Arınma ve Durulma Ayı

Abone Ol

Bazı zamanlar vardır ki, insanın içinde bulunduğu ruh halini berraklaştırır, meşguliyetini azaltır ve yüklerinden kurtulma fırsatı sunar. Ramazan ayı Müslümanlar için böyle bir zamanı ifade eder. Aslında orucun tarihi köklerine indiğimizde bütün dinlerde izlerini görebiliyoruz ki, bu da bizi orucun insan fıtratıyla olan ilişkisine götürür. Böyle özel bir zamanı Müslümanlar olarak hâlâ zinde bir şekilde yaşıyor olabilmek önemlidir.  

Oruç dediğimizde aklımıza sadece yemekten ve içmekten beri durmak geliyorsa yanlış kapıya doğru yönelmişiz demektir. Oruç, bedenimizdeki birkaç uzvun eylemi veya eylemsizliğiyle gerçekleşen bir ibadet değildir. Oruç; bir bütün olarak bedenimizi, aklımızı, kalbimizi ve dış dünyayla olan ilişkilerimizi etkilediği sürece anlamlıdır. Bu yüzden biz orucu sadece açlıkla ya da susuzlukla ilişkilendirmiyor; insan olarak bir arınma, yüklerinden kurtulma ve durulma vakti olarak görüyoruz.   

Yemekten, içmekten beri durmayı nasıl ki orucun bir parçası olarak görüyorsak; menfaat ve kibirden, kin ve nefretten, ihtiras ve hasetten, haksızlık ve gaddarlıktan beri durmayı da orucun diğer bir önemli parçası olarak görmeliyiz. Bununla birlikte sevgiyi, şefkati, tevazuyu, adaleti ve merhameti yeniden gündemimize alacak bilince ulaşmayı bu ayın bir bereketi olarak kabul etmeliyiz.

Arınma ayı derken tam da bunu ifade etmeye çalışıyoruz. Aç ve susuz kalmak bedenimizdeki yüklerden arındırırken, kötü hasletlerden uzaklaşmaya çalışmak da kalbimizi yüklerinden arındıracaktır. Arınmış kalp ise eylemlerimizin terazisidir. Efendimiz’in kendisine iyiliği sormaya gelen birisine verdiği cevap; “kalbine danış” olmuştur. Esasen kötü duygulardan arınmış kalbin sesi, bizi iyiliğe ve güzelliğe götürecektir.

Oruç, yukarıda açıklamaya çalıştığımız gibi insanın bedenine ve ruhuna yönelik tasarruf gösterirken, başkalarıyla ve doğayla olan ilişkilerimizde de tasarruf göstermesi beklenir. Yani oruç, bireysel olduğu kadar etkisi bakımından orucun toplumsal bir yanı da vardır.

İnsanların başkalarıyla olan ilişkilerinde dilin nasıl kullanıldığının önemi büyüktür. Zaten en büyük sorunumuz da insanlar arasındaki iletişimin sağlıklı yürütülememesidir. Bunun temel sebebini de sözün kötülüğe meyletmesinde aramalıyız. Tam bu vasata oruç dile kıvam verip muhataplarını kötü sözden arındırmayı başardığında toplumsal ahenk sağlanmış olur.

Günümüz dünyasına ait diğer büyük sorunun doğanın tahrip edilmesi olduğunu düşünürsek, orucun buraya yönelik etkisinin önemi daha iyi anlaşılabilir. İnsanlığın doymak bilmeyen ihtirasının yükünü taşıyan doğanın biraz sükûnete ihtiyacı olduğu kesin. Çünkü günümüz insanı, kendi arzuları için her şeyi tahrip etmeye teşne bir yapıya sahip. Doğal afetler sonucunda hatırlanan doğanın dengesi, bir süre sonra doğayı hoyratça kullanmayla gündemden düşüveriyor. Oruç da doğayı yüklerinden arındırmak için bize fırsat sunmalıdır.

Sonuçta oruç azla yetinmektir, yani bir anlamda az dünyadır. Bütün varlığımızla sahip olduğumuz ve olmak istediğimiz dünyalıklardan azına talip olmaktır. Yüklerden arınmamız ve hayatın hengâmesinde biraz durulmamız için bize imkân veriyor.