Arunaçal Pradeş

Abone Ol

16 yıllık AK Parti döneminin dış politikada düştüğü en büyük hatalardan birisi de “sorunlarla yaşamayı” başaramamasıdır. Dünyanın neresine bakarsanız bakınız, uluslararası siyaset ortamının kimse için güllük gülistanlık olmadığı aşikârdır. Mesela Hindistan ve Çin arasında Arunaçal Pradeş bölgesi yaklaşık 60 yıldan beri önemli bir sorundur. Bazen Hint tezleri, bazen de Çin tezleri öne çıkar ama sorun en başta düşülen hatada olduğu gibi sıcak çatışmaya dönüştürülmez. Her iki taraf da bilir ki, kazananı olmayan bir girdabın içine girmek kimseye bir fayda vermez. Zaman zaman sert mesajlar verilse de, sonuçta diplomatik alanda mücadele sürdürülür. Peki, sorun bu şekilde çözüme kavuşturulabilir mi? Sıcak çatışmanın belirsizliği ve güç dengeleri ile kıyasladığınızda diplomatik yollardaki ısrar, çözüm için elbette daha doğru bir yaklaşımdır. Peki, bunun bizimle ne alakası var?

Türkiye özelilikle Arap Baharı ile beraber başlayan süreçte sorunlarla yaşamayı başaramadığı için bugün büyük sıkıntılar çekiyor. Aynı zamanda Ortadoğu’yu yeniden dizayn etme girişimlerinde “yumuşak gücünü” olması gerektiği gibi kullanamadığı için mecburen tehlikeleri bertaraf edebilmek adına silaha başvuruyor. İşte Fırat’ın doğusuna yapılan operasyon da süreçler doğru yönetilemediği için gelinen kaçınılmaz sonuçtur. Bu adım sonucu ne olursa olsun atılması gereken bir adımdır. Masada ABD ile müzakere diye bir seçenek yoktur. Ne Fırat’ın doğusu ne de batısı, Suriye’nin tamamı kırmızıçizgi olarak ilan edilmedikçe bize bu coğrafyada rahat yüzü gösterilmeyecektir. Türkiye’nin bekasını kendi bekasıyla eşdeğer gören iktidar, bu tavrıyla gelinen noktada sanki hiçbir dahli yokmuş gibi yaptığı hataların bedelini bu devlete, bu millete ödetmek istemektedir. İktidarın bu yanlışlarına rağmen herkese düşen görev, Suriye’deki yabancı unsurların bölgeyi terk etmesine katkı sağlayacak her kararda hiç tereddütsüz siyasi iradenin yanında yer almaktır.

Amerika şimdi yeni senaryolarla karşımıza çıkabilir. Rusya ve Türkiye’ye işbirliği teklif edebilir. Hatta S-400 füzelerinde sessiz kalacağını söyleyerek adı konulmamış bir destek gösterisi içinde bile olabilir. F-35’ler konusunda hiçbir sıkıntı yaşanmayacağına dair söylemlerde de bulunabilir. Hatta Atak Helikopterleri’nin Pakistan’a ihracatının önüne engel çıkarmayacağının garantisini de verebilir. Bunlar dahi asla Türkiye’nin geri adım atmasına gerekçe olmamalıdır. Suriye’nin ABD eliyle bölünmesinin tescil edilmesi demek ve buna razı olmak bölgenin kodlarını 100 yıl geriye götürmek ve Sykes-Picot’u hayata geçirmek olur. Bölgemiz ameliyat masasına yatırılmıştır. Narkoz olarak kullanılan madde ise DAEŞ’dir. Asıl hedef bölgedeki haritaları yeniden çizmektir. Bu duruma kayıtsız kalmak bizler için yıkım olur.

Dış politikada bu iktidarın diline pelesenk olan tanımlama “Çözümsüzlük çözüm değildir” söylemidir. Bu yaklaşımın bize bir şey kazandırmaması bir yana, elimizde etrafına sistemli bir şekilde mayınlar döşenen bir ülke kalmıştır. Sorunlarla yaşamayı başarmak da diplomasideki gücü gösterir. Kıbrıs’ta bunu başaramadığımız için bugün müzakerelerde elimiz zayıflatılıyor. Suriye’de rejimin katliamlarını önleyeceğim diyerek bölgeyi daha büyük katliamlarla karşı karşıya bırakmak, işte bu sorun yönetim tekniğindeki yanlış stratejilerdendir.

Arunaçal Pradeş sadece bir semboldür. Dünyada böylesine nice sorunlu bölgeler var. Türkiye’nin tarihi birikimi ve tecrübesi çevresindeki bütün sorunları bertaraf edebilecek bir gücü kendisine veriyor. Çözemezse bile en az zararlı şekilde sorunlarla yaşama aklını da sağlıyor. Türkiye’nin potansiyellerini doğru kullanması şarttır.

Aslında başka seçeneği de yoktur.