Annen evde ölümü bekler

Abone Ol

“Belki sizi son kez görüşümdür”, demekte, gelininin komşularına yaşlı kadın.

Gelinin kaşı gözü oynayıp, “sen öyle san, daha uzun yıllar başımızdasın, kurtulmak mümkün mü” bakışlarını kafası etrafında döndürüp, düşüncelerini herkese okutuyor.

Biri eğilip yanındakine duyuruyor: “L.Hanım, iyice tedirgin kayınvalidesinden, üç kaynı daha var, çok uzadı bu sefer ki konukluk” diye söylenmekte.

Yaşlı kadın yılların sayısını haber veren kırışıkları yüzünde iyice yayılarak gülümsüyor, etrafına. Küçücük kalmış bedenini örten kat kat giydiği elbiselerin kumaşının kırışıklığını elleri ile ütülerken, yüzünün değil ama kalbinin kırıştırılmışlığını, kırılmışlığını istese de düzeltemiyor.

O, dört erkek bir kız çocuğuna, asla dememiştir;“her birinize ikişer ay bakabilirim” diye.

Nasıl mutlu olmuştur, her doğumla; her yeni gelen bebek ağzından birkaç diş götürmüş, kemiklerini daha da zayıflatmış, çünkü yıllarca o çocukları besleyebilmek için ağzına tek süt damlası almamış, yavrularım yesin deyip kuru ekmek basmıştır çökük avurt içlerine.

Her gittiğinde bas bas bağırmaktadır, bayan hekim:

“Siz Anadolu kadınları hep böylesiniz, kötü beslenmektesiniz, erkeğinize ve çocuklarınıza iyi şeyleri yedirip aç gezdiğiniz için yaşlılığınızda ayakta kalamamaktasınız”.

Kış günü mantosuz dolaşmasına da içerlemekte ama hani ya ki evlat alsındı sırtına, onların da ihtiyaçları vardı zahir, o yüzden elbiselerini üst üste giymekte idi, çok üşüdüğü için.

Akşamları da yine bu kat kat elbiselerle yatmakta idi.

Gelini her seferinde söylenmekte idi.

“Üstün başın kokmakta, çıkar şu paçavraları, bak komşulara da beni rezil etmektesin, zaten kış günü üşürsün diye sık sık yıkanmamaktasın”.

Diyemiyor tabii, “kızım yeni yıkadığın için üstüme yorgan vermediğinden o ince battaniye ile üşüdüğüm için kat kat elbiseler giyip öyle yatıyorum”.

Banyo yapmayı çok özlediğini ama dolapları yeni yaptırdığı için su sıçrayıp bozuluyor diye banyoyu dantelli paspaslarla süsleyip sergilediğinden, gelininin surat asıklığını görmemek için 3-4 haftada bir bile yıkanmaktan çekindiğini.

Hangisinin yanına giderse durumun değişmediğini, torunlarının kendisi sofrada iken oturmayıp tabaklarını odalarına taşıdıklarını görmüyor mudur sanki. Çocuklar iğrenmesin diye kalkar kalkmaz yüzünü gözünü yıkar, gözlerinde çapak olmamasına dikkat eder, hemen takma dişlerini takar ki, kendisinden ürkmesinler.

Acaba piyango hangisine çıkacaktır. Kimde son nefesini verecektir.

İlle de küçük gelin, onda ölmekten aklı çıkmaktadır, çok dua etmektedir.

İki de bir kendisine duyurmaktadır, ölüden korktuğunu; ölü olan evden iğrendiğini, taziyeye gittiğinde hiç bir şey yemediğini, gelince çoraplarını değil bütün üstünü değiştirdiğini, banyo yaptığını ve “ne olur bizde ölme, git nerede ölürsen öl” diyen bu kadının yanında canımı alma diye yalvarmaktadır Rahman’a.

O gün dalga geçer gibi gelininin komşusu, kendi kayınvalidesinin huzurevinde kaldığını anlattı:

“Vazodaki çiçek gibi huzurevindeki yaşlılar, şık bir odaları var, en güzel manzaraya bakmaktalar, yemekleri harika, bizden iyi bakılmaktalar”.

Parası olsa o da huzurevini ister ama hani ya maaş dedi içinden, beyaz tülbendi ile gözlerini kurulayıp.

Başka bir komşu; “Boş verin vazodakini, kökleri toprağa bağlı kır çiçekleri kadar şanslıdır; gecekondusunda yedi torunu arasına alınan yaşlılar”.

Bir başkası:“Evlerinde yabancı olan ihtiyarlar”, dedi hüzünle.

Bir diğeri patlattığı kahkaha ile: “vallahi eşime kızıyorum, kadıncağız tek başına; annen evde ölümü bekler, diyorum ama benim suçum yok, rahatımız kaçar diye, eşim yanımızda istemiyor.”

Gelini ondan gözlerini kaçırdı, zaten kendisiyle pek konuşmazdı.

Sonra onlar kendi aralarında konuşmaya dalmışken, Yaradan’a dönüp “çok şükür”,dedi. “ benimkiler evlerine almaktalar, sokağa atmıyorlar hiç değilse, Allah her tuttuklarını altın etsin” diye onlar için dua etmeye başladı.

Tıpkı bütün anneler gibi.