“Aşk nedir?” deseler

Abone Ol

İnsanın mükemmeli arayışıdır. Kendinden üstün özge bir varlığa duyulan hayranlık ve ihtiyaçtır. Bu dünyanın sınırlarını aşan insanüstü bir duygudur esasında. Dünya üzerinde çoğunlukla hayal kırıklığı olma nedeni de budur. Yazarsın. Sonra hayal kırıklığına uğrarsın, inanırsın sonra hayal kırıklığına uğrarsın çünkü kalbin hislerini beynin mükemmele tamamlar ve esasında olmayan bir güzelliğe âşık olursun. Muhayyeldir.

Kalbimizle yöneleceğimiz mutlaklık ise bize huzuru verecek yegane varlıktır. Onun güzelliği hem mest eder hem mutlu eder. O güzele hayran olunca dünya kulu üzemez. Bunun bir nevi üst ruh yani evliyalık olduğunu biliriz, bu nedenle zaman zaman düşmemiz belki yara almamız yani üzülmemiz olağandır. Kalp kararsızdır. Hadiste kalplerin evrilip çevrildiği ve dinin üzerine sabit tutulması için yakarış vardır. Arapçasını söylersek “ya mukallibel kulûb, sebbit kalbî alâ dinik”. Bu dua kalplerimiz için şarttır.

Onunla yöneldiğimiz her yanlış yön bize derin bir azap olarak döner. Dünya, üzerine şeker sıvanmış bir acı kavun gibidir. Şeker bitince hem ağzımız acır hem de zehirlenmiş oluruz. Aşk, dünya üzerinde insanın sınanacağı en sarsıcı duygudur. Herkes o imtihanın içinden geçer. Belki yazarak anlatılmışlığı çoktur ama yine de anlatalım. Aşk, insanın kalbinde yer edinirken bir baba gibi yer edinir. Korumacı, şefkatli, gözeten gibi sıfatlarla. Biraz derin bakıldığında aşkta arzular ikinci planda kalır. Ön planda yer alan sevmek duygusu basit arzuların meyvesi değildir. Zihin ve kalbin ortaklaşa kurduğu neredeyse kutsal bir duygudur. Bu kutsallık Batı’da Platon’un düşünce dünyasına yakınlık gösterdiği için tutkulu ve temassız aşka “platonik” denmiştir. Bunun doğu örneği ise aşkı İlahî boyuta taşıma gayreti ile destanlar kaleme almıştır. Burada bir çelişkinin varlığı boyut göstermiş ve “temassız aşk insanlar arasında olamayacağına göre bu olsa olsa İlahî bir aşktır” düşüncesi insanları yüz yıllar boyunca kuşatmıştır. Oysa bir kadın bakış açısı ile kaleme alınsaydı aşkın temassız olarak ne kadar içten, güçlü ve derin bir boyutta var olabileceği anlaşılırdı. Edebiyatta kadın bakışı ile yazılar yazılmıyor düşüncesi bu yönden bakılırsa doğru kabul edilebilir. Kadınlar için aşk, kalp ve zihin arasında oluşup büyüyen bir duygudur. 

Aşktan bahsedilmesi belki de bu temas mevzusunun yanlış bir düşünce olarak önyargı halini alması ve sevimsiz bulunmasına neden olmuş olabilir. Burada “eller ne der” zihniyetine karşılık “ellerin diyebileceği bir şey yok ki, her şey muhayyelde olup bitmiş” demek belki de yekdiğeri tarafından bakılamayınca anlaşılmıyor ve kadının aşk üzerine yazması bir nevi zayıflık algısı gibi görülüyor. Önyargı yalnızca erkekler tarafından değil, hemcinsleri olan kadınlar tarafından da öne sürülmüş. Bu nedenle destanlar yazarlarında ön plana erkek isimleri çıkmış.

Fazla bilinmese de destan yazan kadınlar da olmuştur. Günümüzden bir örnek sunacak olursak Fatma Şengil Süzer’in Ferhat ile Şirin’ini verebiliriz.