslarsak…” diye sorduğunda,

Erbakan Hoca şu cevabı vermişti:

“Hayır, düzen aynı.”

Ve ardından şu tarihi cümleyi kurmuştu:

“BENİM İÇİN ASKERÎ VESAYET DEĞİL, AMERİKAN ETKİSİ MÜHİMDİR. KİMİ KULLANIRSA KULLANSIN, BUGÜN DAHA ÇOK AMERİKAN ETKİSİ ALTINDADIR.”

İşte bazı insanların hâlâ anlamak istemediği nokta tam da burasıdır.

Mesele sadece tank değildir.

Mesele sadece üniforma değildir.

Mesele sadece darbe değildir.

ASIL MESELE; KARAR MEKANİZMALARININ HANGİ KÜRESEL MERKEZİN ETKİSİ ALTINDA ŞEKİLLENDİĞİDİR.

Çünkü bazen vesayet postalla gelmez…

Bazen kravatla gelir.

Bazen büyükelçi açıklamasıyla gelir.

Bazen “stratejik ortaklık” cümlesiyle gelir.

Bazen medya manşetiyle gelir.

Ve en tehlikelisi de şudur:

Millet bir süre sonra buna alışır.

Hatta alkışlamaya başlar.

Çünkü algı sihirbazları ona sürekli aynı şeyi tekrar eder:

“Sen güçlüsün.”

“Sen kazanıyorsun.”

“Dünya senden korkuyor.”

Ama aynı anda ülkenin gündem başlıklarını yabancı başkentlerin açıklamaları belirlemeye başlar.

İşte Erbakan Hoca’nın yıllar önce gördüğü şey buydu.

“Düzen aynı” derken kastettiği tam olarak buydu.

Aktörler değişebilir…

Üsluplar değişebilir…

Manşetler değişebilir…

Ama bir ülkenin rotası dış etkiyle şekilleniyorsa, orada bağımsızlık tartışması bitmez.

Çünkü gerçek bağımsızlık sadece sloganla olmaz.

Gerçek bağımsızlık; ekonomide olur, savunmada olur, hukukta olur, medeniyet iddiasında olur, karar alma iradesinde olur.

Ve en önemlisi…

Gerçek bağımsızlık, milletin zihninin teslim alınmamasıyla olur.

Bugün hâlâ yabancı başkentlerden gelen açıklamalar içeride manşet oluyorsa…

Bugün hâlâ büyükelçiler Türkiye’nin iç meselelerinde yön tayin eder gibi konuşabiliyorsa…

Bugün hâlâ bazı medya organları bunu sorgulamak yerine alkışlayan yayınlar yapıyorsa…

O zaman insanlar şu soruyu sormakta haklıdır:

Millete askerî vesayetin bittiği anlatılırken, acaba Amerikan etkisi gizlenmeye mi çalışılıyor?