Arzın felaketi

Abone Ol

Beton diye tanımlanabilir. Yahut tanımlanmalıdır. Kimse o cihete doğru yol alacak bir akıl yürütmeye başvurmasa da… Akıl yürütememek, arzın tahrifi üstüne yaratıcı tarafından yöneltilen ihtarları anlamamak, insanı bugün karşılaştığı sonuçlara getirir. Herhalde sebep sorgulamaktan anlamayan ademoğlu, sonuçlara bakma lüzumu hissetmez. İnsan eli değmeden herhangi bir doğa olayı, bir standart işleyiş, tabiatın kadim düzeni felaket haline gelmez. Sebepler, gelişmeler, sonuçlar bir şekilde aklını, izanını, vicdanını kullanmayan insanı işaret eder. Muhtemelen bu işaret de bir başkası tarafından parmak doğrultup göstermek şeklinde yapılandır ki türün hiçbir ferdi insanlıktan uzaklaştığının, uzaklaştırıldığının farkına varmaz, herhangi bir isnadı kabullenmek istemez. Ancak yüce yaratıcı da hiçbir kuluna, en mükemmel şekilde yaratıp arza saldığı, gün yüzüne çıkardığı hiçbir varlığa zulmetmez.

İnançlı bir yer bilimci, sarsıntının afet değil rahmet olduğunu, kaynakların zelzeleyle yeryüzüne çıktığını, şifalı bilinen kaplıcaların, tatlı suların, kimi madenlerin, toprağın verimliliğinin artışına vesile olduğunu teslim eder.  Arzın sarsılması, doğal işleyişin bir parçasıdır. Tahribat, yıkım ve ölüm insana dairdir. Esbabı yine ona dayanır. Ağırdır, acıdır, katlanılmazdır. Ama onu afet addeden, illa felaket haline getiren de insandır. İnsan için felaket yine insandır; yaşayacağı yeri, zemini zevkine, keyfine, menfaatine uygun seçemez. Bir ülkeden bir başka ülkeye geçişi neyle ve niçin engellenirse nerede, nasıl, ne şekilde barınacağı, ne halde yaşayacağı da kendi türünün seçkinleri tarafından kararlaştırılır.

Beton gayrı menkul değerlerin en başına oturan unsurdur. Arzın üstüne dökülüp toprak parçasını kurdun kuşun börtü böceğin ve de insanın kullanımından çıkarttığı gibi menkul değer olarak bilinen altın, gümüş, para ve benzeri değer belirten her bir şeyin de üstüne dökülür. En önemli yatırım aracıdır. Mülk, arazi, araç, değerli madenler vs. ondan sonra gelir. İnsanlar, bir barınak olarak inşa edecekleri evlerinin ham maddesi olarak onu kullanmaya ikna edilirler. Bizdeki kadar halkı betona teşvik eden bir yer daha bulunmaz. İnşaat şirketleri köşe olmalı, şirket sahipleri köşe kapmalı, müteahhitler taahhütsüz yaşamalı, çeteler daha fazla kazanmalıdır! Bunu da yarar, zarar, kullanışlılık, dayanıklılık umursamadan kar amacı güderek yapmalıdır! Aynı inşaat sektörü fay hattına yakın bölgelerde başka malzemeler kullansa zarar etmez ama daha az karı olur. Depreme dayanıklı prefabrik evler hem daha ucuza mal edilir, hem daha dayanıklı sayılır ama çok kat çıkılamayacağından iskana açılacak alan da o oranda geniş yer tutar. Bu durumda birden yükseltilen binaların her bir bölümünden elde edilecek kar küçülüverir.

Hiç kimse barınmak için yapacağı evi gelecekte tarihi eser olur diye inşa ettirmez. Tarihe mal edilenler de yapıldıkları dönemde öyle bir gaye ile yükseltilmez. Hem de betonun uzun uzadıya bir tarihi olduğu da söylenemez. Günün tarihi eser muamelesi gören ve ayakta dimdik duran dayanıklı binaları betonla imal edilmemiş; taşlarının arasına harç sürülmemiş, içi dışı bilmem neresi sıvanmamış olanlarıdır. Hem de coğrafyanın, toprağın, iklimin doğasına uygun,  yörede var olan ve inşaatta kullanılabilecek malzemeyle inşa edilir. Tarihin deprem bilen, yer hareketlerinden anlayan, insan hayatını ve rahatını düşünen mimarları, yaptıklarını sağlam yapmaya, sırasında sarsıntılar için zamanın tekniğine uygun raylı sistemler uygulamaya, yaptığının hem estetiğine hem de mukavemetine dikkat eder. Böylece yüzyıllar boyu ayakta duran, kullanılan, maddi ve manevi değeri olan binalar oluşur.

İnsan gönlü, içinde taşıdığı değerin şeklini alır da denebilir. Gönlünde sevgi yeşerten insan, başkaları tarafından sevildiği gibi gönlünün güzelliği de bilinir. İnsanda var olan tüm güzel hasletler aynı şeye, gönül güzelliğine tekabül eder. İşte tıpkı bunun gibi gönlünde betona geniş yer veren, betonsever, harçkolik, çimento aşkıyla yanıp tutuşanlar, bir yandan insani taraflarından kaybettikleri gibi gönülsel olarak da katılaşır, betonlaşırlar. Katılık onları inandıkları doğrultuda sağlamlaştırır; insan düşünmez, kendilerinden başkasını dert etmez olurlar. Güç algılarını, salahiyetlerini, siyasetlerini beton oluşturduğu gibi ufukları, vaatleri, gönençleri de betona dairdir. Öyle ki yollar, köprüler, hastaneler, hava alanları, toplu ve topsuz konutlar, saraylar, tüneller vs. akla gelen gelmeyen ama övündükleri, avundukları her ne varsa betondur. Betonla kazanırlar, betonla abat olurlar ve nihayet betonla kaybederler. Lakin asla davalarından vazgeçmez, enkazı bile kalkmamış deprem alanı için yeni bina yapım, beton döküm işini ihalesiz, taahhütsüz, çekilişsiz TOKİ’ye havale ederler.