Başlangıcı rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden kurtuluş olan mübarek Ramazan ayı bugün bitiyor. Şimdi bayrama erme vakti.
Bayramlar Müslümanlar için sevinç günleridir aslında. Ama nice zamandır bayramlar zehir olmakta bizlere. İslam coğrafyasında oluk oluk Müslüman kanı akarken bizlerin sevinci hep kursağında kalmakta! Nice zamandır ülke ülke büyüyen bir zulüm kapladı İslam coğrafyasını. Adeta zincirleme reaksiyon göstererek halkı Müslüman olan tüm ülkeleri etkilemeye başladı.
Ümmet yıllardır Filistin, Afganistan, Çeçenistan, Doğu Türkistan’la yoğrulurken ve her mezalimden sonra bu son olur inşallah diye dualar etmesine rağmen; zulüm arttıkça arttı. Akan kandan, patlayan bombalardan etkilenmeyen İslam ülkesi kalmadı neredeyse. Ülkemizin bile Ortadoğu’dan farkı kalmadı neredeyse. Yurdumuzun pek çok yerinde patlayan sadece havai fişekler değil artık. Adına canlı bomba denilen can alma canavarları! İnsanlar yolda yürümekten, toplu ortamlara girmekten korkar duruma düşecekler neredeyse. Teröristlerin de tam olarak istediği bu aslında. Halkın korkması, sinmesi, tedirgin olması amaçları! Bu sayede emellerine ulaşacaklarını zannediyorlar. Oysa terörizmle şimdiye değin hiç kimse başarıya ulaşamamıştır. Olan sadece ölen mazlumlara olur hep!
Bayramlar artık hüzün kokmakta ülkemde. Peş peşe gelen olaylar derin izler bırakmakta halkta ve teröre alıştırılmak istenmekte. Artık vatanı için yaralanan, sakat kalan hatta canını hiçe sayanların toplum nazarında birkaç ahtan öteye bir değeri kalmadı. Ağlarsa anam ağlar gerisi yalan ağlar demişler ya tam da böylesi bir durum var ülkemizde. Güneydoğumuzda uzun zamandır devam eden huzursuzluk her geçen yıl yerini başka bir aşamaya bırakırken önce mezralar sonra köyler boşaltıldı. Yetmedi şimdi ilçelere illere sıra geldi. Oyunun senaryosunu yazanlar, oyuncular değişse de senaryoda değişiklik yapmıyorlar. Dış güçlerin bu olaylara müdahil olduğu bir sır değil bizler için. Devletimizin en yetkili fertleri de bunu ifade ettiler defalarca. Fakat her nedense o dış güçleri somutlaştırıp isim vermediler. Bu da yetmiyormuş gibi geçmişte teröristlere havadan lojistik destek verdiği askeri yetkililer tarafından dile getirilen ABD ile stratejik ortaklık kurdular. Hatta ülkemizdeki askeri üslerin bir kısmı emrine bile verdiler. Suriye gibi bizim bakiyemiz olan topraklara huzur ve barış getireceğini bile düşünebildiler. Oysa devlet ricali de bilmektedir bir yerde terör varsa orada kesin Batılı bir ya da birkaç devletin çıkarı bulunmaktadır. ABD ile anlaşma yetmezmiş gibi ülkemizin bir kısmında gözü olduğunu açıkça ifade eden zalim devletle anlaşma zemini buldular ve bir de bununla övünerek güzel bir iş yapılmış gibi halka da kabul ettirmenin peşine düştüler. Gerçi halkımız öylesine bir büyünün etkisinde kalmış ki doğru ile yanlışı ayırt edemez hale getirilmiş vaziyette. Dünün doğruları nasıl bugün yanlış olduysa yakında bugünün doğrularının da ne kadar yanlış olduğunu anlayacağız ama umarım iş işten geçmemiş olur.
Şöyle bir düşünelim bakalım bayram günü Telaviv’de, Washington’da, Moskova’da, Londra’da bulunanlar mı gülümseyerek uyanacak sabaha yoksa Ankara, Kahire, Kudüs, Bağdat’taki Müslümanlar mı? Paris’teki çocuk mu sabah ailesiyle kahvaltı yaparken kahkaha atacak Gazze’deki yetim mi? Pekin’deki insanlar mı sabah gün doğumunu mütebessim bir çehreyle izleyecekler yoksa Urumçi’deki Doğu Türkistanlı kardeşlerimiz mi?
Sahi bizler sabah bayram namazından sonra büyük küçük “Mutlu bayramlar”, “Hayırlı bayramlar”, “Bayramınız mübarek olsun” diye bayramlaşırken aklımıza gelecek mi dünyanın bir köşesinde din kardeşimizin bayramı bilemeden son nefesini verdiğini? Ve aklımıza gelecek mi ümmetin bir duvarın tuğlaları ya da bir bedenin uzuvları gibi olduğu?
Şimdi bir daha düşünelim bakalım bu bayram mazlum coğrafyanın bayramı olmalıyken neden başkaları gülüp eğleniyorlar? Bizler dünyadaki tüm insanlığın barış ve huzur içinde yaşamasını teminle mükellef değil miyiz? Bizler sadece Müslümanların değil tüm insanlığın saadet için çalışmak zorunda olduğumuzun farkına ne zaman varacağız? Ve işin en acı tarafı ise biz bu durumdan neden rahatsızlık duymuyoruz?
Rabbimin Müslümanlara gerçek manada bayram yapacakları şuur, birlik, güç ve huzur vermesi niyazıyla hayırlı bayramlar dilerim…
Minik bir tebessüm
Vüzera ve eşek
17. yüzyıl devlet adamlarından olan Derviş Mehmet Paşa; bilgisi, becerisi, kabiliyeti sayesinde sadrazamlığa (başbakanlık) kadar yükselmişti. Fakat vezirleri arasında ehliyetsiz ve kabiliyetsiz olanlar çoğunluktaydı.
Padişahın gözüne girmek suretiyle kimi odunculuktan, kimi baltacılıktan o makama yükselmişti. Devleti bunlarla yönetmek Mehmet Paşa için hayli zordu. Bir gün divanda devlet işleri görüşülürken bu çoğu cahil vezirler, yerinde, sırasında söz alıp konuşacaklarına, hep bir ağızdan konuşup, bağırıp çağırıyorlarmış.
Mehmet Paşa bunları tek tek konuşturup fikirlerini almakta güçlük çekiyormuş. Bu vezirlerin hep birlikte bağırıp çağırdıkları bir sırada bostancı başının dışarıda bekleyen eşeği anırmaya başlamış. M. Paşa bunu fırsat bilerek vezirleri ikaz etmiş:
- Hep beraber bağırmayın, anlayamıyorum.
İlgilisine notlar:
* “Ramazan ve Kurban bayramının gecelerini ihya eden kimsenin kalbi, kalplerin öldüğü gün ölmez” Hadisi Şerif
* “Ramazan’da orucunu tutup da Şevval’den de altı gün tutan kimse bütün sene oruç tutmuş gibidir.” Hadisi Şerif
* “Dünyanın gösterişli halleri, yapmacık çıkarcı insanları çekmiyor dikkatimi. Bana bir parça samimi, yüreği güzel insan lazım” Maksim Gorki