Asıl tehlike; Kimliğimiz parçalanıyor

Abone Ol

Geçen hafta ülkedeki ekonomik krizin yanında gündemde olan konu İslam mimarisinin zirvesi kabul edilen Süleymaniye Camii’nin etrafına yapılan ve Tarihi Yarımada’nın siluetini bozan bir vakfın yurt inşaatı oldu. Süleymaniye tarafından bakılınca yükselen iskelelere kadar kimsenin ruhu duymadığı, yetkili isimlerin ise, “İki seçim arasında alelacele projesi ve kurul izinleri çıkarılıp inşaata başlandığı” ifadelerinin kullanıldığı bir açıklama ile karşı karşıya kaldık. Dünyanın başşehri sayılan İstanbul’un en önemli noktasında insanlığa, tarihe ve vicdana sığmaz bir iş gerçekleşiyor. Ama halk dâhil herkes, bundan sorumluluk taşıyan kişinin bir fotoğraf paylaşması ile haberdar oluyor. Neo-Osmanlıcılık türkülerinin çağrıldığı, iktidar yönetimindeki devlet televizyonunda “tarihimize sahip çıkıyoruz” alt metniyle neredeyse her akşam bir tarihi dizinin oynatıldığı, neredeyse her iktidar partili siyasilerin Osmanlı güzellemesi yaptığı günlerde yaşadığımız tablo bu. Kimliğimizi oluşturan tarihi yapılar sahipsiz. Milletimizin sahipsiz bırakıldığı gibi.

Bu tartışmaların olduğu günlerde önümüze Bosna-Hersek’ten bir fotoğraf düşüyor. Fotoğraf başşehir Saraybosna’dan. Fotoğrafta Gazi Hüsrev Bey Camii var. Karlar içinde nazlı nazlı duran Gazi Hüsrev Bey Camii, arkasındaki manzarada ise yapıldığı gibi yerleşim yerleri korunan evlerin beyaz çatıları, en arka fonda da karlar içindeki dağ. Gazi Hüsrev Bey Camii’nin minaresi Allah’ın varlığına, birliğine delil olan “Elif” gibi süzülüyor ve şehrin kimliğini vurguluyor. İnsanoğlunun yaptığı binalar Allah’ın yarattığı güzelliği kapatmadan, hırsıyla yaralamadan birbirini en güzel harmoni şekilde tamamlamış. Karşımızda bir İslam şehri olduğunu her açıdan gösteriyor. En önemlisi ise kimliğini koruyor.

Kısaca hatırlayalım. Saraybosna şehri Sırp saldırılarında 3,5 yıl, tam bin 425 gün kuşatma altında kaldı. Bu, modern tarihin en uzun kuşatması olarak kabul ediliyor. 1992’de Bosna-Hersek’te gerçekleşen kuşatmanın ne denli insanlık dışı olduğunu anlayabilmemiz için şunu da hatırlamalıyız. Saraybosna’daki ana tıbbi merkezi olan eski askeri hastane, 160 kez kasıtlı olarak Sırplar tarafından bombalandı. Aliya İzzetbegoviç Saraybosna kuşatmasında Sırp keskin nişancılarına karşı Boşnakların her gün hayatta kalma mücadelesini “Saraybosna ruleti” oynamak şeklinde anlatıyordu. Ve böyle bir savaş hali yaşamış Gazi Hüsrev Bey Camii günümüzde hâlâ kimliğini muhafaza ederek ayakta. Fotoğrafta etrafını çevreleyen ucube kafeteryaları görmüyoruz mesela.

Gazi Hüsrev Bey Camii de Süleymaniye Camii gibi bir Mimar Sinan eseri. Bosna-Hersek’in başşehri Saraybosna’nın  kalbi sayılan Başçarşı’ya Bosna Sancak Beyi Gazi Hüsrev Bey tarafından 1531’de Mimar Sinan’a yaptırılmış. Şimdi ise Osmanlı’nın en başlıca eseri olarak, Bosna’nın bize ait olduğunun, aynı kimliği paylaştığımızın işareti olarak yerinde olduğu gibi duruyor. Süleymaniye Camii Kanuni Sultan Süleyman adına 1551-1557 yılları arasında İstanbul’a, yani dünyanın başşehrine Osmanlı mührünü vurmak için yapılıyor. Mimar Sinan’ın kalfalık eseri olarak tanımlanıyor. Süleymaniye Camii sadece bir ibadet yeri olarak değil etrafında medreseler, kütüphane, hastane, sıbyan mektebi, hamam, imaret, hazire şeklinde bir yaşam alanı olarak inşa ediliyor. Hatta etrafındaki mahalle ve mahalledeki evlerin pencerelerinin tasarımı bile Süleymaniye’yi yüceltecek şekilde yapılıyor. İstanbul yüzyılın başında mütareke dönemi denilen zamanları yaşıyor. Yani İngiliz işgali. Saraybosna ise Osmanlı elinden çıktıktan sonra Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Avusturya yönetiminden sonra komünist Yugoslavya sürecini yaşıyor. Buna rağmen Gazi Hüsrev Bey Camii kimliğini yaşatıyor.

Bu sütunlarda en çok ele aldığımız konulardan biri kimlik ve hafıza meseleleri oldu. Okuyucularımızın hatırlayacağı üzere ülkemizde en çok kimliğimize müdahalenin olduğunu, kimliğimizi unutturmak için hafızamızın, millet olma hafızamızın silinmeye çalışıldığına yer verdik. Son dönemlerde de milletimizi hafızasızlaştırmak için tarihi dizilerin yer aldığını vurgulamıştık. Zaman zaman da şehir ve kent vurgusu üzerinden yaşadığımız şehirlerde yapılan değişikliklerle hafızamızın silinmeye çalışıldığından, bunun ise kimliğimizden kopartılma çalışmasının bir parçası olduğundan söz ettik.

Süleymaniye Camii’nde de yaşadığımız asıl tehlike budur. Tarihi Yarımada’da birtakım yandaş vakıflara yurt yapmak için belli yerlerin tahsis ediliyor olmasından öte bizi dehşete düşürmesi gereken meselenin Süleymaniye gibi kimliğimizin tapusu olan eserlerimizin (bu bazen şarkı olur, bazen şiir, bazen atasözlerimiz olur) içimizden birilerinin eliyle yok edilmeye çalışılmasıdır.

Bu dehşetli durumu  tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı, “Türkiye, İstanbul’u mütarekede dahi kaybetmedi. Savunmasını ve geri almasını bildi ama asıl içimizden çıkan açgözlülük, plansızlık ve ‘adam sendecilik’le gerçekleşen şehirleşme pek yenilecek düşman gibi görünmüyor” diyerek durumu özetledi. 

Başta Süleymaniye Camii ve Tarihî Yarımada olmak üzere bizim kimliğimize ait yerlere yapılan her yeri betona boğma çabası bir nevi işgal değilse nedir?