Aşk ve Sevgiye Dair

Abone Ol

Aşkın kaleme alınmadığı, yazıya dökülmediği ve

dillendirilmediği bir zaman dilimi var mıdır bilinmez. Ama bilinen o ki aşkın

adı muhabbet de olsa, sevgi de olsa ve sevda da olsa her zaman insan denen

varlığın gündeminde var olmuştur.

Arapça harflerle yazılışından hareketle; üç harf beş nokta

rumuzuyla ifade edilen aşk; Arapça aslı ışk olup sözlükte şiddetli ve aşırı

sevgi, bir kimsenin kendisini tamamen sevdiğine vermesi, sevgilisinden başka

güzel görmeyecek kadar ona düşkün olması anlamına gelir. Lügat kitaplarında

aşk kelimesinin sözlük anlamının, aynı kökten olup sarmaşık anlamına gelen

aşeka ile yakından ilgili olduğu belirtilir. Buna göre sarmaşığın kuşattığı

ağacın suyunu emmesi, onu soldurup zayıflatması ve bazen kurutması gibi aşırı

sevgi de sevenin sevdiğinden başkasıyla ilgisini kestiği, onu sarartıp

soldurduğu için bu duyguya aşk denilmiştir.

Aşk, kavram ve boyut olarak İslami düşüncede

tartışılmıştır. Çağrıştırdığı anlam itibariyle bazı düşünürler tarafından kabul

görmemiştir. Bunun için aşk kavramını şiddetle reddetmişler, yerine muhabbet

sevgi kelimesini kullanmışlardır. İbnü l Cevzi, İbni Teymiyye ve İbn Kayyime

göre; aşk insanı insan yapan aklı, fikri ve muhakemeyi yok eder. Çünkü aşk bir

çeşit cinnet halidir. Aklın duyguya hâkim olmasına fazilet, duygunun akla hâkim

olmasına rezilet denir. Aşk bir ifrat halidir. Hâlbuki fazilet ifratla tefrit

arasında bulunan itidal halidir. Şu halde aşk bir fazilet değildir; zira hiçbir

şeyin ifratı makbul değildir. Aşk ölçüsüzlüktür, âşık da dengesizdir.

Ölçüsüzlük ve dengesizlikte hiçbir zaman iyi bir şey değildir.

El-Kuşeyri, et-Tirmizi ve el-Muhasibi gibi bazı

mutasavvıflar eserlerinde aşk kavramına ya hiç yer vermemişler ya da nadiren

kullanmışlardır. Bunun yerine; sevgi anlamında hub ve muhabbet kelimelerini

kullanmışlardır. Ancak İbnu l Arabi, Mevlana Celaleddin-i Rumi ve Yunus Emre

gibi ehli tasavvuf; eserlerinde aşk kavramını kullanmışlardır. Öyle ki İbnu

Arabi aşk makamı mabud olma makamıdır , Mevlana ya göre ise dünya konusunda

aktif olan akıl Allah bahsinde hiçbir işe yaramaz. Dost aşkında aklı kurban

etmek lazımdır demiştir.

Aşk bütün kültürlerde yerini aldığı gibi tartışmalı da

olsa İslami kültürde de yerini almıştır. Bayburtlu Celali nin düğün gecesi

karısına hitaben yazdığı güzellemede şöyle yer alır:

  Üç harf beş

noktadan aldık hesabı /

seni bana yazmış ezel kitabı /

şimden geri kaldır yüzünden nikabı /

hanemiz erkânı sen safa geldin.

İslami kültürde aşk ulvi bir değerdir. Nikâhsızlığın

hiçbir boyutunda kullanılmamış ve yerini almamıştır. Cinsel doyum, bedensel haz

ve zina içerikli hiçbir davranış aşk olarak adlandırılmamıştır. Şehvet, süfli

istek ve arzuların adına da aşk denilmemiştir. Bakli Abheru l aşıkin de aşkın

beş çeşidinden bahseder: Behimi (hayvani), tabii, ruhani, akli, ilahi aşk. Bu

çerçevede nikâhsız birliktelikler şehvet içerikli olması dolayısıyla; Behimi

olarak değerlendirilmektedir.

Mevlana nın şu beyti konuyu daha çok anlaşılır

kılmaktadır:

Şehvetin adını aşk koydular

eğer şehvet aşk olsaydı

eşekler aşkın şahı olurdu