İNTERNET sitelerinde dolaşırken gözümüze bir haber başlığı takıldı: Başbakan ağladı, ağlattı!
Bir şehitle ilgili olarak konuşurken Başbakan duygulanıp hem ağlamış hem de yaptığı konuşma ile salonda bulunanları ağlatmış! Bir başka yerde de şehit annesine sarılıp ağlamış! Ağlamak ne kadar insani bir durum! Ve yeri geldiğinde ağlayabilmek ne kadar güzel! Siyasiler içinde bu haslet kendisini en çok Bülent Arınç’ta gösteriyor! Hepinizin de bildiği gibi Bülent Arınç gözyaşlarına hâkim olamaması ile tanınıyor! Ne yalan söyleyelim biz de Bülent Arınç gibiyiz! Gözyaşlarımız hazır kuvvet bekliyor! Fırsatını bulur bulmaz süzülmeye hazırlar! En azından boğazımıza bir şeyler düğümleniyor, konuşmayı beceremez hale geliyoruz!
Bu nedenle de arkadaşlar arasında konuşurken kendimizi, “Biz de Arınçgillerdeniz” diye tanıtmakta bir sakınca görmüyoruz! Başbakan ile ilgili haberleri okuyunca, “Demek ki o da Arınçgillerdenmiş” demekten kendimizi alamadık!
Genel kanımız odur ki; ağlayan adamdan korkmamak gerek!
Asıl korkulması gereken odur ki; yüreği taş kesen ve gözü hiç yaşarmayan insandır! Hani halk arasında “taş kalpli” derler ya! O hale gelmiş insandan gerçekten korkmak lazım!
Ama Arınç gibi gözü her daim yaşlı insanlardan böylesine korkmaya hiç gerek yok! Bülent Arınç ile siyaseten hiç anlaşamayız ama O’nun gözü yaşlı halini de bir ayrı severiz!
Ve umarız ki bir gün o dinmeyen gözyaşları ile yine aramıza dönüp çalışmalarına devam eder! Bunun karşılıksız olduğunu biliriz ama yine de “umut dünyası” der gezeriz!
Beraber olduğumuz yıllarda da aynen böyleydi! Kızar, itiraz eder, sesini yükseltir, ipleri koparacak gibi olurdu!
Sonra birileri kendisi ile sohbet eder, itirazlarının haksızlığını ortaya koyardı!
Böyle görüşmeler elbette gözyaşsız olmazdı! Ve çoğunlukla bir kucaklaşma ile iş tatlıya bağlanırdı! Arınçgillerden olmayı bunun için hep önemsedik! İnsanoğlu elbette iyi günler de yaşayacak, kötü günler de! Beraber de olunacak, ayrılık çanları da çalacak! Ama gözyaşları kurumamışsa, göz pınarları hâlâ canlılığını koruyorsa gelecek için hâlâ “ümit var” denilemez mi