Hadis kitaplarında kaynağı olmayan ama dillerde destan olmuş, Hazreti Ali’nin, bir harpte düşmanını yere sermiş, bağrına çökmüş, kılıcını boğazına dayamış.
Çaresiz kalan düşman, kinini kusmak için, o ay yüzlü, Allah’ın velisi, Hazreti Ali’nin yüzüne tükürür.
Savaşta aslan, barışta kuzu gibi olan Hazreti Ali, kılıcını düşmanın boğazından kaldırınca kâfirin gözleri belerir, şaşakalır.
Herkesi kendisi gibi gören bu amansız kâfir, nedenini sorar.
Hazreti Ali, “Ben Allah için sizi kula kul olmaktan kurtarmak, Allah’a kul olmanızı sağlamak için çalışırken sizi put adamlarınızın kulluğunu dünyaya yaymak için savaşırken, seni Allah için öldürecektim ama sen tükürünce bu öldürme işi Allah için olmayacak, kendi nefsim için olacağından vazgeçtim” der ve bunun üzerine o kâfir de Müslüman olur.
Biz, Kur’an’a soralım bakalım, bizi nasıl yönlendirecek:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا إِذَا ضَرَبْتُمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَتَبَيَّنُوا وَلَا تَقُولُوا لِمَنْ أَلْقَى إِلَيْكُمُ السَّلَامَ لَسْتَ مُؤْمِنًا تَبْتَغُونَ عَرَضَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا فَعِنْدَ اللَّهِ مَغَانِمُ كَثِيرَةٌ كَذَلِكَ كُنْتُمْ مِنْ قَبْلُ فَمَنَّ اللَّهُ عَلَيْكُمْ فَتَبَيَّنُوا إِنَّ اللَّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا
“Ey iman edenler, Allah yolunda (cihat) için yürüdüğünüzde iyice araştırın. Siz dünya hayatının malını isteyerek, size selam verene, "Sen mü’min değilsin" demeyin. Ganimetlerin çoğu Allah katındadır. Daha önce siz de öyle idiniz de Allah size ihsanda bulundu. İyi araştırın. Muhakkak Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.” (Nisa Süresi ayet 4/94)
Allah Rasülü’nün arkadaşlarından birkaçının başına gelen olayları açıklamak için bu ayet indirilmiş.
Biz, bize İslam’a uygun selam veren, bizden selamet/aman dileyen veya “La ilahe illallah, Muhammed Rasülüllah” diyen herkese “Sen Müslüman değilsin” diyemeyiz.
Müslüman, Müslüman’ı tekfir etmeyecek.
Şu anda dünyanın her tarafında “Ben Müslümanım” diyen insanlar var ama İslam hakkında hiçbir şey bilmiyor.
Bize, onlara, “Siz Müslüman değilsiniz” demek yerine bilgi eksiklerini tamamlamalarına yardım etmek düşer.
Amerika’da üniversitesini bitirdikten sonra Müslümanların cenazelerini kaldırma şirketi kuran birinin haberini okumuştum.
Amerika’nın çok sapa bir yerinden telefonla anlaştığımız bir Müslüman’ın cenazesini kaldırmaya gittiğinde oraya yüz yıl önce göçen bir grup Müslüman’ın cenazesi imiş.
Ben ve yanımdakiler namazı kıldırdık, onlar namaza katılmadılar.
Fakat cenaze kabre konulduktan sonra yaşlı bir Müslüman geldi ve Türkçe “telkin” verdi.
Sonra ona, “Sen Türkçe biliyor musun?” dedim. “Hayır ama bunu ezberlemişim manasını bilmeden söylerim” demiş.
Aslında bu şehre de bir tebliğci gönderilmeli.
Dünyanın neresinde bir tek Müslüman olduğunu söyleyen biri olsa o, bizim din kardeşimizdir.
Bütün insanlar da, Hazreti Adem’den kardeşimizdir.
Hazreti Adem’den kardeşlerimizden birinin Müslüman olması için, sahip olduğumuz paralar, mallar, dünyanın altını, gümüşü, petrolü, Grönland’daki elementlerin hepsini harcasak israf sayılmaz.
Kâfirle aramızdaki fark bu.
Kâfir, Venezuela’daki petrole sahip olmak için kendi tahrif edilmiş dininden olan insanların hepsini öldürme tehdidinde bulunuyor ve öldürmeye başlıyor.
Grönland’daki elementler için, Hıristiyan Danimarka’ya gözdağı veriyor.
Halkı Müslüman olduğu halde, korkusundan kâfirlerin kriterlerine göre hareket eden yöneticilerin yaptıklarına bakarak, İslam ve Müslümanlar hakkında karar vermemelerini sağlamak da Müslümanların görevleri arasındadır.
Türkiye’de en az büyüklü küçüklü beş binin üzerinde İslam’a hizmet için çalışan dernek, vakıf, bireysel, topluca çalışan insanlarımız var.
Yanlışlarını anlatmak yerine yanlışın doğrusunu anlatmak ve hiçbirinin adını vermeden hayır dualarını eksik etmemek bugünlerin en gerekli iş ve duasıdır.
“Filanların yanlışına “evet” mi diyeyim?”
- Hayır, Müslüman olduğu için onu bağrına bas.
Yaranın üzerine sarılan bembeyaz sargı gibi sarıl boynuna.
Askerden gelenin eşine sarıldığı gibi,
Gurbetten gelenin hasret ateşiyle yakınlarını kucakladığı gibi
Kaybolan çocuğunu bulan anne gibi, sarılırsan ve o araya giren yanlışın içinde geçen kelimelerden hiçbirini kullanmazsan bir aya kalmaz yanlışın üzeri kapanır.
Afrika’da, her devlette yüzün üzerinde Kur’an kursu açan bir grubun bir yanlışını sordu.
“İkinci yanlışını söyle dedim” durdu.
O bir yanlış akaidimizi zedeliyor mu? “Hayır” dedi.
Hani Bolu beyinin zulmüne son veren Köroğlu, tenha bir yoldan at üzerinde giderken bir ninenin kirman eğirirken mırıldandığını duyar, kulak verir, “Gözün kör olsun Köroğlu” cümlesini ağıt havasında söylermiş.
- Nine, Köroğlu’nu tanır mısın?
- Tanımam kuzum.
- Neden böyle söylersin, dediğinde
- Eller der, ben de derim kuzum, der.
Eller, ağyar, düşmanlar, kâfirler, Müslümanlar için söylediklerini saymaya kalksak yüzün üzerinde kötü adımız var onlara göre.
Biz de nine aklına, cahilliğine uygun aklımızla birbirimizi o kâfirin söyledikleriyle damgalıyor ve kâfire karşı durmak yerine, birbirimize karşı gelerek güç kaybına uğruyoruz.
Öyle hale geldik ki, bu sene hac mevsiminde, Arafat Dağı’nda vakfeden ve hac görevleri bittikten sonra, üç milyon Müslüman, toplu halde Kudüs’e doğru yürüyüşe geçse, önce kâfir, katil, zalim, Musa aleyhissalatü vesselama bile ihanet eden, Zekeriya ve Yahya peygamberleri öldüren, İsa aleyhisselamı öldürmeye teşebbüs eden -Ama Kur’an’a göre öldürmedikleri verilen- İsraillileri öldürdükten sonra bu cinayetlere karışmayan Yahudileri de, gemilere bindirip geldikleri yere gönderdikten sonra, Kudüs’te Mescid-i Aksa’da namaz kıldıktan sonra ülkelerine dönmek üzere harekete geçseler ne aklımıza gelir.
Köşe yazarları neler yazar?
TV yorumcuları neler söyler?
Yarına kadar düşünün.
(Devamı yarın)