Son günlerde siyasi arenada tartışılan konular arasında ana muhalefetin gündeme getirdiği ara seçim bulunuyor.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in gündeme getirdiği ara seçim formülüne iktidar cenahından bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından “Ara seçimi gerektiren durum yok” şeklinde olumsuz yanıt verildi.
Her ne kadar adeta başlamadan bitmiş gibi görünse de bu tartışma, ara seçimin ne olduğu ve hangi şartlarda ancak gerçekleşebileceği ile ilgili konuların gündeme gelmesine de vesile oldu.
Her şeyden evvel Türkiye’de ara seçime gidilebilmesi için, seçimin üzerinden 30 ay geçmiş olması ve genel seçimlere en az bir yıl kalmış olması şartlarıyla beraber, iki yol bulunduğunu söylemek gerekmektedir.
Bunlardan ilki Meclis üye tamsayısının %5 ve daha fazlası oranında sandalye boşalması durumunda devreye girmektedir. Diğer bir ifadeyle TBMM’de 30 milletvekilliğinin boşalması durumunda ara seçim mümkün hale gelmektedir. Türkiye’de hâlihazırda 2’si vefat, 4’ü belediye başkanı seçilme, 1’i milletvekilliğinin düşürülmesi, 1’i de bakan olması nedeniyle sadece 8 milletvekilliği boşalmış durumdadır.
Dolayısıyla bugün ara seçime gidilebilmesi için 22 sandalyenin daha boşalması gerekmektedir. Bunun için muhalefetin 22 üyesini istifa ettirmesi akıllara gelmektedir, ancak milletvekillerinin istifası Meclis tarafından kabul edilmemesi durumunda bu seçenek boşa düşmektedir. İktidar blokunun bu hamleyi yapabilecek yetki ve çoğunluğa sahip olduğu gerçeği göz önüne alındığında diğer ikinci yola bakılmasında yarar bulunmaktadır.
Bu yol ise bir ilin ya da seçim çevresinin Meclis’te hiç milletvekilinin kalmamasıdır. Vefat, istifa ya da sair sebeplerle böyle bir durumun oluşması durumunda o seçim çevresi ile sınırlı olmak üzere ara seçim yapılabilmektedir. Türkiye’de bu duruma namzet tek il Tunceli’dir. İldeki tek milletvekili ise DEM Partisi’nden seçilmiştir. Terörsüz Türkiye gündeminin varlığından ötürü DEM Partisi’nin bu seçeneğe ikna edilip edilemeyeceği hususunda iktidarın elinin çok daha güçlü olduğu görülmektedir.
Hülasa Türkiye’nin önümüzdeki günlerde herhangi bir nedenle ara seçime gidebilmesi ancak iktidarın bu formüllerden herhangi birine yeşil ışık yakmasıyla mümkün olmaktadır. Bu noktada da Cumhurbaşkanı Erdoğan, oldukça net bir mesaj vermiş oldu.
Peki o halde bu gerçeklere rağmen ana muhalefet neden ara seçimleri gündeme getirme ihtiyacı hissetti?
Buna verilebilecek tek yanıt, ana muhalefetin kendi tabanını konsolide etme ve motivasyonunu artırma çabasıdır. Bir yandan tabanını kontrol etmeye çalışan muhalefet diğer yandan da iktidarı adeta mindere çağırmaktadır. Ancak unutulmamalıdır ki; bu çağrı, fırsatları içerdiği kadar riskleri de barındırmaktadır.
Türkiye’nin yakın siyasi tarihinde bu konuyu anlamak bakımından özellikle üç ayrı ara seçim tecrübesi bulunmaktadır. Bunlardan biri 1979, diğeri 1986 ve sonuncusu da 2003 yılında gerçekleştirilmiştir.
1977 seçimlerinde iktidara gelen CHP, aldığı oy oranına da güvenerek girdiği 1979 ara seçiminde 5 ayrı seçim çevresindeki 5 sandalyenin tamamını Adalet Partisi’ne kaptırmıştır.
1986 ara seçiminde, o dönem tek başına iktidar olan Anavatan Partisi, boşalan 11 milletvekilliği için ülkeyi ara seçime götürmüş, oy oranında gerileme yaşamakla birlikte 6’sını kazanmıştır. Bu seçim, bir sonraki yıl yapılan 1987 seçimlerine muhalefetin daha motive olmasına katkı sunmuştur.
Son olarak 2003 ara seçiminde ise siyasi yasağı kaldırılan Recep Tayyip Erdoğan’ın milletvekili olabilmesi için CHP kendi milletvekilini de istifa ettirerek Siirt’te seçimlerin yenilenmesini sağlamıştır. Fakat Erdoğan’ın %85 gibi bir çoğunlukla seçimi kazanması nedeniyle ildeki 3 sandalye de AK Parti’ye geçmiştir.
Hâlihazırda liderlik mücadelelerine sahne olan ana muhalefetin kendi iç bütünlüğünü sağlamadan ara seçim kartını gündeme getirmesi, bir yandan teknik gerekçeler diğer yandan da tarihsel tecrübe nedeniyle anlaşılır değildir.
CHP’nin bu söylemini, iktidar mücadelesinden ziyade kazan-kazan ilişkisini içerecek şekilde kutuplaşmayı sürdürmeye dönük bir hamle olarak görmek daha doğru olmaktadır. Zira iki partili sistem hem AK Parti tabanını hem de CHP tabanını çok daha kolay konsolide etmeye imkân sağlamaktadır.