Asıl virüs korona mı, zalim kapitalist düzen mi?-2

Abone Ol

“Sonra korkunun korkusunu yendi ama insanın bu olağanüstü durumlarda nasıl barbarlaşabileceğini, azmanlaşabileceğini de gördü.

Dünyaya erdemi, ahlâkı, karakteri öğretmesi için eğitilen beyinler, ilaç endüstrisinin nasıl da kolayca kölesi olabildiklerini ispat ettiler!

İlaç endüstrisinin kendisini tedavi edecek manevî ilaca/ahlâka ihtiyacı olduğu gün gibi aşikâr oldu bir kez daha!

İlaç endüstrisi, kapitalist lordların vurgun yeri!

Laboratuarlar insanı virüsten kurtaracak ilaçlar üretilen şifa dağıtılan yerler değil de, daha fazla ilaç üreterek semirilen sektörler! İnsanı virüsten kurtarmak için gece gündüz çalışan şifahaneler değil, daha fazla insana vurularak vurgunun vurulduğu sermayeye sermaye katma makineleri laboratuarları da!

İnsanın insanlık testinden geçemediği laboratuarlar, nasıl olur da insanı virüsten kurtarabilir ki! Olacak iş mi şimdi bu!

İlaç sektörünün tedaviye ihtiyacı var!

Ve o tedavinin yapılacağı yerler, vurgun yapılan maddelerin üretildiği o ruhsuz laboratuarlar değil!

İnsan kalbini yitirdi, vicdanını laboratuarda mezara gömdü, ruhunu o laboratuarların test odalarında yapılan testlerin hepsinden çakarak kaybetti, insanlığını yitirdi!

Seküler-kapitalizmin yüce bilim kilisesinin insanın ruhunun gömüldüğü tapınaklar, insanı azmanlaştırdıkça azmanlaştırmaya yarıyorlar esas itibariyle!

Seküler-kapitalizmin yüce bilim kilisenin insan vicdanını katleden, paçavraya çeviren laboratuarları -ve iflah olmaz hastalığını- tedavi edecek ilaç nedir, o ilacı üretebilir mi, buna kafa yormalı, yorulmalı!

Homo deus, tanrılaştırılan insan, kelimenin tam anlamıyla ‘homo deyyus’ oldu: Alçaldı. En kutsal mekânı, laboratuarı bile vicdanın katledildiği, bilimin gömüldüğü ürpertici, korkunç bir mezara dönüştürdü.

LEVIATHANI/CANAVARI ANDIRAN ÜRPERTİCİ İLAÇ ŞİRKETLERİNDEN KİMSE HESAP SORMAYACAK MI?

Laboratuar, şifa dağıtılması gereken kutsal bir mekân olması gerekirken, vicdanını paraya satarak pul yapan, ruhsuz adamların laik tapınaklarına dönüştü!

Unutmayalım Dr. Frankenstein’lar, vicdanı paraya satan, insanı kapitalizm dininin kulu, kölesi yapan laik tapınaklara dönüşen laboratuarın çocuğuydu.

Virüsü yok etme merkezlerinin, insanın vicdanını, erdemini, ruhunu öldüren virüs üretim merkezlerine, kapitalizmin paraya, güce tapılan laik tapınaklara dönüşmesi kaçınılmazdı.

Vicdanın paraya satıldığı yerde insan barınabilir mi?

Ruhun yok edildiği yerde insan nefes alabilir mi?

İnsana şifa olacak ilaç üretim merkezleri, sadece köşeyi dönecek maddeler üreten, kapitalist ilaç şirketleri arasında en iğrenç, en ürpertici hâkimiyet savaşlarına sahne olan laboratuarlar insanın gömüldüğü mezarlara dönüşecekti elbette!

İlaç şirketlerinin virüsü yok edecek ilaçlar üretmesi gereken laboratuarları, insanın vicdanını katleden, ruhunu yok eden, insanın bizatihi kendisini öldüren virüs üretim mekânlarına dönüşmesi elbette ki ürpertici ama asla şaşırtıcı değil!

Değil; çünkü kapitalizm dininin şifa dağıtması beklenen ama paraya tapılan laik tapınaklarından söz ediyoruz: Artık devletleri aşan güce ulaşan, o ürpertici leviathanı/canavarı andıran kapitalist ilaç şirketlerinden… Ve insanı kendine getirmek yerine insanî değerleri yok eden, öldüren virüs üreten o korkunç laboratuarlarından!

Yakıcı soru şu burada: Devletlerden daha güçlü olan leviathanı andıran canavar ilaç şirketlerinden kimse hesap sormayacak mı, soramayacak mı? Vesselâm.”