Asıl Mesele

Abone Ol

Siyasetin çok fazla konuşulduğu, tartışıldığı, gündemde olduğu ülkeler genelde az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkeler oluyor. Gelişmiş ülkelerde, sokaktaki vatandaşın gündeminde siyaset yer almıyor çoklukla. Siyaset, halkın hizmetinde görülüyor ve farklı anlamlar yüklenmiyor.

Bir ülkede ekonomide ana gündemlerden birisini oluşturuyorsa, orada bir ekonomik sıkıntı, kriz vs olduğundan rahatlıkla bahsedilebilir. Maalesef, bizim gündemimizden de ekonomi hiç ama hiç çıkmıyor. Normal şartlarda sokaktaki vatandaşın siyasetle ilgisi 4-5 yılda bir gidip oy kullanmak olması gerektiği halde siyasete batmış bulunduğumuz gibi kötü ekonomi nedeniyle de herkes “amatör” birer ekonomiste dönüşüyor. Sıradan insanların, Merkez Bankası faiz kararını dört gözle beklediği ve buna kilitlendiği bir yerde sağlıklı bir ekonomik işleyişin olduğundan bahsedilemez herhalde.

Siyasete gereğinden fazla anlam yükleyen toplumumuz, ekonomik durumu ise maalesef ki fazla hafife alıyor. Her bir yanlış politika uygulamasının ve hatalı kararın maliyetinin bizzat kendi emeği ve geliri, dolayısıyla da geleceği olduğunun dahi idrakinde olmayan milyonlar var ki, finansal okuryazarlığın ve elbette ki siyasi bilincin önemi de işte burada ortaya çıkıyor.

Misal, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 21 Nisan tarihindeki “Ben olduğum sürece faiz yükselemez” ifadesinin üzerinden 2 ay geçmeden faiz 6,5 puan yükseldi! Üstüne üstlük bu ifade bir de “nas” kavramıyla tahkim edilmişti. Daha doğrusu, “nas” kavramı siyasi söyleme alet edilmişti.

Bu noktada maalesef çok fazla dillere pelesenk olan ve taşıdığı anlam zayıflatılan “nas” kavramını da yeniden hatırlamak gerek. Nas, Allah’ın hükmünü ifade eden bir kavramdır ve bunu günlük siyasetin ucuz popülizmine bulamak, “dün dündür bugün bugündür” tavrı ve tutarsızlığına malzeme yapmak da son derece yanlıştır. Siyasi iktidarın bu tutarsız tavrını eleştirmek isteyenlerin bazılarının, bu eleştirileri yaparken “nas” kavramını da alay alır olması da kabul edilemez. Şunu da açıkça belirtmek gerekir ki, “nas” yani Allah’ın faiz konusundaki hükmü ne siyasi iktidarın keyfine ne de bakanlara göre de değişemez!

650 baz puanlık artış, Mehmet Şimşek’in göreve getirilmesiyle ve onun sarf ettiği “rasyonel zemine döneceğiz” sözleriyle beklenti içine giren veya sokulan piyasaları tatmin etmedi ki yansıması döviz kurlarındaki yükselişte görüldü. Dolardaki yükseliş, seçim sonrasındaki 1 aylık süreçte yüzde 35’i buldu, yani Türk Lirası yüzde 35 devalüe oldu! Paramızın kıymetsizleşmesi son yıllarda öylesine hızlandı ki, bunun yansımasını bırakın kıta Avrupası ülkelerini, Bulgaristan, Gürcistan komşu ülkelerden gelenlerin alışveriş iştahında bile görmek mümkün oluyor. Birkaç sene önce Bulgar ve Gürcü parasına karşı değerli olan TL’nin bugün onlara bile geçilmesi, paramızın ve alım gücümüzün hızla erimesinin çarpıcı örneklerini oluşturuyor.

Ekonomik tablo öylesine bir çıkmaz sokakta ki, faizi artırmak da az artırmak da azaltmak da onulmaz yaralar açma potansiyeline sahip. Yani birbirine zıt işler yapılması bile aynı kötü sonuçları verebilir bir noktadayız. Yıllar boyu, ısrarla ve üst üste yapılan yanlışlar neticesinde geldiğimiz noktanın “kırk katır mı kırk satır mı” olması, yani kamuoyunun faiz artışına “metazori” de olsa ikna edilmesi, yaşanan sıkıntıların “bayağı acı bir reçete” içmeden düzelmeyeceğini işaret ediyor gibi.

Merkez Bankası’ndan, faiz artırımı sonrası yapılan açıklamada, “Kurul, dezenflasyonun en kısa sürede tesisi, enflasyon beklentilerinin çıpalanması, fiyatlama davranışlarındaki bozulmanın kontrol altına alınması için parasal sıkılaştırma sürecinin başlamasına karar vermiştir. Ülkemizde, yakın döneme ilişkin göstergeler enflasyonun ana eğiliminde yükselişe işaret etmektedir” deniyor. Yani Merkez Bankası, enflasyonun yükseleceğini söylüyor. Nebati yani “rasyonel zemine” geçmeden önceki yine aynı AKP hükümeti, birkaç ay önce enflasyonun boynunun kırıldığını, baz etkisini gösterip düşüşe geçtiğini söylüyorlardı. Şimdi yine aynı AKP’nin yeni hükümetinin ekonomi yönetimi ise enflasyonun artacağını söylüyor. Hangisine inanmalı acaba?

Aslına bakılırsa mesele kişiler kesinlikle değil. Mesele, aklı başında, gerçek manada rasyonel ve iktisadi gerçeklere uygun ve elbette ki halkın alım gücünü artırmayı amaçlayan bir iktisadi modelin uygulanmaması ve hatta ufukta da görünmemesidir. Mevcut siyasi iktidarın karnesine bakınca da böylesi bir ufka da sahip olmadıkları bilinen bir gerçektir. Toplumu hala “faize karşıyız” popülizmiyle oyalayıp da her fırsatta da hemen herkesi krediye sevk ederek faize bulaştırmaktan da geri durmayan bir mantaliteyle sağlıklı bir ekonomi idaresi ortaya çıkmayacaktır.