Devletlerarası ilişkilerde son dönemde sıkça görülmeye başlanan olağan dışı olaylar, başta devletler hukuku veya milletlerarası hukuk ilkelerini, kurallarını hatırlatmaya başladı. Olağan dışı olayların bazıları karşısında sergilenen tepkisizlik sürecinde de söz konusu hukuk ilkeleri, kuralları vardı ve uygulamaya geçirilmesi gerekliydi, hatta zorunluydu. Filistin/Gazze halkının bilerek-isteyerek, kararlı bir şekilde katliama tabi tutulmaları, gidecekleri bir yer olmadığı halde sürgün edilmeleri sürecinde, bırakın herhangi bir ilkenin, kuralın yok sayılmasını, devletler veya milletlerarası hukukun bir hukuk bilimi dalının adı olduğu bile telaffuz edilmemişti. Üstelik Gazze şehrinin Akdeniz’in en güzel kıyısına sahip olduğu, muhteşem bir dinlenme ve tatil mekânına dönüştürülebileceği, vakit kaybetmeden inşaat plan ve projesinin yapılarak ilana çıkarılması gerektiği ileri sürülmüştü. Bunu açıkça dile getiren de, bugün Venezuela devletinin başkanını ve karısını pervasızca basıp kaçıran aynı kişi, yani ABD’nin başkanlığını işgal eden Donald Trump adlı kişiydi.
Geçmiş yıllarda ABD, bazı devletleri “haydut devlet” olarak adlandırmış, adeta dünya kamuoyunun belli oranda tasvip ve desteğini de almıştı. “Haydut devlet”lerden birisi de İran İslam Cumhuriyeti Devleti’ydi. Fakat şu veya bu yönlerden çeşitli değerlendirmeler, yorumlar yapılsa bile, kendisine karşı ortaya konulan tavırlara, baskılara, kısıtlamalara, kışkırtmalara karşı İran yönetimi, devletler hukukunun belli birtakım ilkelerini, kurallarını gözetir bir tutum içinde olmuştu. Elbette bu, İran’daki hâlihazırdaki yönetimin eksikliklerini, yanlışlıklarını, tutarsız uygulamalarını, izlediği bazı siyasetlerin eleştirilemeyeceği anlamına da gelmez.
Aslında ABD, özellikle II. Dünya Savaşı’nın son yıllarında dahil olmasıyla, başta Kıta Avrupası’nda olmak üzere, dünya ölçeğinde kültürel ve uygarlık değerleri bağlamında temsil etme ve üstlenme rolünü ihraz etmiştir. Yani kültürel ve uygarlık değerleri bağlamında, ihraz ettiği bu rolün hakkını verecek bir mizaç ve zihniyet içkinliğine, yetkinliğine, olgunluğuna sahip olamamıştır. Düşünce veya felsefi bakımdan zikredilen “Pragmatizm” anlayışı, bütün imkânlara rağmen yeterli bir nitelik sunamamıştır. Avrupa’nın ve Doğu’nun sahip olmadığı birtakım yeni teknolojiler, ABD’nin söz konusu yetersizliğini, hatta yeteneksizliğini gözden kaçırmaya hizmet etmiştir.
Yetersizliğinin, yeteneksizliğinin, eğer mümkün olabilirse, farkına varan bir kimse, nasıl birtakım dini, ahlaki, hukuki, insani ilke, kural ve değerleri eğip bükmeye, hatta yok saymaya yönelirse, yönetimler, dolayısıyla devletler bakımından da benzer bir akıl yürütme yapılabilir.
Tarihi oluşumu ve gelişimi itibarıyla ABD, klasik, genel kabul görmüş anlayışlar ölçeğinde farklı bir yönetim temelinde ortaya çıkmıştır. Bu yönetimin en belirgin ve baskın niteliği, toplumsal grupların, özellikle iktisadi güçlerin istemlerine, ihtiyaçlarına, daha çok da maddi yönü ağır basan beklentilerine göre oluşagelmiştir. Sözgelimi geçmiş yıllarda eğlence, sinema alanında Hollywood filmleri bütün dünyada yaygındı, ama artık nerdeyse unutulmuştur.
Bugün ABD başkanının mizacından sözlerine, kararlarından uygulamalarına varıncaya kadar sergilediği tavır, şaşkınlıktan, öfkeye, saçmalıktan kızgınlığa sıçrayan bir duygu ve düşünce karmaşasına yol açmaktadır.
Venezuela devlet başkanının ve karısının bir gece baskınıyla derdest edilip kaçırılması, Amerikan mahkemesinde yargılanması, devletler hukuku, ne kadar zorlanırsa zorlansın, hukuki bir gerekçe bulunamayacaktır. En basit bir ahlaki kural açısından bu davranış, ahlakın doğal içeriği olan erdem ile bağdaştırılamayacaktır. Çünkü haydutluğun bile kendi içinde birtakım ilkeleri, kuralları, erdemleri vardır.