Aradığımız / Aradıklarımız-2

Abone Ol

Kul, dünyanın alâyişini, rahatını, lezzetini ve şehvetini terk etmedikçe, halkın övgülerinden kurtulmadıkça, Allah Teâlâ’ya ulaşamaz. O’nu (C.C.) bulan kimse, aradığı hangi şeyi bulamaz ki? O’nu (C.C.) bulduktan sonra hangi şeyle meşgul olabilir ki?

“Kendi cehaletini bilen, Rabbinin ilmini; kendisinin fani olduğunu bilen, Rabbinin baki olduğunu; kendisinin aciz ve zayıf olduğunu bilen, Rabbinin kudret ve kuvvetini bilir.”

Rabbini en iyi tanıyan, nefsini en iyi tanıyandır.

Rahman Ganiyy, hepimiz/herkes fakiriz/muhtacız.

Nefis doyunca, kalp acıkır. Açlık, ruhun gıdasıdır. Nefsin de, ruhun da gıdaları, hastalıkları, zevkleri acıları ayrı ve zıttır. Huzurun yeri kalptir. Arınan nefisler rahatlar, kurtulur. Akıllı insan önünü görür; ahirete hazırlanır, yatırımını oraya yapar. “Namazı hızlı kıldığında şunu unutma: Elde etmeyi veya kaçırmamayı istediğin her şey, önünde/huzurunda durduğun Zât’ın (C.C.) kudretindedir.” Ali Tantavi

Varlıklar, gerek oluşumunda, gerekse varlıklarının devamında Allah’a muhtaç. Zengini sağlığa, yoksulu servete, zelili izzete muhtaç kılmış... Her meslek sahibini, başka meslek sahiplerine muhtaç kılmış. İhtiyaç kanununun kapsamı dışında hiç kimse, hiçbir şey yok. İhtiyaçların sağlanmasını da sebeplere, araçlara, vesilelere bağlamış. Tüm işler, ihtiyaçlar karşılanabilsin diye, hepimizi ayrı yeteneklerde, donanımda yaratmış. İhtiyaç duyulan düzenini (yasaları, ilkeleri, ölçüleri vb.) de bize/seçimimize teklif ve tavsiye buyurmuş. Adalet ve saadetin, güvenliğin, refahın da ancak kendi düzeniyle/yolunda mümkün olduğunu bildirmiş. Verdiği nimetlerin hepsi geçici. Onlarla imtihan oluyoruz. Varlık da darlık da sağlık da hastalıklar da izzet de zillet de tüm nimet ve musibetler de imtihan için... Terbiye ediliyor, arınıyoruz...

Akıl, sağlık, zenginlik, ilim, vb. nimetlerin kendisinde toplandığı bir kimse var mıdır? Kendimizdeki nimetleri görmeyiz; olmayanları da elde etmeye çalışırız. Aslında sahibi olduğunu sandığımız tüm nimetler birer emanettir, geçicidir. İnsanlardan istemek zillet ve minnet ise de, Hak’tan istemek izzet ve hikmettir. Dünyanın tüm nimetleri, geçici lezzetlerdir. Nefislerimiz, tabiatı gereği doyumsuzdur; terbiyeyi gerektirir. “Kalpler de ancak zikrullah ile huzura kavuşur.”

Rızası, sevgisi, sevdiklerinin sevgisi, af, afiyet, takva, ilim, kalbi selim, istikamet, hikmet, sahih iman, kanaat, güzel ahlâk, huzur, tezkiye, ihsan/yakîn, zikir, şükür, güzel kulluk, insan ve şeytanların şerrinden korunma, hidayet, iyilerle beraberliği, güzel sonu, iffet vb. Uhrevi nimetleri de isteriz.

Kendisinden istenecek de, sığınılacak da O (C.C.) ihtiyaçlarımızı, nimetleri, dualarımızı, işlerimizi yaratan O (C.C.). Nimetler emanet, geçici, sınav sebeplerimiz... Şüphesiz ki, Allah Teâlâ tüm ihtiyaçlarımızı karşılayan “Rahman, Rezzak, Ganiyy, Samed, Kâfi, Kadir, Muktedir, Adl vb. Tüm kemal sıfatlarla muttasıf, eksik/noksan sıfatlardan yüce bir Melik’tir. O halde maddi, manevi tüm ihtiyaçlarımız için O’nun (C.C.) kapısına yönelmek, sığınmakla, dünya ve ahiret saadetine ulaşabiliriz. O’nun katında yok yok...

Her şeyi de, ihtiyaçlarını da, karşılıklarını da yaratan Allah Teâlâ’dır.

Kimimiz sadece dünyalık nimetleri ister. Bu halde ahirette güzellik yok. Kimimiz de ahiret nimetlerini önceler. “Bize dünyada da, ahirette de güzellikler ver.” Hangi nimetleri istememiz gerektiğini Resulullahtan (S.A.V.), peygamber dualarından öğreniyoruz.

Fatiha’da ilk duamız hidayet nimetinedir. Öyle bir nimet ki, tüm nimetleri içeriyor.

Hepimiz, her yaratılan aciz ve muhtacız. Her şey, her şeye, herkes herkese muhtacız. Muhtaç olmayan ancak Samed’dir/Ganiyy’dir/Rezzak’tır. Sevgiye de aldatmayan sevgiliye de muhtacız. Sağlığa/afiyete muhtacız. Gıdaya, ilaçlara, havaya, suya, toprağa, Güneş’e vb. muhtacız. Rezzak O, Vedud, Şafi, Rahman O (C.C.). Aldatmayan dosta, sevgiliye muhtacız. Veli, Vekil, Vedud O (C.C.).

Korkulardan, zararlardan koruyacak birisine muhtacız.

Her ihtiyacımızı karşılayacak birisine muhtacız. Kendi yararı söz konusu değil. Korkusuz, kuşkusuz kendisine güvenebileceğimiz birisine muhtacız.

Servet, makam, evlat, eş, itibar, şöhret, sağlık arayışlarımız bitmiyor.

“İlahi ente maksudi ve rızake matlubi” Hz. Ebubekir (R.A.): “Allah, kuluna Kâfi değil mi?”

Dinimizin temeli sevgi...

Seven sevdiklerini arar, anar; unutmaz. Sevdikleriyle birliktedir. Sevilmeye en çok layık olan Allah Teâlâ’dır. Hiç kimse/hiçbir şey, O’nun (C.C.) gibi sevilemez. O’nun (C.C.) için sevmek farzdır; buğuz da... Sevgisini, sevdiklerinin sevgisini isteriz. “Dünya sevgisi hataların başı” buyurmuş (S.A.V.). Bir kalpte iki zıt sevgi bulunamaz. Allah Teâlâ’yı arayanlar, kalplerinde bulmuşlar. O’nu (C.C.) bulan, her şeyi bulmuş olur. Kendisini bulanlar, O’nu (C.C.) bulurlar. Unutanlar, kendisini de unuturlar.

Rabbimiz; kendisine yönelttiği, kendisini arattığı, kendi sevgisini, rızasını ikram ve ihsanla şereflendirdiği kullarına bizleri de katsın, dileklerimizle...