Son günlerde Arakan’da yaşanan katliam ile yüreğimiz kan ağlıyor. Diri diri yakılan bedenleri, başları koparılan el kadar yavruları, zulümden kaçmak için dikenli tellerden geçerken kan revan olanları, gözlerdeki yaşı, bakışlardaki çaresizliği, bakmaya bile dayanamadığımız yüzlerce acı dolu fotoğrafı gördükçe, haberleri okudukça içimiz hüzünle, ürperti ile doluyor. Ve istisnasız hepimiz, elimizden hiçbir şey gelmemesine üzülerek kendimize dönüp “Ne yapabilirim?” diye soruyoruz.
İlk olarak yapacağımız şey, emperyal güçlerin de zaten bunu istediğini hatta Müslümanların direniş ve umudunu kırmak için özellikle yaydığını bilerek sosyal medyada katliam fotoğrafları paylaşmayı bırakmak olmalıdır. Elbette gelişmeleri takip edecek ve yaşanan hiçbir zulme kayıtsız kalmayacağız. Fakat gördüğümüz zaman bizi hüzne ve çaresizliğe gark etmekten başka bir işe yaramayan kanlı fotoğrafları, Müslüman şehidlerimizin bedenlerine de saygılı olmak adına paylaşmamalı, bir zulmü duyurmanın tek yolunun bol kanlı fotoğraf paylaşıp bir de sonuna ağlayan emoji koymak olmadığını anlamalıyız.
İkinci olarak yapmamız gereken şey, başta Arakan olmak üzere tüm Müslüman kardeşlerimizi, Ümmet-i Muhammed’i dualarımıza almak, mutlaka ama mutlaka namazlarımızın arkasında, cuma, iftar, bayram ve kandil gibi tabiri caiz ise bonus zamanlarında ellerimizi açıp her şeyin elinde olduğu, “Ol!” demesiyle zalimleri yerle bir edecek güçte ve kudrette olan Muntakim’e yakarmalı, hem onların kurtuluşu hem zalimlerin helâkı hem de aynı zulümle bizi karşılaştırmaması için yardım istemeliyiz.
Üçüncü olarak küçük bir adım bile olmuş olsa, en azından Müslümanlar arasında bir farkındalık oluşturabilmek adına, yaşadığımız il veya ilçede düzenlenen gösterilere, basın bildirilerine, mitinglere katılmalı, zalimlere ve bu konuda yetkili merciilere sesimizi duyurmak için çabalamalıyız.
Dördüncü olarak teknede yaşanan yasak bir aşk kadar veya otel odasında ölü bulunan bir ünlü kadar bile gündem olmayan Arakan’ı, olabileceğince gündemde tutmak adına paylaşımlar yapmalı, hiç haberi olmayan, böyle bir Müslüman toprağı olduğunu bile bilmeyen insanlara durumu anlatarak hem dualarına talip olmalı hem de sanal ve uydurma olaylarla gerçek gündemi saptırmak isteyenlere “Bizim asıl derdimiz, asıl yaramız bu!” mesajını vermeliyiz.
Beşinci olarak konu ile alakalı oluşturulan imza kampanyalarına katılarak atacağımız küçük bir taş bile olsa zalime fırlatmalıyız. Tek imzası ile pek çok şeyi değiştirebilecek olan yöneticilerimize sesimizi duyurmak adına mektuplar yazmalı, mailler atmalı, telefonlar etmeli ve sadece kınamanın yeterli olmayacağını, onların konuşma değil icraat makamında olduklarını hatırlatmalı ve bu konuda ısrarcı olmalıyız.
Altıncı olarak Arakan’a yardım götüren kuruluşlar var ise onlarla irtibata geçerek bir umut ellerine ulaştırılır düşüncesi ile yapabileceğimiz yardımı yapmalı, hayatta olan kardeşlerimizin yarasını dindirmek için merhem olmaya çalışmalıyız…
Bunlar yakın vadede ve olaylar tırmanırken yapılacak şeylerdir. Bir de uzun vadede yapılacak şeyler vardır ki maalesef “Arakan yanıyor” edebiyatları yapanlar bunları hiç dile getirmez ve hatta getirene de kızarlar.
Bunlardan ilki, dört ve beş yılda bir elimize gelen fırsatı çok iyi değerlendirerek kendine ümmeti dert edinen, Müslümanlara karşı şefkatli, zalimlere ise dik duracak politikalar üreten, sadece söylemde değil eylemde de zalimlere kükreyen yöneticileri seçmeli, belki de bizim yanlış kullandığımız bir oy neticesinde ümmetin felahının geciktiğini, zalimlerin zulmünü artırdığını idrak etmeliyiz.
İkincisi, bunu kendimiz bilmekle kalmayıp etrafımıza da duyurmalı, yanlış yöneticiler ve yanlış politikalar ile ümmetin yandığını göstererek aynı zalimin bir gün bize de musallat olabileceği konusunda insanları uyararak bilinçlendirmeye çalışmalıyız.
Üçüncüsü, Arakan, Filistin, Suriye toprakları gibi ezilen, sömürülen, katledilen kardeşlerimizin başına gelenlerin, İsrail ve Amerika gibi edindiğimiz yanlış dostluklar neticesinde bizim de başımıza gelme ihtimalinin çok yüksek olduğunu düşünerek zulüm anında dışarıdan yardım edilemeyeceğini de gördüğümüz üzere, yanımızda duran dostlukları zedelememeli, kendi içimizde birlik olmanın yollarını aramalıyız.
Dördüncüsü, her birimiz şahsımız adına iyi kul, kaliteli Müslüman ve şuurlu mü’min olmak için çabalamalı, Rabbimiz muhafaza buyursun bu dünyada ağlama/ağlatılma ihtimalimiz var ise gerçek dünyanın cennetini umut edebilme fırsatımızın oluşması için uğraşmalıyız.
Beşincisi, çok çok uzun vadede bir atılım gibi görünse de ellerimizin altındaki yavrularımızı iyi yetiştirmeli, ümmet bilinci ile kardeşlik şuuru ile büyüttüğümüz çocuklarımızın bir gün bu ümmete önderler olmalarını ve zalimlerin karşısında durmalarını ummalıyız…
Evet, bunlar, Arakan yanarken elini vicdanına koyan herkesin yapması gereken şeylerdir. Kısa ya da uzun vadede yapılabilecek bunca şey varken yalnızca sosyal medyada vahşet fotoğrafları paylaşmak “Biz size demiştik” gibi sözlerle etrafa sataşmak veya yetki mercii iken kınamak ya da şiddetli kınamakla yetinmek, sadece vicdan rahatlatmaya ve gaz almaya yönelik şeylerdir. Rabbimiz bu kurban bayramını, maddeten ve manen acı çeken tüm Müslüman kardeşlerimizin acısının dindiği ve tüm zalimlerin zulmünün boyunlarına dolandığı nice bayramlara milat kılsın...