Antona cevabımdır!

Abone Ol

“Vatikan’ın sırları” başlıklı yazıma bir eleştiri gelmiş. Gerçi dikkatle okunduğunda “eleştiri”den çok, sanki şahsımı, -belli mahfillere- hedef gösteren bir yazı gibi geldi.

Diyorlar ki:

“Davut Şahin, Papa 16. Benedict istifasının perde arkasını irdelediği yazısında, istifanın gerçek nedeninin yaşanan ve örtbas edilen tacizlere bağlı olduğunu iddia ediyor.”

Diyorlar ki:

“Şahin, bir takım rapor ve soruşturma olaylarından yola çıkarak kiliselerde yaşanan cinsel tacizlerin kapalı toplumların bir sonucu olduğu tesbitini yapıyor…”

Bir de,”Anton Aldemir” imzalı kişisel bir analizde:

“Sayın Davut Şahin, abartma yaparak insanlarımızın aklında düşmanlık uyandırmak hiç hakkaniyetli olamaz” diyor.

Ey Anton! Halt etmişsin.

***

Peki ben ne demişim

Konunun uzmanı Prof. Dr. Aytunç Altındal’la yapılan bir söyleşiyi aktarmış ve rakamları kalem kalem kaleme almışım.

Tekrar edelim dilerseniz:

-4 bin 450 papaz, 1950-2002 yılları arasında dinen “Delicta Graviora’ diye adlandırılan “erkek çocuklarına cinsel taciz” suçunu işlemiş.

Dahası; 2001 yılında Amerika’da bu konuda büyük bir skandal yaşanmış… 6 papaz bu suçlamalar karşısında kilisenin onurunu kurtarmak için intihar etmiş.

Avrupa’nın göbeği, Avusturya’da da kiliselerde ortaya çıkan cinsel taciz skandallarının patlak verdiği merkezlerden biri.

Sonrasında kilise aleyhinde suçlamalar ve davalar.

Son üç ay içinde:

-Aşağı Avusturya Eyaletindeki kiliselerden 1000…

-Voralberg Kilisesi’nden 850,

-Tirol Kilisesi’nden 650,

-Salzburg şehir merkezindeki kiliselerden ise 120 kişi kiliseden ayrıldığı kayıtlara geçmiş.

-Viyana Kilisesi ise rakam vermek istememiş. Ama geçen yılın resmi rakamlarına göre 52 bin 216 kişi kiliseyi terk etmiş.

Çocuklara yönelik cinsel taciz vakaları medyada geniş yer bulunca utancından kiliselere kayıtlı bulunan 5.6 çalışan, işi bırakmış. (BBC, uk)

Yani kaçan kurtuluyor! (14 Şubat 2013, Milli Gazete)

***

Ey Anton!

Kilisenin yıllardır biriktirdiği dosyalar birer iddia değil, belge niteliği taşıyor. Yani iddia demek safsatadır.

Bu belgeler zaten deşifre edilmiş, bize düşen bu bilgileri kamuoyuyla paylaşmak… Bunun nesi “abartı ” 

Kaldı ki, Roma’ya gönderilen dosyaları ben hazırlamadım… Kaldı ki, raporları hazırlayan Papazlar bile bu sapıklıktan mustarip değil mi

Bir de, kapalı toplumlarda cinsel sapkınlığın alabildiğine yayıldığını, özellikle Hıristiyan inancına mensup olanlar daha küçük yaşta kilisede gördükleri çıplak figürlerden otomatik olarak etkilendiğine işaret etmişim.

Halbuki; bu bir tesbitti. Olanı biteni anekdot olarak aktarmaktı. İlave bir yoruma zaten ihtiyaç kalmamış.

Halbuki; bu verilen bilgiler internette zaten yaygın... Yani mevcut bilgileri harmanlayarak, okurlara aktarmak ne zamandan beri “kin ve nefrete” sürüklüyor oldu

Halbuki; bizim tesbitimiz, başkalarının tesbitinden çok daha hafif kalıyor. Daha ağır yorumları görmezden gelip, benim yazımı “insaf” ölçülerle bağdaşmayan bir “analiz”le aktarmışlar.

***

Peki, bu “kutsal(!) analiz”leri yapan kim veya kimler

Yazının altında “nefretsöylemi.org” sitesini görüyoruz. Siteye destek veren kurumlara bakıyorum. Kimler yok ki:

-avrupa-info.org

-fnst.turkey.org

-global.dialogue.eu

-freepressunlimited.org

-British.embassy.ankara

Yani, Avrupa destekli sitelerden tutun, liberal ve Rus kaynaklı sitelere kadar her türlü “karışım” mevcut!

Sitenin anasponsoruna bakınca, aslında bütün mesele anlaşılıyor gibi:

-Uluslararası Hrant Dink Vakfı.

Breh, breh, breh!

***

Peki, bu “nefretsöylemi.org”un amacı neymiş

-Toplumdaki azınlıklara ve farklı kimliklere saygının güçlendirilmesine katkı sağlamak…mış!

Özel amacına baktığımızda, “Yaygın ulusal medyada gözlemlenen etnik ve dini gruplara yönelik nefret söylemiyle mücadele” imiş.

Biz de yedik, öyle mi

Esasen, “nefretsöylemi.org” bu haliyle “nefret” yayıyor zaten. “Uluslararası Hrant Dink Vakfı” kılıfıyla “ırkçılıkla ve ayrımcılıkla mücadele” etmiyor, tam tersi bunu bizzat kendi “söylemiyle” altını çizerek ve yazarları hedef göstererek vurguluyor.

Kimi kandırıyorsunuz

İnanın, altını eşeleseniz daha neler çıkar neler

***

“Dini gruplara yönelik nefret söylemiyle mücadele” maskesini bir kenara bıraksanız da, bu palavraya son verseniz diyorum.

Zira, bu toprakların üzerinde yıllardır “dini gruplara” baskı yapılırken neredeydiniz Din alimleri, kanaat önderleri, yıllardır zindanlarda çürütülürken, işkence görürken ve idam sehpalarında sallandırılırken neredeydiniz

Yazımı, Gabriel Garcia Marguez’in sözüyle noktalamak istiyorum:

“Benden nefret edenlerden nefret edecek vaktim yok. Çünkü ben, bana değer verenleri sevmekle meşgulüm.”