Halk arasında vesvese ya da evham olarak bilinen “anksiyete”, kişinin zihninde oluşturduğu dramatik senaryolar ile korkulardan beslenir. Kişi her an kötü bir şeyler olacakmış gibi davranır ve telaşa kapılır. Kaygılar korkuyu tetikler ve kişi bedeninde titreme, uyuşma, yanma, çarpıntı ve terleme gibi belirtiler yaşamaya başlar. Kaygı deva bulmadığında, bütün hayatı istila eder ve insanı çıkmaz bir sokağa sürükler. Bu kişi artık nereye giderse gitsin kaygı ve korkularını yanında götürür. Gün içinde karşılaştığınız iki kişiden birinin anksiyeteye bağlı yoğun korku sorunu yaşadığını görürsünüz. Çünkü insanların ruh ve beden bütünlüğünü sağlayan huzur kaynakları zayıflatılmış ya da hayattan dışlanmıştır. Güvenle yaslanacağı duvarları kendi eliyle yıkan insan, korku, mutsuzluk ve tedirginlik içinde yaşamaktadır. İnsanların gözlerinde bir belirsizlik var, güvensiz bir dünyada yaşıyor ve her an başlarına kötü bir olayın gelebileceğine inanıyorlar. Ya hastalanırsam, ya çocuğumun başına bir şey gelirse, ya eşimin işleri bozulursa, ya hakkımda dedikodu yaparlarsa… Hayatta hemen hepimizin başına gelebilecek imtihanlar bu insanların mutsuzluğuna dönüşüyor. Kadın eşi biraz geciktiğinde hemen telefona yapışıyor ve aramaya başlıyor. Eğer eşi telefona bakmamışsa, elim bir kazada hayata veda etmiş olabileceğini, birisi tarafından kaçırılmış olabileceğini, kendisine ihanet etmiş olabileceğini düşünüyor. Kadın yazdığı senaryonun gönüllü oyuncusu oluyor ve eşi eve geldiğinde hemen çıkışıyor. Felaketleştirme, genelleme ya hep ya hiç kuralı ile senaryoyu genişleterek büyük bir kavgaya tutuşuyor. Bazen kaygılar o kadar yorucu olur ki, kişi kendini karanlık bir mahzene kapatmak ve burada yaşamak ister ama korkuları ile bütünleşmiştir ve artık onlardan kopamamaktadır.
Korkuların nedeni:
1-Allah inancı zayıflayan kişi, kötülüklerle dolu bir dünyaya açıldığını ve burada korunaksız kaldığını hissediyor. Yaratıcının her an yanında ve yakınında olduğunun bilincine varamayan bu kişi bir mayın tarlasında dolaşıyor.
2-Dua insanın elzem ihtiyaçlarındandır. İnsan, dua ile halini Allah’a arz edebileceğini ve Yaratıcı’nın duasına icabet edeceğini fark edemiyor. Bu dipsiz dünyada, sahipsiz ve yapayalnız kaldığını hissediyor. Sahibine tevekkül etmeyi bilmiyor. Bu vahim durum insanların kaygı ve korkularını tetikliyor.
3-Bazı şeyler bizim kontrolümüzde değildir. Başımıza gelebilecek olaylarda bizim dâhilimiz yoktur. O halde kontrol edemeyeceğimiz şeyleri sahibine havale etmekten başka yapabileceğimiz bir şey de yoktur. Günümüz insanı, her şeyle başa çıkabileceğine inanıyor, yetersiz kaldığında endişeye kapılıyor.
Dünyayı olduğu gibi kabullenmek ve Allah’a tevekkül etmekten başka seçeneğimiz yoktur. Allah var korku yok, Allah var yeis yok, Allah var ümitsizlik yok…