Hiçbir şeyin bu sistemde uzun süre ayakta kalamayacağına şahit olduğumuz bir duraklama dönemindeyiz. Çünkü pandemi artık sonu gelmeyen bir ‘endemi’ye dönüştü. Salgının ekonomi üzerindeki etkisi derinleşti ve dünyada önemli kıtlıklar yaşanmaya başladı. Basit, ucuz şeylerin bulunamaması, enflasyonun ortaya çıkması ve yoksulluğun derinleşmesi bunun en büyük göstergesidir.
Bu duraklama ile birlikte insanların yeniden düşünmeye, yaptıklarını ve ilişkilerini sorgulamaya başladığı gözlemleniyor. Yapılan buluşmalar ve araştırma sonuçları, “kurumlar ellerinden gelenin en iyisini yapmaya devam etse de” yıkıma uğramış pazarlar, yeniden yapılandırılacak organizasyonlar ve temeli güvene dayalı ilişkiler kurmadan gerçek çözümlerin yakalanamayacağı ifade ediyor.
Bu süreçte Türkiye adına çıkarılacak dersler de var. Uzmanlar ülkemizin; “hem dünyada olan biten gelişmelerin etkisinde hem de her zaman klasik bir yükselen piyasalar krizi”ne vurgu yapıyor. Yaşanan bu kırılganlık, “hızla büyümenin özel sektör için döviz cinsinden borçlanma riskini artırması” ve “paranın değer kaybetmesi ile mali dengeler tablosunun kötü bir hal alması” ile derinleşiyor. Kırılganlık aşılamadığı takdirde Türkiye Asya ve Latin ülkelerinin yaşadığı krizi birlikte yaşayabilir.
Çözüm önerileri kapsamında; “ekonomik büyümeyi birlikte büyümeye çevirmek, tüm paydaşları büyütmek” temel hedef olmalıdır. “Yasak savan değil, konuyu dert eden ekipler”in gerekliliği açıktır. “Sadece büyümeye ve kâr üretmeye yönelik şirketlerin artık sürdürülebilir olmadığı” ortadadır. “Adil, hesap verebiliyor, çevreye ve çalışanlara şeffaf ve sorumlu” işletmeler eliyle kültür değişikliği tetiklenmelidir. “Topluma, çalışanlara, müşterilere değer katan” ve “şirketlerin büyümesi kadar yoksullukla da mücadele eden” anlayış sergilenmelidir.
Bu anlayış, elbette insan odaklı düşünmek ve daha iyi bir gelecek için ellerimizi taşın altına koymakla gerçekleşecektir. Aksi takdirde hem ülkemizde hem de dünyada “gelir dağılımında eşitsizlik popülist milliyetçi duyguları körükleyecek, bunun sosyal hoşnutsuzluğu ise politik riskleri artıracaktır. Orta sınıfın eriyor olmasıyla vatandaşların alım gücü azalacaktır. Bu uçurumla “sosyal sınıflar, kadınlar ve gençler çok büyük bir yetkinlik kaybı” yaşayacaktır. Bu durumda ya “ortak amacın gücü”ne odaklanacağız ya da “kölelik düzenine hayır” diyen bir kitle ile tanışacağız.