Bir yazı yazmış gündem olmuş.
Ekrem Şama nın duygusal yazısını görmesem gazetemizde (25
Mayıs pazartesi) hiç ilgilenmeyecektim ama...
Hayranlığını -yoksa sevgisini mi demek istedi- takibini,
yazılarından kitaplarına aldığını belirterek girmiş yazısına Ekrem Şama;
üzüntüsünü ve cevap verme zorunluluğunu okuyucularına izah edebilmek için.
Bir yabancı dilim olmadığından ve İslam dünyasını ancak
gazetemden takip edebildiğimden, dikkatimi çeken bir yazısı olmamıştı benim.
İnternetten buldum okudum. Havadaydı, uçuyordu.
Müridlerin yine bir uçurma vak asıydı karşımızdaki. Ama bu uçuş, söz konusu
edeceğimiz yazıdan önce mi idi, yoksa sonra mı başlatıldı bilmem, merak dahi
etmiyorum.
Hakan Albayrak ın ünlendirilen yazısını konu ediyorum.
Kendisini yıllar önce bu gazetede görmüşlüğüm vardır. Ne iz bırakmıştı diye o
yıllarıma geri döndüğümde; şimdi burada ama, daha konforlu bir yer bulursa
gider gibi... Bizim yerli ve biraz da Anadolulu duruşumuzun yanında hemen fark
edilen Avrupa dan yeni gelmiş bir havası var gibi... Karşılaşmalarımızda hiç
hasret sevinci yaşamıyoruz gibi.Bu düşüncelerimdi ulaştıklarım.
AKP li olmaktan utanan Üniversiteli kardeşlerle alakalı
yazımda... Girişi böyle o yazısında. Daha bu ilk cümlede insan diyorki: Ne
güzel konu bulmuş. Herhalde bu konuyu işleyerek, Üniversitelilerini utandıran partisini
uyaracak, hatalarını asgariye indirecek ve dolayısıyla kızarmış yüzlü
çocuklarımızın sayısı azalacak...
Maksadı o değilmiş. Yani AKP li gençlere moral vermek
onun işi değilmiş. Onun derdi asabiyetmiş. Saadet Parti lileri
sinirlendirmek... Başardığını söylüyor.
Bir iktidar partisi, 13 yıldır icraatlar yapan bir
iktidar partisi, bütün oylar benim, bütün oylar bana aittir, noktasına nasıl
gelmiş ki, Saadet Partisi ne verilecek oyları AKP potansiyelinden üç-beş oy
tırtıklama ihtimali... gibi görüyor eli albayraklı bir yazar.
Tarih olarak, bu ülkenin siyasi tarihi olarak AKP nin 13
yıllık icraatını bilmiyorsa bir insan, hafızasındaki sorunların bir One Minüt
fantazisiyle giderildiğini sanması normaldir.
Seçim barajı tartışmasına, aşamıyorsanız AKP ye verin
oylarınızı, mantığını yapıştırıyor. Mesele hafıza sorunu dedik ya... O barajı
seçimlerin değişmezi yapan ihtilalcileri de, ihtilalcilerin iktidar ettiği
ANAP ı da hatırlamaz insan. Ki onların mezarlıkları bile kalmadı.
Misafir gibiydi diye hatırlamam doğru imiş. Saadet
Partisi nin ne olduğunu bilmemiş, Saadet partililerin kimler olduğunu bilmemiş
- belki de rolu gereği - AKP nin oy kaybının tasası düşmüş içine. Halbuki bildiğim kadarıyla uçaklarda
yakışıklı pozlar veren yolculardan da değildi. Onlar dahi bu kadar ateşli
değilken... Yoksa bayraklı olduğundan mı
Biz AP yi, ANAP ı, DYP yi bu millete iyi ve doğru
anlattığımızdan gönderdik siyasi parti mezarlığına. Sıra, sıradakilerdedir!
İkilemdeymişiz, zincirli imişiz... AKP ye verirsek
oylarımızı, iyi olacak mışız. Yazısının başında kendi taraftarı gençliğe doğru
teşhis koymasını unutmamış, doktorculuk oyunu sanmış, sürdürüyor işte.
Aklına daha önce { Has ta} olanları içlerine almak ve
onları iyi etmek(!) gelmiş olmalı.
Gelin beraber yürüyelim! son cümlesi budur sayın Hakan
Albayrak ın ünlü yazısının.
Kendi yazdıklarından başka gazete ve dergi yazısı
okumuyor mu yoksa. En azından partisi AKP nin resmi, yarı resmi ve gayri resmi
ne kadar yayın organı varsa takip etmeli değil mi
İşte onlardan biri. Adı Hacamat olanı. 8 Nisan daki 6.
sayılarında bizi böyle anlatmışlardı halbuki.
Bak gördün mü sayın Albayrak, biz nerde nasıl kimlerle
yürüyor muşuz!
Dediğinize, çizdiğinize, anlattığınıza göre...
Paraleller yeni yol arkadaşlarını buldu
Bu ülke paralelleri kimden öğrendi sayın Albayrak AKP
kurulurken, paralel kelimesi geometri kitaplarımızın sayfalarından başka bir
yerde yazılıyormuydu, söyleniyormuydu
Ve yol arkadaşı dediklerinizi, kim üretti, kim var kıldı
Utanan lar Üniversite gençliği mi olmalı sadece sayın
Albayrak, yoksa, yoksa, yoksa...
Böyle güzel bilmen mi
Gazetemizin 6 Mayıs 2015 tarihli nüshasında, Durduğun
yerde ne yapıyorsun başlığı altında idi Mahmut Toptaş Hoca mızın yazısı.
İstanbul Müftüsü, Fatih müderrislerinden çok muhterem
Ömer Nasuhi Bilmen in uzun yılların mesaisi neticesinde böyle bir eser meydana
getirdiğini, Hukuk Fakültesi dekanı bulunduğum sırada haber alınca, bunu
Fakültemiz hesabına neşretmeyi düşündüm.
Konuşan, bu ülkenin alimlerinden Hıfzı Veldet
Velidedeoğlu.
İslam Hukuku Kamusunun neşrinin anlatıldığı yıllar, savaş
sonrası Türkiye yıllarıdır.
Okurken aklıma düşen Bilmen li karikatürü aradım, buldum
arşivimden.
Bu karikatürü, 1936 yılında neşredilmiş bir Akbaba dan
aldım. 1934 yılında kabul edilen soyadı konusunun yazılarda, fıkralarda,
çizgilerde işlenmesi sürüyordu hâlâ.
1936 yılının İstanbul unda Ömer Nasuhi Bilmen in
bilindiğinin bir belgesidir bu.
Soyadı üstünden yapılan nükteyi şimdi biz, Ömer Nasuhi
Bilmen rahmetlinin tevazuunun vurgulanması olarak anlıyoruz.
Sen De Götür
7 Haziran seçimlerinde baraj altında kalması muhtemelen
parti MHP nin afişine bakıyordu, okumayı yeni söktükleri anlaşılan iki küçük
afacan.
Bak bunda ne yazıyor
Yürü Türkiye, yazıyor.
Ben de gördüm. Ama yasak değil mi
Yürütmek yasak...
Yani hepsini yürütürsen yakalamazlar mı
Demek öyle. Onun için hepsini istiyor.
Bizi de mi Nereye koyacaklar hepimizi
Ayrılırken aklıma geldi. Belki biraz büyük olsalardı,
Ergenekon a filan diyebilirlerdi.
Yaşa Fenerbahçe Köşesi
Fenerbahçe Kongresi yapılacak...
Tarafsız futbol yazarlarımız koro oluşturmuşlar: Aziz
Yıldırım aday olmasın!
Aziz Yıldırım başkan olmasın!
Size ne
Sizler, tek tek ortaya çıkıp, Fenerbahçe kongre
delegelerinden daha akıllı olduğunuzu söyleyebilir misiniz
Aziz Yıldırım şu kadar yıldır başkan imiş. Artık
bıraksınmış.
Beyler, sizler tarafsızsanız ve altı aylık başkanlarla
tatmin arıyorsanız, etrafınıza baktınız da göremediniz mi
Fenerbahçeliler ve kongre üyeleri seçtikleri başkanlarına
saygı göstermenizi isterler.
Bir gün diğer kulüplerin de Aziz başkanları olacak!
Not: Kemal Belgin ağabey bizim gazetemizde yazıyor. Böyle
yazmak hak oldu bize.
Nazınızı da çekerler, Nazlı nızı da
Son hafta, AKP yanlısı gazetelerde ve tv lerde Nazlı
Ilıcak haftası oldu.
Sanki o günleri bu ülkenin insanları hatırlamıyorlarmış,
unutmuşlarmış; bunlar yeniden öğretiyorlar.
Bakın o günlerde Nazlı Ilıcak, Aydın Doğan a ne demişti
Bakın o günlerde Nazlı Ilıcak şunları yazmıştı!
Arşiv memurlarını çalıştırmışlar, kendilerini araştırmacı
gazeteci yapmışlar.
Nazlı Ilıcak 2002 yılında Yeni Şafak ta yazarken, Aydın
Doğan a muhalefet etmiş mi Etmiş...
Bugün Aydın Doğan la birlikte imiş.
Ne var bunda, neden şaşırıyorsunuz
Sorgulanması gereken, Nazlı Ilıcak ın bugün neden orda
olduğu mu
Yoksa;
Nazlı Ilıcak ın oraya neden ve nasıl gönderildiği mi ..
Ne oldu da o Nazlı Ilıcak oraya gitti
Nazlı Ilıcak ın orda olmasına hayret eden, şaşıran AKP
yazar-çizerleri, kendilerinin yarın, bugünkü durdukları yerde olacaklarını mı
sanıyorlar
Dün birlikte olduklarından bazıları, bugün bir yerlerin
paraleline düşmediler mi
Hoş yanı da var o eski Nazlı Ilıcak, Aydın Doğan
kavgasının.
Aydın Doğan diyor ki:
Yarın, öbür gün yine yanımda çalışmak istersin.
Cevaba bakın. Bugün Nazlı Ilıcak ı kınayan AKP li
gazeteciler havasında.
Senin yanında bir daha asla çalışmam!
Modaya uyalım, biz de empati yapalım. Aydın Doğan ı
düşünelim, Orhan Veli nin İstanbul u düşündüğü gibi...
Sen misin Asla diyen... Ben de bu kartelin patronu
isem...
AKP nin sahiplerine, yöneticilerine, dediğim dediklerine,
bir şey mi dedi yoksa Aydın Doğan
O Nazlı Ilıcak, benim yanıma gelecek! Her ne pahasına
olursa...
İstediğin Nazlı Ilıcak olsun. Böyle konularda biz hiç
nazlı değiliz. Ayrıca biliriz de, Trump un büyüğü senin heybendedir.
Cevapları böyle mi olmuştu
Bunları niçin anlattık şimdi biz Elbette Nazlı Ilıcak
konusunu bir hafta daha sürdürebilmelerini istediğimiz için AKP yanlısı
gazetecilerimizin... Konu kıtlığı çektiklerinden susup kalacaklar zira...
The Şapgalı Baba Ve Sayın Abdullah
Dostun attığı gül
(Dr. Necmettin Çalışkan ın dünkü yazısının başlığı
yazdırdı işte)
Sayın Abdullah ı dışladılar the Şapgalı Baba.
Hayır, onlar dostturlar. Binaenaleyh senin gibi anlayan
fevkalade yanlış anlamış olur.
Ama Sayın Abdullah yanlarında değil.
Dostluklarının ispatıdır bu. Binaenaleyh yanlarında
olsaydı, yanlarında olmuş olurdu.
Dostluk dediğin böyle bir şey midir the Şapgalı Baba.
Dost dediğin böyle mi yapar
Ya ne yapacaktılar Binaenaleyh şair ne demiş
Onlar şairi de mi tanıyorlar the Şapgalı Baba.
Elbette tanırlar. Binaenaleyh tanıma haritaları
okyanusları dahi fevkalade aşar, Amerikan şehirlerine varır dayanır.
Şair ne demişti the Şapgalı Baba.
Dostun attığı bir gül yareler beni. Binaenaleyh bana bu
yaştan sonra şiir yazdırmayın.
Ha anladım the Şapgalı Baba. Onlar gülü atmışlar.
Evet aynen öyle. Binaenaleyh gülü atarak dost
olduklarını göstermişler.
Peki, burda şimdi yarelenen kim the Şapgalı Baba.
Lafın gelişi öyle. Binaenaleyh faydalananlar var. Bir
bir kurtulmak da fevkalade kurtulmak sayılır.
Sağol the Şapgalı Baba. Sayende dostları da öğrendik,
yaralarımız da iyi oldu.
Çağın Gereği
İlmi fenni her nerede bulursan
Al, çağın gereği budur bilesin;
Dost olma hep rezilliği alanla,
Alçağın gereği budur bilesin...
Üç Mayın
Bilin ki; şehvet, servet, şöhret,
Bizlerin yolunda üç mayın!
Ey insanlar, ben etkilenmem
Diye avunup da uçmayın!..
Ekrem Şama