23 Nisan tarihli Hürriyet gazetesinde dikkat çekici bir haber gözüme ilişti. Mark Rutte’nin Ankara’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinin ardından ASELSAN’ı ziyaret ettiği ve “Türkiye savunma sanayinde devrim yaşadı” dediği yazıyordu.
Bu cümle, yıllar önce küçümsenen bir vizyonun bugün dünya tarafından kabul edildiğinin açık bir ilanıdır.
Tam da bu haberi okuduktan sonra, birkaç gün önce X (Twitter) platformunda karşılaştığım dikkat çekici bir hatıra paylaşımı yeniden aklıma geldi. İran’ın kalkınma önceliklerini belirlerken nasıl bir stratejik tercih yaptığına dair aktarılan bu hatıra, aslında sadece İran’ı değil Türkiye’nin yakın tarihini de yeniden düşünmemize vesile oluyor.
Aktarılan hatıraya göre İranlı mühendisler ve yöneticiler ülke için kapsamlı bir proje hazırlıyor: yerli otomobil üretimi ve otoyol altyapısının güçlendirilmesi. Teknik olarak güçlü bir kalkınma planı hazırlanıyor ve ülke yönetimine sunuluyor. Ancak verilen cevap bir proje değerlendirmesinden çok bir öncelik sırasıdır:
“Yollar ve arabalar namus korumaz, vatan korumaz.”
Bu cümle aslında bir kalkınma eleştirisi değil, bir bağımsızlık stratejisidir.
Hatırada yer alan en dikkat çekici ayrıntı ise İran yönetiminin savunma teknolojileri konusunda Türkiye’den merhum Necmettin Erbakan ile görüşmeler yaptığı ve bu alanda onun ortaya koyduğu yaklaşımdan istifade ettiğinin ifade edilmesidir.
Burada durup düşünmek gerekir.
Çünkü merhum Erbakan hocamız daha 1990’lı yıllarda yalnız Türkiye’ye değil, bütün İslam dünyasına şu gerçeği anlatıyordu:
Önce ağır sanayi
önce millî teknoloji
önce savunma bağımsızlığı
sonra konfor yatırımları.
Bugün İran’ın savunma teknolojilerinde ulaştığı seviyeye baktığımızda bunun bir tesadüf olmadığı açıkça görülmektedir.
ASELSAN, bir milletin kendi ayakları üzerinde durma iradesinin adıdır.
Bugün NATO Genel Sekreteri’nin bile bu başarıyı açıkça ifade etmesi, aslında yıllar önce ortaya konulan bir istikametin doğrulandığını göstermektedir.
Çünkü artık savaşlar yalnızca tankla değil; elektronik üstünlükle, yazılım gücüyle, hava savunma sistemleriyle, uzay teknolojileriyle ve insansız platformlarla kazanılmaktadır.
Bunlar bir ülkenin bağımsızlık sigortasıdır.
İran’ın uyguladığı öncelik sırası ile merhum Erbakan hocamızın Türkiye için ortaya koyduğu kalkınma modeli arasındaki benzerlik bu yüzden dikkat çekicidir.
Birisi uyguladı.
Biz ise uzun yıllar tartıştık.
Eğer Türkiye’de ağır sanayi hamlesi kesintiye uğratılmasaydı…
Eğer millî teknoloji vizyonunun önü kapatılmasaydı…
Eğer savunma bağımsızlığı kalıcı bir devlet politikası hâline getirilebilseydi…
Bugün sadece Türkiye değil, belki de bölgemizin tamamı çok daha farklı bir dengede olabilirdi.
Belki de bugün daha adil bir dünya mümkün olabilirdi.
Merhum Erbakan hocamız hiçbir zaman yola, köprüye ve hizmet sektörü yatırımlarına karşı değildi. Ancak o her zaman doğru öncelik sırasını hatırlatıyordu. Bir ülke önce kendi motorunu yapmalıydı, önce kendi teknolojisini üretmeliydi, önce savunmasında bağımsız olmalıydı.
Bugün bu anlayışı siyasette kararlılıkla sürdüren ve Milli Görüş’ün temsilini taşıyan Saadet Partisi de aynı gerçeği dile getirmektedir:
Yol da yapılır, köprü de yapılır.
Ama bir milletin gerçek gücü, kendi teknolojisini üretebildiği ölçüde ortaya çıkar.
Çünkü doğru öncelik sırası hâlâ değişmemiştir:
Önce üretim
önce teknoloji
önce savunma bağımsızlığı
sonra konfor.
Ve bugün ASELSAN’ın temsil ettiği vizyon tam olarak budur:
Yıllar önce ortaya konulan bir istikametin geç de olsa doğrulandığının en somut göstergesi.