Melek değiliz. Günaha da sevaba da elverişli/yetenekli yaratılmışız... Sınavdayız. Seçimdeyiz. Aklımız/ irademiz muhakeme kabiliyetimiz var. Sorumluyuz. Kuluz. Günlük kirlenmemeye çaba göstermeliyiz; kirlenince de temizlenmeliyiz, hemen. Geciktirmeden. Ölüm her an...
Tevbeler, Rabbimizi sevindiriyor. Günahlarımızı bile sevaba çeviren Kerim bir Rabbimiz var.
Emirler/farzlar ve haramlar/yasaklar sebepsiz, anlamsız değil. Allah-u Teala Rabb’dır. Hâkim’dir, Âlim’dir. Anlamsız, yararsız emri de yasağı da işi de yoktur... O’nun (c.c) için yarar ve zarar söz konusu değildir. Hükümler biz insanların zararlardan korunmamız, yararlarımız içindir. İnsan ve cinlerin dışında her şey, herkes, tüm âlemler secdede, zikirde, tespihte, itaattedir. İnsan ve cinlerin emanet/kulluk/sınav nedenleriyle hem itaate, hem de isyana izin verilmiştir...
Unutmayalım ki; Kur’an “Şifa”dır, “Rehber”dir, “Yol”dur, “Kanun”dur, “Nizam/düzen”dir.”Hayat tarzı”dır. İlaçları, temizlik nedenleri, araçları da parayla değildir. Lütfundandır, ücretsizdir. Ne yazık ki, “Ey müminler haydi toptan tevbe edin ki, kurtulasınız” komutunu verecek bir başımız yok... Bizden başka başsız ümmet var mı?
Üç aylar yıllık manevi bakım mevsimidir. Yılın ilk baharıdır. Yeniden muhasebe, bakım, onarım, temizlik mevsimi. Bir de sanki yılın kalan zamanı için enerji(manevi) birikim mevsimi. Manevi bir şarj mevsimi.
Kerim Rabbimizin rahmetinin, lütfunun daha da yoğunlaştığı mevsim... Bir fırsat, bir imkân, bir lütuf...
Temizlik, bakım hem biz insanlar hem de tüm eşya için gerekli, zaruridir. Kullandığımız eşya, cihazlar kirlenir, bakıma temizlenmeye muhtaçtır.
Her an günaha elverişli olduğumuzdan her gün muhasebeye ve istiğfara ihtiyacımız var. Yazıcı melekler her an (uyku hariç) kayıttalar. Rabbimiz her an, her şeyi gözetlemekte, görmekte, bilmekte, yaratmada, her an her şeye tasarruf etmektedir. O (c.c.) Melik’tir, Şehid’dir, Âlim’dir, Semi’dir, Habir’dir. Bize şahdamarımızdan daha yakındır. Zaman ve mekândan, yönden, benzerlikten yücedir...
Tasavvuf, tarikatlar, tekkeler; nefsi tezkiye/kalbi tasfiye, ahlakı güzelleştirme, insanı terbiye ile Rabbimize yaklaştırmak içindir. Olmalıdır. Bu ise ancak, Sünnet-i Resulullaha uymakla mümkün olabilir.
İnsan güzel ahlakla bezenir, nefsi temizlenir/kalbi tasfiye edilirse yaşanılan tüm dertlerimiz/ sıkıntılarımız/sorunlarımız çözüme kavuşabilir.
Hastalıklarımız da suçluluklarımız da giderek artıyor. Hem maddi, hem de manevi afetler sağanak halinde başımıza yağıyor, nefes alamıyoruz. Cinnet halindeyiz... Çünkü isyanımız gittikçe artıyor, musibetlerden ders alıp, tevbe etmiyoruz... Azgınlaşıyoruz. Tüm geçmiş kavimleri, azgınlıkları helak etmişti. Biz de ümmeti Muhammed olarak “tefrika” azabıyla yanıyoruz.
Virüslerden korkup kaçtığımız gibi günahlardan da kaçabilsek, korunabilsek aradığımız huzura varabiliriz. Haram ateştir. Tüm ideolojiler başta Siyonizm olmak üzere birer “virüs”türler. İlaçları ise İslam’dır. Biz de ilaçtan kaçıyoruz?!
Allah indinde tek geçerli din olan İslam’ın (Al-i İmran/19) temeli iman; imanın yarısı ise temizliktir. “Din” de Rabbimizin biz insanların dünyada ve ahirette mutlu olabilmemiz için bize ezelde/ruhlar âleminde teklif edip, bizim de kabul ettiğimiz (kalu bela) “kulluk sözleşmemizde” emir ve tavsiye edilen “hayat tarzı”, “doğru yol” ve düzeni/yasalarıdır. Bu sözleşmemizle deneniyoruz. Sınavdayız. Dönüşümüz O’na (c.c.)...
Rabbimizin emir ve yasaklarına uymamızda bizim için yararlar, aykırılıktaysa zararlar var. O’nun (c.c.) için yarar-zarar söz konusu değil. O (c.c.) Samed’dir (İhlâs). Bizler ise muhtaçlarız... Prof. Dr. Yusuf el-Karadavi, “ilahi şeriatın/kanunların rahmet, maslahat, adalet ve hikmet olduğunu” beyanla, “hikmetsiz (anlamsız, nedensiz, gereksiz, yararsız) hiçbir söz, hüküm ve işin olmadığı”nı vurguluyor. (Şeriatın Amaçlarını Anlamak adlı eserinde.)
Merhum Doç. Dr. Ruhi Özcan Hoca da “ibadetlerde şekillerle, anlamlar arasında doğrudan bir ilişki, paralellik, uyum olduğunu” ifade ederdi. Abes (hikmetsiz) hiçbir şey yoktur.
Uzaklaştığımız İslam’dan başka yol, düzen, çıkış, çare, ilaç yoktur. “Kur’an şifadır” (İsra/82). İstiğfarlara, tevbelere, cihada hava ve su kadar muhtaç olduğumuzu anlayabilmek ve “(Kur’an’ı bırakıp) Nereye gidiyorsunuz?” (Tekvir/26) uyarısını işitebilmemiz, “lebbeyk” diyebilmemiz dileklerimizle... Haydi kaptanı Hz. Muhammed (s.a.v.) olan İslam gemisine! Yoksa batıyoruz...