Bizim Antep’te utanma duygusu yitik insanlar için; “Ar namus tertemiz” denilir. O insan artık iflah olmaz, ondan bir fayda beklenmez. Peygamber Efendimiz’in şu hadis-i şerifi çok mânidardır: “İlk peygamberlerden itibaren halkın hatırında kalan bir söz vardır: Utanmadıktan sonra dilediğini yap!” (Buhârî, Enbiyâ 54, Edeb 78; Ebû Dâvûd, Edeb 6; İbni Mâce, Zühd 17)
Utanma duygusu çok mühimdir. Bunun terbiyesi bebeklikten başlar. Ancak İslâm’ın muhalifi komiteler Müslüman çocuklarının utanma duygusunu yok etmek için muazzam çalışmalar yapmaktadırlar. Filmlerle, internetle, haremlik-selamlık farzını ortadan kaldırmakla utanma duygusunu törpülemektedirler. Müslüman kitle, son bir asırda bu konuda muazzam taarruza uğramıştır.
Utanma duygusu kayboldu mu, artık o insandan bir hayır, bir fayda bekleme. O insan her türlü günaha açık demektir. Faiz, zina, rüşvet, haksız kazanç, devlet malını soymak, yemek, insanları dolandırmak, onun bunun malına çökmek, artık aklınıza ne kadar melanet gelirse onu yapmaktan çekinmez. Bu utanmazlar münafık olmaya da meyyaldir. Ahlaksızlık yapa yapa, günah işleye işleye harakiri yapan Japonlar gibi kendi kendini manen öldürür, ancak bunun farkında olmaz. Böyle yapa yapa, Rabbimiz onun kalbini mühürler. O kimsenin kalbi mühürlendi mi artık işi bitmiş demektir. O kimse isterse her sene hacca ve umreye gitsin, isterse alnını secdeden kaldırmasın, o helakete uğramıştır. Bu gibi kimselere nasihat de kâr etmez.
Bakınız bu husustaki âyet-i kerimelerden ikisine meâlen bakalım:
“Zira Allah onların kalblerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Onların gözlerine de bir çeşit perde gerilmiştir ve onlar için (dünya ve âhirette) büyük bir azap vardır.” (Bakara Sûresi / 7)
“Onlar sağırlar, dilsizler ve körler gibidirler. Çünkü onlar geri dönmezler.” (Bakara Sûresi / 18)
Bu münafıklar kendilerini çok akıllı zanneder. Müslümanların yanına gelince Müslüman gibi davranır, zındıka komitesinin, yani şeytanın uşaklarının yanına gidince, “Gerçekte biz sizdeniz, biz o enayi Müslümanlarla alay ediyoruz” derler. Rabbimiz onların bu halini Kur’an-ı Kerim’de haber vermektedir. Âyet-i kerimeye meâlen bakalım:
“(Bu münafıklar) mü’minlerle karşılaştıkları vakit ‘(Biz de) İman ettik’ derler. Hâlbuki kendilerini saptıran şeytanları ile baş başa kaldıklarında ise ‘Biz sizinle beraberiz, biz ancak onlarla (mü’minlerle) alay ediyoruz’ derler.” (Bakara Sûresi / 14)
Bakınız Rabbimiz bu münafıkların âkıbetleri için meâlen ne buyuruyor:
“Gerçekte Allah onlarla istihzâ (alay) eder, azgınlıklarında onlara mühlet verir, bu yüzden onlar bir müddet başıboş dolaşırlar.” (Bakara Sûresi / 15)
Utanmazlık, münafıkların, fâsıkların, fâsık-ı mütecâhirlerin temel karakteridir. Bu karakteri, utanmaz ustalarından öğrenmişlerdir. “Banker Bilo” filmi bunun üzerine kuruludur. Filmdeki Maho Ağa (Şener Şen), hemşehrisi Bilo’yu (İlyas Salman) devamlı aldatmaktadır. Maho Ağa, bankerliğe soyunur ve bu defa halkı aldatır. Yakayı adalete kaptıracakken yurt dışına kaçar. O esnada çok güvendiği ve çok saf zannettiği ve devamlı aldattığı Bilo’ya vekalet verir. Bilo da o vekaletle Maho Ağa’nın bütün mal varlıklarını üzerine geçirir. Af çıkıp da Maho Ağa dönünce, kendisine ait malları ister (ev, araba, para vs). O esnada Bilo’ya, “Sen namıslı adamsın!” der. Bilo ise gayet pişkindir ve sırıtarak şöyle der. “Yok ağam. Namıslı Bilo, bundan böyle namıssız Bilo olmiştir.” Maho Ağa, avucunu yalayacaktır. Bu kıssadan alınacak çok hisse var. İnsanın gözünün önünde neler canlanmakta… İnsan karakteri işte bu filmdeki gibi değişebilmekte. Üçkâğıtçıları, fırsatçıları, utanmazları göre göre kendisi de öyle olabilmekte.
Aslında bütün mesele “utanma duygusunda” düğümlenmekte. Utanma duygusunu yitiren insan veya toplum, iflah olmaz bir derde duçar olmuş demektir. O kimseye veya o topluma artık nasihat kâr etmez. Zira o kimse veya o toplum, “Namıssız Bilo” rolüne bürünmüştür. İcabında nice Maho Ağalara kazık atacak hale gelmişlerdir. Dünyada bunun örnekleri hadsiz hesapsızdır…