Askeri okullara sivil denetim

Abone Ol

Askeri okullarla ilgili bir haber, hâlâ çoğu yanlışın aynen

korunduğunu gösterdi.

Ne yazık ki onca demokratikleşme çabalarının havanda su

dövmek olduğu da ortaya çıkmakta bu haberle.

‘Askeri müfredatın sivilleşmesi’nin tartışıldığı ‘Gündem

Özel’ e, Yüksek Askeri Şura (YAŞ) mağdurları Emekli Öğretmen Albay Arif Çelenk,

Emekli Jandarma Kurmay Binbaşı Kemal Şahin ve Akademisyen Doç. Dr. Bekir Berat

Özipek konuk oldu.

Özellikle Kur’an ve Hz. Peygamberimizin hayatı derslerinin

askeri okul müfredatına girmesinin değerlendirildiği programda Kemal Şahin’in

sözleri, geniş yankı buldu.

TSK’nin sivil denetimden geçmesi gerektiğini, askeri

okulları Milli Eğitim Bakanlığı’ndan bir müfettişin hiçbir zaman teftiş

etmediğini öne süren Şahin, TSK’nin öğrenciyi lise birinci sınıfta seçerek

darbeci zihniyeti aşılamaya çalıştığını vurguladı. TSK’nin kendine göre bir

insan prototipi olduğunu, Atatürk İlke ve İnkılâpları baz alınarak bir insan

tipi yetiştirdiğine değinen Şahin, şu açıklamaları yaptı: “Özelikle 28 Şubat

sürecinde askeri lise giriş mülakatında öğrencilere, Usul, fosil ve gusül

nedir’ diye soruldu. Bunlar lise birinci sınıfa başlayan Anadolu çocukları.

Yıllarca bu soru soruldu.”

 Mülakatta gusül

abdestini bilen öğrencileri, Bu çocuk belli bir kesime aittir’ diyerek TSK’nin

elediğine dikkat çeken Şahin, “O noktadan başlıyorsunuz kadroyu oluşturmaya.

Diyelim ki dindar Anadolu çocukları askeri okulda öğrenim görmeye başladı. Harp

Akademisi’ndeki çocuklar dini ritüelleri yapma ihtiyacı hissediyorlar.

Bakıyorlar ki o süreçte şartları zorluyor çocuk, orada tasfiye ediliyor. Askeri

okullarda şu an bile çok şiddetli kıyımlar, tasfiyeler mevcut” diye konuştu.

 Meslek hayatına

başlayan subayların ise harcamalarında ve yetkilerinde sivil denetim olmadığını

hatırlatan Şahin, sözlerini şöyle tamamladı: “Kadrolarınız emre amade. Emir ve

talimatlara mutlak itaat var. 100 bin civarında postacı, haberci var. Ben bu

kadar olduğunu bilmiyordum. Makamlardaki para harcama ve yetkilerin sivil

denetiminin olması gerek. “

Askeri okullarda hala çok şiddetli bir kıyım olduğunu

göstermekte bu haber.

Sivil denetimin olmadığını da öğreniyoruz ki bu da hayret

verici bir durum.

Devlet içinde çift başlı bir oluşum.

Ülkemizdeki ki okulların çoğu olabildiğince şeffaf.

Müfredatları ortada.

Hangi konular öğretilir, yazılır çizilir, neler istenir

açıktır.

Ancak Demirperde ülkelerinde her şey gizlidir.

Orada kurumların ayrı bir ajandası vardır.

Hoş bizim ki de avunma.

Bu ayrı ajanda hep gözümüzün önünde idi aslında.

Ayrı, özel, seçkin, dayatmacı, baskıcı, jakoben, halkından

uzak bir nesil yetiştirme arzusu apaçık ortada idi.

Daha çocukken darbeci nasıl olunur klasmanına sokulmaları,

bu şerit dışında kulaç atmalarına izin verilmemesi, onların psikolojilerini

nasıl etkiledi acaba.

Yoksa daha çok küçükken vicdanları da mı dumura uğratıldı.

Ama saf saf bazı şeylerin değiştiği yargısına çok çabuk

kapılmışız.

Bir özgürlük rüzgârı estiğine inandırmışız kendimizi.

Guslü bilen çocuğa gelsin ağır cezalar.

En baştan eleyerek kaybettirmeler.

Kimi dindar çocuk bir yolunu bulup, işin raconunu

kavrayacak, namazı bilmiyorum rolü oynayacak.

Hatta annesinin, kız kardeşlerinin fotoğrafını görmek

isteyen mülakatçılara çözüm bulmakta gecikmemiş delikanlı.

Annesinin, bacılarının başörtülü resmini bilgisayar yardımı

ile açık saçlı hale getirmiş.

Koca ülke ne işlerle uğraştı.

Bu başörtü operasyonundan kurtulsa da gözler üzerindedir.

Postacılar, haberciler mekik dokumaktadırlar etrafında.

Kolaysa namaz kılsın.

Tuvaletlerde göz açtırmıyorlardır.

Taksitle abdest aldığını anlatmıştı genç bir subay.

Muhbirlere yakalanmamak için yüzünü yıkayıp dışarı

çıktığını, biraz oyalanıp etrafta kimse yoksa koşup kollarını da yıkayıp acele

ile ceketini giydiğini.

Ayak operasyonu için hızla klozete koşup, geri döndüğünde

yakalanmadığında nasıl şükrettiğini.

Namaz eylemini ise bir tenhada, gözleri ile ima ederek

kıldığını anlatmıştı.

Postacılar, haberciler bol para harcayıp yetkilerini

başlarına buyruk kullanıp arkadaşlarına bir baskı unsuru olup çıkarken sivil

denetimin olmaması çok acı.

Birbirinden korkan insanlar, arkadaşları tarafından

jurnalleneceği endişesi taşıyan subaylar, arkasından kuyusunun kazılacağı

kaygısıyla kimse ile dost olamayan bir kurumun mensupları.

Kendileri mutlu değilken.

Bir ülkeyi mutlu edebilirler mi

Bu yüzden askeri kesimin daha özgür daha mutlu, huzurlu

olabilmesi, her çeşit baskıdan korunabilmesi için bir an önce kapılarını sivil

denetime açması gerekmektedir.