Asıl meselelerimiz...

Abone Ol

Son günlerde Türkiye gündemine oturan politik konular, basın ve dolayısıyla kamuoyunda çok farklı yanlarıyla yer aldığı için asıl gerçeği, daha da önemlisi hayatımızı ve yaşadığımız dünyanın gerçeklerini bizden uzak tutuyor. Ben bugün bunlardan bazılarına dikkati çekmek istiyorum. Çünkü bir Berat Kandili nden sonra dünya hayatında yeni bir sayfa daha açılmış oluyor. Asıl meselelerimize göz atmak bizim şuurumuzu bir kere daha yeniler. Bunlardan birincisi iç politika, diğeri de dış politikayla ilgili

Parti kapatma davasının sonuçlanması, iktidardakileri vesayetle siyasete zorlasa da her şeyden önce dış dünyada Türkiye nin itibar kaybını önledi, ülkemiz küme kaybetmekten son anda kurtuldu. Fakat ekonomik krizin faturası da böylece CHP zihniyetlilere yüklenmiş oldu.

ABD ve İsrail in karıştırdığı Ortadoğu yanında Kafkasya daki savaş atmosferinin bizi de içine alması. İran-Rusya yakınlaşmasının yanı sıra İran-Türkiye yakınlaşmasının ortaya çıkışı, hemen Türkiye yi dünya gündeminde ön sıralara getirdi. Türkiye müdahil olmadan bazı şeyler fiilen çözülemiyor; bunu bütün dünya kabullenmiş oldu.

 Bunlara paralel olarak PKK yanında başka adlarla sürdürülen terör saldırılarının da bir merkezden yönetildiğini etmemiz mümkün oldu. Ergenekon örgütlenmesi bütün bunların tek sorumlusu olarak ortaya çıktı ve 27 Mayıs tan bu tarafa asker-sivil işbirliğiyle kurulan cunta ve çetelerin içi yüzleri de gazetelerde tefrika edilmeye başlandı.

Artık daha önce sadece Mahir Kaynak ın dikkati çektiği komplolar herkesin dilinde. Her meselede komplo teorileri ortaya atarak farklı gelişmelere dikkati çekmek isteyen eski istihbaratçının gerçeğin ta kendisini söylediğine artık herkes kulak veriyor. Tabii, her fırsatta komplo teorisi ortaya atarsanız, en büyük komplo umursanmaz olur

Hidrojen enerjisinin geleceği

Enerji konusunda en önemli mesele, Japonların gündeme getirdiği Hidrojen Enerjisi nin geliştirilip kullanıma sokulmasıyla ilgili haberler. Bununla ilgili olarak, iki yıl önce Prof. Dr. Nejat Veziroğlu başkanlığında yapılan toplantıda söylenenlerin yeterince ilgi görmemesidir. Birleşmiş Milletler için çalışan dünyaca ünlü bu ilim adamımız 1974 ten beri bu konuda çalışıyor ve sonuçlarının 2008 de alınabileceğini söylüyordu. Bundan henüz hiç haber yok

Otomobillerde bile kullanılabilecek olan bu temiz enerjinin Türkiye yi "geleceğin ülkesi yapacağını" ve böylece "enerji savaşlarının ortadan kalkacağı"nı söyleyen bu ilim adamımızın hayati bir şey söylediğini, ama ortadan kaldıracağını söylediği enerji savaşlarının başta kendi hayatı olmak üzere kimlerin hayatını tehlikeye soktuğunu bilmemesi imkânsız tabii.

ABD de yaşayan bu ilim adamının, Enerji Bakanlığı nın projenin sponsoru olduğu ve Çevre ve Orman Bakanlığı nın da ev sahipliğini yaptığı yolundaki söyledikleri gazetelerde yer aldıktan sonra, doğrusu ben ciddi olarak endişe duymaya başladım, fakat kimse buna dikkat bile etmedi. Hatta haberler dışında televizyon yorumcularına da konu olduğu görülmedi.

NTV nin Yeşil Ekran adlı programda güneş ve rüzgar enerjisinin de kullanılabileceğini çeşitli örneklerle anlatması ve Kaliforniya da bunların devlete elektrik enerjisi satacak kadar geliştirildiğini anlatması, bunun da Enerji Bakanlığı nın programlarına alındığına dair haber ve yayınların yapılması çok önemli. Fakat aktüel haberler ve çatışmalar bunların önüne geçti.

Asıl tahsil, lise tahsili

Bence önemli başka bir mesele de şu: Onca gayrete ve dershane masraflarına rağmen öğrenci harcama mekanizmasına dönüşen ÖSS sonuçları İstediği üniversiteye giremeyen bugünün gençlerinin hayatının bundan sonra nasıl bir hayal kırıklığı ile perişan olacağı bellidir.

Asıl yanlış, her şeyin gireceği üniversiteye bağlı olduğu görüşünün okullarla aile ve toplum tarafından benimsenmesidir. Bu da bir çeşit piyango mantığını gençlere yerleştiriyor. Halbuki durum hiç de böyle değildir.

Lisede okuyup öğrendiğim şeylerden ötürü, dünya görüşümün orada teşekkül ettiğine inanıyorum. Bence asıl tahsil lise tahsilidir; insanın fizikî ve ruhî benliği o yaşlarda teşekkül eder. O yüzden, üniversiteye odaklanmış bakışları liseye çekmek istiyorum. Çünkü lise sadece üniversiteye değil, hayata da hazırlık anlamına gelir ve gençler hayat tasavvurunu burada alır.

15 yıl süren öğrencilik ve 25 yıl süren eğiticilik hayatım boyunca edindiğim tecrübeler sonucunda şu kanaate vardım: Benim asıl düşüncem insanların çoğu temel olarak ne öğrenirse lise çağlarında öğrenir, sonraki yıllar sadece çevre ve diploma kazandırır.

ÖSS deki uygulama sebebiyle katsayı mağduru olarak hak ettikleri bölümlere giremeyen İmam Hatip Lisesi mezunlarının, bir tür beyin soykırımına tâbi tutulduğu elbette çok acı bir gerçek. Bunun kısa zamanda düzeltilemeyeceği ortada. Öte yandan üniversiteye kilitlenen Orta Öğretim gençliğinin de her yıl biraz daha çoğalan mağdur yetiştirdiği bir gerçek. Bununla birlikte, ortadaki söylentilerle yaşayanların yalnız üniversiteye girme hakkını değil, aynı zamanda hayatın kendisini de kaybetme yoluna girildiğini görüyorum.

Asıl yanlış olan bu İmam Hatip Liseleri ile başörtüsü düşmanları böyle başarılı olur.

Benim oğlum da ÖSS mağduru oldu, istediği bölümü kazanacak puanı aldığı halde İmam Hatip Lisesi mezunu olduğu için Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü ne giremedi. Ama edebiyatla ilgisini kesmedi. Açık Öğretim okumasına rağmen, bir edebiyat meraklısı olarak kendini yetiştirmeye ve temel eserleri okumaya devam ediyor. Esasen merakın çapı ve çalışmanın ciddiyeti bir insanı istediği yere getirir; kışlaya döndürülen üniversitelerin vereceği diploma belki memuriyet için gerekli referanstır ama başarıya götürecek olan da çalışmadır...

Kısacası, savaşta, tabii enerji ile hayati kararlarda hayatın asıl gündemini kaçırmayalım.