Asgari kapitalist!

Abone Ol

Devletin zirvesindeki isimler, hükümet yetkilileri, işadamları, esnaf, sanatkar, tüccar, işçisinden memuruna tüm çalışan kesimlerin mutabık olduğu bir konu var. Ekonomik gidişatın iyi olmadığı! 

Siyasi iktidar ve bağlıları, ekonomik gidişatın yavaşlamasını, sıkıntılı bir yola girmesini, herhangi bir “mesuliyet” penceresinden görmeyi değil de tamamen bir “dış mihrak”, “kirli odak” vs zaviyesinden yorumlamayı tercih ediyor. Yıllardır uygulanan ekonomik politikaların gün gelip de duvara toslayacağını, borç para bulabilme imkanı azalınca sıkıntıların da büyüyeceğini yıllardır dile getirenleri yine dinlemiyor ve “günah keçisi bulma” kolaycılığına kaçıyorlar bir kez daha.

Halbuki, siyasi iktidar içinden de bu gidişatın tehlikeli neticeler vereceği, “el parasıyla büyümenin” borç para bulma imkanı azalınca duracağına dair uyarılar vardı. Birkaç sene önce bu uyarıları yapanlar, kendi taraftarları tarafından kem sözlerle nitelenmişlerdi tabii ki. 

Bugün, artık kimsenin inkar edemeyeceği, ancak farklı nedenlere bağladığı bir kötü gidişat ekonomiyi sıkıntıya sokmuş durumda. Bunu ister dış mihraka vs bağlayın, isterseniz de esaslı iktisadi analizlerle “ben demiştim” deyin, ekonomik yapının ciddiyet arz ettiği meydandadır artık. Son birkaç senedir piyasalarda yaşanan yavaşlama, herkesin birbirinin borcunun idare eder hale gelmesi, nakit paranın dönüş hızının yavaşlaması derken ekonomide genel bir sıkıntı söz konusudur. 

Öyle olduğunu anlamak için işverenlere, işadamları derneklerine, çeşitli sektörlerin mesleki kuruluşlarına vs bakmak dahi yeterlidir. Devletten çeşitli istek ve destekte bulunan birçok kuruluşu her gün görmekteyiz zira.

Bu gerçek ortadayken, kalkıp da hiçbir şey olmamış gibi yapılabilir mi peki? Kendisi bu zor durum nedeniyle devletten yardım bekleyen işadamlarının, işverenlerin, çıkıp da asgari ücrete sıfır zam istemesini nasıl yorumlamak gerekir peki?

Malum olduğu üzere, sadece milyonlarca asgari ücretliyi değil, adeta tüm ülkeyi bir noktada yakından ilgilendiren husus olan asgari ücrette “tespit maratonu” da başladı. Tespit Komisyonu toplantı üstüne toplantı yapacak ve gerçekten de bir “maraton” sürecek yine. Talepler masaya serilecek ve kamunun hakemliğinde bir rakam belirlenecek. 

Bu sene başında, siyasi iktidarın da muhalefetin zorlamasıyla seçim vaadi olarak asgari ücret bin 300 liraya çıkarılmıştı. (Bu arada, sene başında yapılan bu zam gerekçesiyle olsa gerek, ikinci altı ayda asgari ücrette herhangi bir artışa da gidilmedi, o da ayrı) Taleplere gelince; işçi kesimi yüzde 23 zam talebinde bulunuyor, ki bu da asgari ücretin 1600 TL’ye çıkması anlamına geliyor. İşveren kesimi ise keskin bir realizmi kuşanaraktan “sıfır zam” diyerek oturuyor pazarlık masasına. Evet, yanlış duymadınız; sıfır zam! Gerekçe olarak da asgari ücretin bin 300 liraya çıkarılmasının ardından 2 senede ancak kendilerine gelebileceklerini belirtmişler. Gerçekten de ilginç!

Sıfır zam talebinde bulunurken, demek ki bin 300 liralık asgari ücretin hayli tatminkar olduğunu, bir senelik zaman zarfında enflasyon, hayat pahalılığı gibi hususların olmadığını düşünüyorlar demek. Ancak ne kadar ilginçtir ki, kendileri ekonomik sıkıntı nedeniyle devletten yardım ve destek talebinde bulunabiliyorlar. Madem koşullar o kadar zorlayıcı değil, o yardım ve destekleri de almayıverin!

Değil bin 300, bin 600 lira, dört kişilik bir ailenin açlık sınırının yapılan çeşitli araştırmalara göre ortalama bin 700 lira olduğu göz önüne alındığında belki de 2 bin lira bile asgari koşullarda yaşamak için yeterli gözükmezken, adeta “bin 300 lira neylerine yetmiyor, artış vermezük” tavrının hangi akıl, mantık, insaf ve vicdana sığdırılabildiğini anlayabilmek mümkün değil. 

Kendi zarar görünce vaveyla edip, gariban ve mazlum için “salla gitsin” demek, hakiki bir kapitalist tavır gerçekten!