Aşağılık duygusu

Abone Ol

Pek üzerinde durulmayan, üstelik gözden kaçan somut bir olay çevresinde irdelemede bulunabilineceğini düşünüyorum. Bir süre önce, Suudi Arabistan’da Cidde ya da Riyad kentinde, yüksekliği bir kilometre, yani bin metre olacak bir kule-bina inşa edileceği açıklandı. Bu bina verilen yükseklik ölçüsüyle Körfez emirliklerinden birinde sanırım Dubai’de bulunan sekiz yüz küsur metre yükseklikteki kule-binayı geçerek “rekor” kıracakmış. “Yüksek evler / binalar yapmayınız” şeklindeki rivayetin hikmetini mahfuz tutarak, niçin yükseklik yarışı yapılmak isteniyor duygusu üzerinde durulabilir.

Kentlerde, özellikle nüfus, iktisadi-ticari dürtüler büyük ve merkezi yerleşim yerlerinde arsa kıtlığı dolayısıyla çok katlı ve yüksek bina yapımı zorlayıcı bir şarta bağlanabilir. İş hayatının dayattığı koşuşturma halihazırdaki yaşama tarzının mekanikleşen, aynı zamanda biteviye (monoton) bir niteliğe dönüşen akışı içinde adeta mekine-insan (I’homme machine) halini alan ruhsallıktan kurtulma hayalinin bir karşılığı gibi çok katlı binada oturma geçici bir tatmin duygusu verebilir. Yirmi ya da otuzuncu kattaki bir dairede insan, bu türden bir yaşayışın kıstırıldığı şartlardan kendini kurtulmuş hissedebilir, bir kaç saatlığına da olsa pencereden baktığında, eğer karşısında görünümünü kapatan bir kule-bina yoksa, önünde genişleyen bir ufuk, diğer insanların yaşadığı dünyadan kendisinin koptuğu duygusuyla avunabilir. Tabi toplumsal statü algılaması ayrı bir neden olarak düşünülebilir.

Fakat Suudi Arabistan’da, Mekke’de, özellikle Harem-i Şerif bölgesi hariç tutulursa, herhangi bir kentte arsa kıtlığından herhalde söz edilemez. İktisadi, kültürel herhangi bir nedenin bir kilometre yükseklikte kule-bina yapımına gerekçe oluşturabilmesi de düşünülemez. Ancak psikolojik bir dürtü böyle bir isteği ve hareketi temellendirebilir. İşte bu psikoloji, daha doğrusu ruh hali, eşdeyişle halet-i ruhiye dikkat çekici geliyor bana. Dikkat çekici olması sağlıklı, normal, ait olduğu kişiliğin kendi içinde tutarlı olduğu anlamına gelmez. Aksine, bastırılmış, ezilmiş, horlanmış, kendiliğinden tatmin olunmamış gibi duyguların ve dürtülerinin itmesiyle savrulmuş bir kişilik çağrışımı söz konusu olmalıdır.

Mimarlık ve mühendislik alanları, doğa ve teknik bilimlerin katkısıyla var olabilen bilim dallarıdır. Matematik, yüksek matematik, geometri, fizik, kimya, metalürji, biyolojiden sosyal bilimlere, psikoloji ve estetiğe, en önemlisi de kültür bilimlerine varıncaya kadar bir çok birikim ve veri işe dahil olur.

Ne yazık, bırakınız özeleştiri ya da sorgulamayı, sağduyu temelinde bile tartışma gereği duyulmayan bir sorundur yukarıda belirttiğim konular.

Mimar Sinan, Selimiye Camii’ni, sadece bir cami olarak değil, mimarlık ve mühendislik bilimlerinin birikim ve düzeyinin bir göstergesi olarak, St. Pierre Katedrali’nin ileri bir karşılığı şeklinde gerçekleştirmiştir. Özellikle kubbe çapı bakımından. Tipik bir Örnek A. Gustave Eiffel (1832-1923)’in şirketinin, Fransız Devrimi’nin yüzüncü yılı anısına yaptığı Eiffel Kulesi’dir. Dökme demir yerine haddelenmiş kafesli demir kullanımıyla Alman ve Anglosakson modellerini geride bırakır.

Özetle, sadece Körfez emirlikleri ve Suudi Arabistan’da değil, bizzat Türkiye’de, mimarlık ve mühendislik alanlarında gerçekleştirilen eserlerin, bu bilim disiplinlerinin gelişimine katkıda payın hangi düzeyde olduğu tartışmaya açık görünmektedir. Kuşkusuz Türkiye’de bu disiplinlerin geldiği düzey, göz ardı edilemeyecek niteliktedir, diğerleriyle kıyas kabul etmeyecek noktadır. Fakat bütüncül olarak bakıldığında, bu düzeyin kendi içinde yeter bir nitelik gösterdiği söylenebilir mi Doğrusu, pek emin değilim. Burada, bir kişilik güvensizliği yanında, bilgi, bilim ve düşünce boyutunda sistemli ve yöntemli bir çalışmanın eksikliği söz konusu edilebilir. Körfez emirliklerinde olsun, Suudi Arabistan’da ve diğer İslam ülkelerinin bir çoğunda Avrupalı-Amerikalı, belki bazılarını Japon ve Çin gibi ülkelerin uluslararası firmaları gerçekleştirmektedir. Bilgi, bilim ve düşünceyle sanat alanındaki eksiklik ya da yetersizlikleri kapatmak için, şaşırtıcı, o kadar da anlamsız yapılar dikmeye yönelinmektedir.

Aslında bu, oluşmamış ya da tanımlanamamış bir kişiliğin kendini göstermek için başvurduğu bir aşağılık, güvensizlik duygusudur. Bu duygu olmadık alanlarda kendini göstermektedir. Mesela siyaset ve iktidar alanında olduğu gibi. Zorbalıkların, katliamların, çatışmaların biteviye sürmesi bu aşağılık duygusunun nüksetmeleri, histerileri, sayıltıları ve marazlı nöbetleridir.