Namaza yeni başlayan çocukları gördüğümde, zihnimde o annenin dua ve yakarışları canlanır ve o günlere giderim. Kendisi alt kattaki komşumuzdu ve bir gün kapımızı çalmış “ bu gün öğleden sonra namaza başlayan oğullarım için ziyafet vereceğim sizlerin de bulunmanızı ve onları onurlandırmanızı bekliyorum demiş sonra ellerini açarak “Allah onları namazdan ve Kurandan ayırmasın” diye dua etmişti. O zamanlar bir annenin namaza başlayan çocukları için özel program hazırlaması ve onlar için dua etmesi beni çok etkilemiş ve davete iştirak etmiştim. Oğullardan biri dokuz diğeri on bir yaşındaydı ve bir hafta önce her ikisi de namaza başlamış, hiç geçirmeden devam etmişlerdi. Anne her seferinde bize dönüyor ve içten bir temenni ile “ Ne olur dua edin de ömür boyu bırakmasınlar, en büyük arzun onların hayırlı birer Müslüman olmaları” diyordu. Evlerimize gitmek üzere ayrıldığımızda kapıda bizi uğurlarken dualarını sürdürüyordu. Olmasını çok istediğiniz bir şeye kavuştuğunuzda ne hissediyorsanız o anne de onu hissediyordu.
Bugün çocuklarının sadece makam ve mevki edinmeleri yönünde dua eden, adaklar adayan, türbelere giden ve bütün hayallerini bunun üzerine kuran modern annelerin gözlerindeki ihtirası gördüğümde o annenin dua ve yakarışlarını ve bu yakarışlarının nasıl karşılık bulduğunu yeniden hatırlar ve duygulanırım. Anne beş yıl önce vefat etti fakat iki oğul da tıp fakültesini bitirdi ve tıpkı annelerinin görmek istediği gibi İslami hassasiyetlerinden hiçbir şey kaybetmediler. Belki de bu annenin dua ve çabalarının sonucuydu kim bilir
İPİN UCU NASIL KAÇTI
Gençlik yıllarımda vaktini ilmi çalışmalara veren ve bunun hayatta yapabileceği en değerli şey olduğunu ifade eden bir arkadaşım vardı. Onun ilme düşkünlüğüne ve takvasına hepimiz gıpta ile bakardık. Evlenip yurtdışına gittiğinde yokluğunu hep hissetmiş ve görüşebileceğimiz günleri iple çekmiştik.
Evliliğinin sekizinci yılı beni telefonla aradı ve iki haftalığına Türkiye’ye geldiğini bu süre içinde arkadaşları ile görüşmek istediğini ifade etti. İnsan birlikte güldüğü kimseleri unutabiliyor da birlikte ağladığı dostlarını hiçbir zaman unutamıyor. Eski günleri yeniden yaşar gibi olmuş ve görüşeceğimiz günü heyecanla beklemeye başlamıştım. Bir hafta sonu onu büyükannesinin evinde ziyaret ettim. Fakat kapıdaki kişinin aynı kişi olduğuna inanmakta bir hayli zorlandım. İçeri girdiğimde yaşadığım düş kırıklığı daha da artmıştı. Geçmiş yıllarda ilmi takvası ve örnek ahlakı ile bizlere yol gösteren arkadaşımız gitmiş, yerine bambaşka biri gelmişti. Artık ne namaz kılıyor ne de tesettürün gerekliliğine inanıyordu. Geçmişte yaşadığı günleri bir kayıp olarak görüyor ve adeta bir batılı gibi yaşıyordu. Aynı gün evime döndüğümde kendimi karanlık bir dehlize hapsedilmiş hissettim. Akıl ve irademi imanımın yönünden bir lahza çevirdiğim anda ayaklarımın kayabileceğini ve sıratı müstakim üzere kalabilmek ve ölebilmek için duaya her şeyden daha fazla ihtiyaçlı oluğumu hissettim.
Allah’ım ayaklarımı ve ayaklarımızı doğru yoldan ayırma!