Küçük Gizem o günlerde sıra dışı tarzı ve uslubuyla ilgi odağı olmuş ve onun haykırışları uzun süre zihnimizle ve duygularımızda yer bulmuştu. Fakat Gizem Bera Yüksel geçtiğimiz günlerde şohbenden sızan gazdan zehirlenerek hayata veda etti. Söylenenlere göre, küçük kız ablasıyla birlikte girdiği banyodan bir daha çıkamamış ve hastanede yoksul ve yoksun hayatına veda etmiş.
Geçtiğimiz yıl, küçük bir kız çocuğu bir televizyon programında, duygularını anlatırken, yırtık çizmelerini gösteriyor ve ailenin yaşadığı ekonomik zorlukları haykırırcasına ifade ediyordu. Küçük gizem o günlerde sıra dışı tarzı ve uslubuyla ilgi odağı olmuş ve onun haykırışları uzun süre zihnimizle ve duygularımızda yer bulmuştu. Fakat gizem bera yüksel geçtiğimiz günlerde şohbenden sızan gazdan zehirlenerek hayata veda etti. Söylenenlere göre, küçük kız ablasıyla birlikte girdiği banyodan bir daha çıkamamış ve hastanede yoksul ve yoksun hayatına veda etmiş.
Gizem‘i kaybetmenin acısıyla yıkılan aile üyeleri ikinci kızlarının da vefatıyla katlanılmaz bir acıya düçar oldular. Ve küçük gizem ahret yolcuğuna da çok sevdiği ablasıyla birlikte çıktı. Yoksulluğunu bütün Türkiye‘ye haykıran Gizem artık hayatta değil. O, yoksulluğun olmadığı bir diyarda kendisini bekleyen Cennete uçtu. Gizem orada yoksulluk çekmeyecek, yoksun olmayacak, insanlara kendini anlatmak zorunda kalmayacak. Ve gizem artık fakir değil... Bilinçli izleyici olmalıyız
Son yıllarda televizyon, internet ve bilgisayar gibi aygıtların kontrolsüz bir şekilde kullanılması aile bireylerine büyük zararlar getirdi. Özellikle çocuklar rol modellerini dizilerden seçiyor ve buradaki hayat tarzına özeniyorlar. Çocuk ekranlarda gördüğü ile gerçek hayat arasında bir uzlaşmazlık görüyor ve nerede ne yapacağını bilemiyor. Yani kendi içinde bir tutarsızlık yaşıyor. Ayrıca çocuk, dizilerde şiddet eğilimi olan yanlış rol modellerini seçerek, şiddeti içselleştirebiliyor.
Televizyon, doğru kullanıldığında, bilgilendirme ve tanıtım açısından hayatımıza bazı kolaylıklar getirmektedir. Ancak teknolojinin birer ürünü olan bu araçlar yanlış kullanıldığında aile yapımıza ve kişisel bütünlüğümüze büyük zararlar vermektedir. Özellikle televizyonun, her evde bulunması ve kolay ulaşılabilir olması, çocukların bu aracı kontrolsüz bir şekilde kullanmasına neden olabiliyor. Yapılan araştırmalara göre bir çocuk ortalama dört buçuk beş saat televizyon izliyor ve buradaki rol modellerinden etkileniyor. Oysa bu süre içinde çocuk, ödevlerini yapabilir, arkadaşlarıyla oynayabilir, anneyle vakit geçirebilir, çeşitli faaliyetler yapabilir. Ama yapamıyor, çünkü televizyon aynı zamanda vakitten de çalıyor.
Seçici olmak zorundayız
Televizyonda ya da internette şiddet içerikli filmleri izleyen çocuk buradaki şiddeti modelleyebiliyor. Yani çocuk şiddeti televizyondan öğreniyor ve bunun geçerli kabul edilebilir bir şey olduğuna inanıyor. Burada ebeveynler çocukları bilinçli izleyici olma yönünde bilgilendirmeli ve çocuğu olası olumsuz etkilerinden korumak için ellerinden geleni yapmalıdırlar. Çocuğun gelişim dönemine uygun hazırlanmış programlar, takip edildiğinde çocuğun dil gelişimine katkı sağlayabilir. Bunun için ailenin bilinçli olması, çocuğun sorumluluklarını aksatmaması için çaba göstermesi ve televizyon konusunda sınır getirmeleri gerekir.
Taklit yoluyla öğrenirler
Çocuklar küçük yaştan itibaren pek çokşeyi taklit ederek öğrenirler. Anne babanın tutum ve davranışlarını içselleştiren ve kendi hayatına taşıyan çocuk bu yolla hayata uyum sağlamaya çalışır. Dolayısıyla çocuk televizyondaki karakterlerin davranışlarını gözlemlediği takdirde benzer bir davranış ortaya koymaktadır. Bu anlamda televizyon çocuğun öğrenme evrenini geliştirir. Ancak ebeveynlerin çocuğu yönlendirmesi ve sınırlama getirmesi gerekir.
Şiddet gören çocuklar evden kaçıyor
Son yıllarda evden kaçan çocukların dramatik hikâyeleri gündemden hiç düşmüyor. Gençler dışarıdan gelen etkilere maruz kalsalar da, bu konuda aile içi şiddet faktörü de tetikleyici oluyor. Aile içinde aradığını bulamayan, şiddet gören, aşağılanan, dışlanan gençler evden uzaklaşarak kendilerini değerli hissedebilecekleri bir gruba katılıyorlar ve buradan da çeşitli suç unsurlarına bulaşıyorlar. Evden özgürlüğümü arıyorum bahanesiyle kaçan gençlerin büyük çoğunluğu sokaklara düşüyor, uyuşturucu, alkol ve bağımlılık maddelerine yönelerek kendi geleceğini karartıyor.
Evden kaçma nedenleri arasında ağırlıklı olarak şu sorunlar saptanmıştır; Aile içi şiddet, aile içi sorunlar, arkadaş etkisi, medyanın etkisi
Ev çocuğun kendini iyi hissedebileceği ve kimliğini oluşturduğu bir ortamdır. Ebeveynler burada çocuğun, sevgi, saygı ve değerli olma ihtiyaçlarını karşılayarak onlara dış dünyadan gelebilecek risk faktörlerinden korumalıdırlar. Aksi takdirde, evden kaçan ve dışarıda suç unsurlarına bulaşan çocuğu yeniden kazanmak ve topluma katmak oldukça zor olacaktır. Unutmayalım gençleri kazanmanın en etkili yolu onlara maneviyat eğitimi vermek ve sevgi eksenli ilişkiler kurmaktır.
‘Kırkayak‘lar hayat kurtarıyor
İstanbul Büyükşehir Belediyesi, güvenli ulaşımı sağlamak amacıyla ileri teknoloji, esneyebilen güvenlik bariyerlerinin (kırkayak) sürücülerin hayatını kurtardığını söyledi. Belediyeden yapılan açıklamada; ‘‘Kırkayak‘‘ olarak adlandırılan ve yaklaşık 6 ay önce kavşaklara yerleştirilen 77 ‘‘kırkayak‘‘tan, 60‘ında meydana gelen kazalarda, hiç bir sürücü, yolcu yaralanmadı ve hayatını kaybetmedi. Katılım kavşaklarında eskiden kullanılan çelik bariyerlerin, kaza anında araçlara büyük hasar verdiği, vatandaşların ölümüne ya da yaralanmalarına neden olduğunun belirtildiği açıklamada, ‘‘Hava Yastıklı Darbe Emici Bariyerler (Kırkayak), öncelikle E-5 (D-100) karayolu ve bağlantı yollarının trafik kaza riski yüksek olan ayrım noktalarında kullanılıyor. 100 km./saat hızındaki araçları emniyetli bir biçimde durdurabilme özelliğine sahip kırkayak bariyerler kaza sonrası tekrar kullanılabilme özelliğene sahip‘‘ denildi.