Apellikondan sonra

Abone Ol

“İlahi!

Beni, benden koru,

Beni, hırslarımdan koru”.

Hırsta sınır çizilemeyen dünya.

Ucu bucağı olmayan bir ihtiras haritası.

O haritayı bir kişiye tapulasalar yine de gözü başka gezegenlerde gezinmekte.

Seçilen rektörde, vekilde, başhekimde bir gam.

Derdi dağlardan büyük.

Ya gelecek seçimlerde tekrar aday gösterilmezse.

Tekrar aynı göreve gelmezse.

Ya da daha üst görevlere sıçrayamazsa.

Cumhurbaşkanı da olsa görevine gelir gelmez bir tasa.

Ya görev süresi uzatılmazsa.

Nasıl bir hırs mayası ile yoğrulmuş ki şu dünya denen davul suratlı ebleh.

Hepimizin aklını başından almakta.

Ne uygarlıklar geldi geçti oysa.

Ne oniki İon şehrinden haber var, ne görkemli Lidya krallarından.

Bir Frig kabartması önünde, hala çözemediğim dünyanın hırs şifresi.

Sığacıkta, Teos’un antik limanının taşlarına oturup sandalında tek başına balığa çıkmış balıkçıyı dünyanın en mutlu insanı ilan ediyorum.

Dünyanın bütün limanları; onca kalabalıklarına, insan seline, servetler değerindeki yüklerine karşın bir gün tarihin iri ceplerine, Teos gibi doldurulacaklar.

Yosun tutmuş antik taşlarda bir tane insan gezinmeye gelmemiş.

Belki o yoğun sıcakta birkaç Japon turist uğrayacak gün boyu.

M.Ö.1000 dir sanki zaman.

Teos, bir İon kolonisidir sanki hala.

Kurucusu Dioysos’un oğlu Athames bizleri izlerken, elinde olanak olsa kemiklerinin karıştığı kumlu topraktan kalkıp anlatacak.

Şu doyumsuz dünyanın hırslarına nasıl karıştığını.

Pers yönetiminde kaldığı günleri, ardından Lidyalıların egemenliğine girdiklerini sonra tekrar Pers yönetimine geçtiklerini, ne acılar, ne uykusuz geceler çektiğini.

İonlarla birlikte bağımsızlığını kazandığını, ticaretle refaha erdiğini, başını kaşımaya fırsat bulur bulmaz o harika mimari mirası bizlere bıraktıklarını.

Şu incir ağacı da herhalde, Helenistik ve Roma döneminden kalma.

İnsanlar yapraklarını koparıp belini burkunu kırıp birkaç incir koparabilmek için onca talanı bizden az önce yapmışlar.

Koyun sürüsünün tüyleri takılmış adam boyu kalkmış dikenlere.

Ayağımızın altındaki kumlara kemiklerinin tozu karışmış Athames’in gücüne gidiyor tabii.

Koyun dışkıları arasında kalmış bir deha sandığı beyin zerrelerinin böyle yeni yetmelerce laubalice muamele görmesinden.

Çobana, al koyunlarını çık tapınaktan diye bağıran Athames’in ciğerleri yırtılmakta.

Duyan kim.

O incir ağacının altında oturduğuna belki inanamayacaktır hırslı dünyanın çocukları.

Tapınağın inşaatının sürdüğü o korkunç sıcak altında işçiler yarı çıplak çalışıp güneşten derileri patlarken elbet kendisi gölgede izleyecektir onları.

İşçilerin ahı mı tutmuştur, saçlarını ata ata dolaştığı o tepede, o simsiyah kâküller, şimdi şu dikenlerin dibindedir.

Antik dünyanın en büyük Dionysos Tapınağında da bir elem.

Taşlarının ardı sıra bakmanın can sıkıntısıdır.

Bir bağ evindeki bahçenin çeşme yalağında kalmıştır aklı.

Nasıl bir gece gelip sürükleyerek götürmüştür köylünün biri.

Boğazı parçalanmış bütün taşlarını üzerine yağdırmak istemiştir ama yetmemiştir gücü.

Sadece tapınakta mı gam.

Agora da, tiyatroda, odeon da, surlarda ve liman kalıntılarında benzer sızı.

Doyumsuz dünyanın aldatıcı kahkahaları.

Çevresindeki İon kentleri olan Kolophon, Notion, Lebedos, Klazomenai gibi yüksek bir uygarlığın peşi sıra koşturmuş, savaşlardan, hırslardan, doyumsuzluktan canı yeterince ağrımış.

Üstelik taa dağın başına kaçmış Kolophon da, denize nazır Notion’da, Teos gibi düzgün bir mimari kalıntı da bugüne gelememiş.

Doyumsuz dünyanın müdavimleri, mimari mirasla; ya bahçe duvarı ördüler ya da ineklerini bağladılar.

Teos şairler, düşünürler de yetiştirmiş.

Apellikon, Protagoras, Demokritos, hırslara gem vurmaya adamışlar kendilerini.

Kitapsever Apellikon, İsa’dan 100 yıl önce, büyük paralar harcayarak Aristo kitaplığına sahip çıkıp, bu kitaplığı Teos’a armağan etti.

Apellikon’dan yüzlerce yıl sonra, bölgenin sakinleri kitaba, fazla da önem vermemekteler.

Bugün kütüphaneler kurulmuyor, konut inşaatları firavun piramitleri gibi sadece insanları değil, şehirleri de canından bezdiriyor.