Aşılanan şiir

Abone Ol

Marmara İlahiyat Fakültesi Camii’nde Cuma Namazı sonrasında aziz dost Prof. Dr. Mahmut Kaya Bey ile karşılaştık, haydi geleneksel ifadesiyle “mülaki olduk”. Bu arada, dört beş öğrencimiz de geldiler ve “Kitap-Kahve”de çay içmeye davet ettiler. İcabet ettik. Konuşma esnasında öğrencilerden biri Mahmut hocaya emekli olup olmadığını sordu. Emekliydi elbette. O anda, “hoca üniversitede çalışırken emekliydi, şimdi yeni işine azimle, coşkuyla devam ediyor” şeklinde bir ifadede bulunma gereği duydum. Gerçekte Mahmut hoca hayatın farklı bir düzleminde yeni bir çalışmanın coşkusunu yaşıyordu bana göre. Delili ve göstergesi de takdim ettiği “Minyatürlerle Nasreddin Hoca/Manzum Fıkralar”(Damla Yayınevi, 2017) başlığını taşıyan ürünüydü. Daha önce “Kaside-i Bürdeyi Türkçe Söyleyiş”i çıkarmıştı.(Türkiye Diyanet Vakfı Fatih Şubesi/Kutlu Doğum Haftası Serisi Nu:4, 2001)

İslam felsefesi ya da düşüncesi alanında özgün araştırmalar yapmış sınırlı sayıdaki insanlar arasında öne çıkan şahsiyetlerden olan Prof. Dr. Bekir Karlığa’nın “felsefe insana haddini bildirir” sözü bağlamında Mahmut Kaya’nın, diğer çalışmaları yanında, sadece bu iki çalışması bile ufuk açıcı sayılmalıdır. Bir bakıma, “Kaside-i Bürdeyi Türkçe Söyleyiş”in takdim yazısında işaret edilen “kültürde süreklilik” kavrayışını somutlaştırması açısından bu iki çalışmasıyla Kaya önemli bir adım atmıştır. Ancak bu önemi, sadece çok bilinen iki kişinin (Busiri ve Hoca Nasreddin) tartışmasız genel kabul görmüş mirasını tevarüs etme şeklinde değerlendirmek yanıltıcı olur. Aksine bu iki kişinin doğru anlaşılması ve İslam kültürü içindeki yerlerinin hakkıyla anlaşılması bakımından zorunlu olan bakış ve değerlendiriş açısının yerli yerine konulması şarttır. Mahmut Kaya, aynı zamanda Bekir Karlığa hocaların çalışmalarının özgünlüğü, geleneksel İslam kültür ve düşüncesine vukufiyetlerinin belirleyicisi olan felsefi yöntem ve kavrayış yaklaşımlarını temel almalarıdır. Bir başka ifadeyle, kavramdan konuya, açıklamalardan tartışmalara, bütüncül bir yöntem ve düşünsel bir terkib bağlamında yaklaşmalarıdır.

İşte Mahmut Kaya, bu bütüncül yaklaşımı sanat, daha doğrusu şiirin yenilenmesi gereken imkânları çerçevesinde somutlaştırmaya girişmiş gözükmektedir. Sözgelimi Busiri’nin “Kaside-i Bürde”si peygamber sevgisi bağlamında salt duygu düzeyinde değil, peygamberin bildirdiği hakikatin akıl ölçeğinde kavranılıp hayata doğru ve sağlam bir bakış kazandırması gereğini de işaret etme durumundadır. Keza Nasreddin Hoca uluorta bir nüktedanlığı mı, yoksa hayat içinde sağduyunun, mantıklı düşünme ve davranmanın mı simgesi olarak anlaşılmalıdır?

Kaya’nın bu iki çalışması bir diğer dikkati ve ciddiyeti dili alanında sergilemektedir. Türkçe sevgisi ve Türkçe’nin bin bir duygu ve düşüncenin dışa vurulmasında sahip olduğu imkânı ortaya koyması bakımından da kendine özgülüğünü göstermektedir. Burada Kaya’nın gerek çeviride, gerekse asıl şiirin anlatmak istediğini, kendi kavrayışı temelinde yeni bir üslup, biçem ve içerik olarak ifade etmede gösterdiği kıvraklık Türkçeyi içten duyuşun bir işareti sayabiliriz. Birkaç örnek açıklayıcı olacaktır. Kaside’nin ilk iki mısrasının çevirisi şöyle: “Ey gönül, Selemlileri anmaktan mı gözünden kanlı yaş akıtıyorsun?” Bunu Kaya şu şekilde, adeta yeniden üretiyor:

“Hasret ateşine yanmaktan mıdır,

Aşkın neşesine kanmaktan mıdır,

Selemli dostları anmaktan mıdır,

Kanlı gözyaşları akar gözünden;

Aşıksın ey gönül, belli yüzünden.”

Her iki eserde tezhip ve minyatürlere yer verilmesi, şiirin yanında İslam sanat dallarını örnekleriyle ortaya koymaktadır. Bu da sanatın ve edebiyatın önemine, gereğine bir gönderme şeklinde değerlendirilebilir. Başta Mahmut Kaya hoca olmak üzere, diğer katkıda bulunanlara teşekkür ile birlikte, elinize ve gönlünüze sağlık diliyorum.