Anneme Soruyorum

Abone Ol

Hiç annenize sordunuz mu?

Anneliği hangi duygularla tanımlıyor? Mesela anneliği eğlenceli mi yoksa sıkıcı mı buluyor?

Anne olduğu için hatta kadın olduğu için mükemmel ve olağanüstü olmak zorunda hissediyor mu?

Ya da bir sabah uyanıp bundan sonra anne olmak istemiyorum gibi bir düşünceye kapıldığı hiç oldu mu? Mesela annelikten emeklilik olsun ister miydi?

“Anne olmasaydım…” dediği hiç oldu mu?

Ben sordum…

Peki, durduk yere anneme bu soruları sorma ihtiyacını neden mi duydum? Aslına bakarsanız durduk yere değil… Vizyona yeni giren filmiyle imajını tazelemeye çalışan Barbie, bu ve benzeri sorular sormamız için bizleri teşvik ediyor. Şöyle başlıyor Barbie’nin yeni filmi:

“Zamanın en başından beri, ilk küçük kız var olduğundan beri oyuncak bebekler vardı. Ama bebekler hep ve ebediyen küçük oyuncak bebeklerdi. Onlarla oynayan kızlar yalnızca anne olabiliyordu. Bu eğlenceli olabilir tabii. En azından bir süreliğine. Annenize sorun. Bu devam edip durdu, ta ki… Evet. Barbie her şeyi değiştirdi. Sonra her şeyi yeniden değiştirdi.”

Filimde bu mesajlara muhatap olurken sahnede oyuncak bebekleri ile evcilik oynayan küçük kızların Barbie’nin gelişi ile bebeklerini ve oyuncaklarını kırmaya, üstlerinde yaşlarına uygun şekilde giydikleri elbiselerini yırtmaya başladıklarına şahit oluyoruz. Varoluşsal sancılar çeken küçük kız çocukları artık anne değil kadın olmayı arzuluyorlar.

Çünkü anne olmak eğlenceli değil. Barbie’yi görmüyor musunuz? Ne kadar da mükemmel ve mutlu!? Sen de onun gibi bir kadın olmayı arzulamalısın. Giyinmeli, kuşanmalı ve harcamalısın. Çünkü sen mükemmel bir hayatı hak ediyorsun ve mükemmel olmak için annelik/çocuk ayağına pranga.

Barbie bu mesajı ile anne ve çocuğu karşı karşıya getiriyor ve böylece anne, çocuk ve aile arasındaki hukuku bozmaya yelteniyor. 

Çocuk tarafından düşündüğümüzde, anneye yük olan, annenin gelişiminde engel olan bir yere koyuyor çocuğu. Bir çocuk için çok ağır bir yüktür “anneme engel oluyorum, her şey benim yüzümden” hissi.

Anne tarafından düşündüğümüzde, çocuk ayağına bir pranga gibi yapışıyor. Öyleyse kadın anne olmaktan başka bir şey olmalı. Çocuğu için yaşamamalı. Çocuğu için yaşamayan vatanı, milleti için de yaşayamaz. Barbie, böylece kadınları çocuğundan, evinden ve toplumundan kopartarak kapitalizmin askerleri haline getiriyor. Her ne kadar film boyunca güya bunun eleştirisini yapıyormuş gibi görünse de!

Peki, gerçekten “annelik” Barbie’nin dediği gibi mi? Başta sorduğum soruları anneme sordum ve şu cevapları aldım:

“Annelik duygusu tanımlanamaz ancak yaşanabilir. Hissedilerek anlaşılabilecek bir duygu. Başka duygu ile eşleştirilemez. Annelik acı değil, tatlı değil. O Allah’ın sana bahşettiği mukaddes bir duygu.”

“Dünyanın en güzel şeyi anne olmak. Bir kadın ve erkeğin çocukları doğduğunda, kadın çocuklarından anne kelimesini, erkek de baba kelimesini duymayı bekler. Çünkü o kelimeyi duymak çok farklı bir duygudur. Anne köle değildir ki anne bir nesil yetiştiriyor. Bunun hazzı başka hiçbir şeyde yok.”

“Mükemmel değil kendimi yenileme ihtiyacı duydum. Başka bir deyimle belki de kendimi şarj etme ihtiyacı. Çünkü ben birey yetiştiriyorum. Hz. Ali, çocuklarınızı çağa göre yetiştirin demiş. Çağın şartlarına teslim olacak şekilde değil. Bunun için annenin kendini geliştirmesi ve daima öğrenmesi gerekir. Aslında bu her birey için lazımdır.”

“Anne olmasaydım ya da annelikten emekli olsaydım diye bir düşüncem hiç olmadı. Annelikten sonra gelecek en güzel şey torun sevgisi olmalı. Belki zamanla anne ve evlat yer değiştirebilir sadece…”

“Anne için çocuğu ile tartışmak bile bir mutluluktur. Sonuçta hayatın içinden bir şey tartışmak, fikir ayrılıkları... Çocuğu ile eşi ile tartışmayan kimse yok. Anne olmak isteyen ama evladı olamayan kadınlar da çocuğu olsa da tartışsın isterdi. Annelik idealize edildiği gibi sorunsuz bir ilişki biçimi değildir.”

Filmde Barbie’nin fikir mucidi başka bir deyişle Barbie’nin annesi olan Polonyalı Yahudi Göçmeni olan Amerikalı oyuncak üreticisi Ruth Handler’i de görüyoruz. Ruth, kendi kızı Barbara’dan ilhamla ürettiği Barbie’yi ilerlemesi ve Barbiland’dan ayrılıp gerçek dünyaya adım atması için teşvik eder ve şu cümleleri kurar:

“Biz anneler sabit dururuz ki kızlarımız dönüp baktığında ne kadar ilerlediklerini görebilsinler.”

Ruth’un bu cümlesi adeta filmin başındaki anneliğin sıkıcı ve çocuğun pranga olduğuna dair verilen mesajı doğrulamaktadır. Hakikaten öyle midir? Anneler sabit mi durmalıdır? Bunu da anneme sordum ve şu cevabı aldım:

“Anneler, neden sabit dursun ki? Günümüzde daha çok imkân var gibi dursa da çok fazla bilgi karmaşası var. Doğru ve yanlış birbirine karışmış durumda. Annenin bilinçli bir şekilde doğru ve yanlışı ayırt edebilmesi ve kendini ona göre yetiştirmesi lazım. Her dönem değişiyor. Öyle ki altı ay öncesinin şartları ile altı ay sonrasının şartları bir değil. Çocuklarına ve torunlarına örnek olabilmesi için annenin kendini devamlı yetiştirmesi lazım.” 

Barbie kendinden emin bir şekilde “annenize sorun” derken aslında “annenize de sorsanız o da anneliğin sıkıcı olduğunu söyler” diyerek manipüle etmeye çalışıyor.

Fakat siz gerçekten annenize sorun!

Popüler kültürün sizi manipüle etmesine izin vermeyin.

Peki, Barbie, sadece anne ve çocuk arasındaki hukuku zedelemekle mi kalıyor? Gişe rekorları kıran ve unutulmaya yüz tuttuğu bir zamanda imajını tazeleyen Barbie filmi hakkında konuşulacak elbette çok şey var fakat bunlar başka bir yazının konusu…