Annem gören gözümdü (1)

Abone Ol

On yaşında menenjit rahatsızlığından gözlerimi kaybetmiştim. İki ay gibi bir süre hastanede kalmış ve tedavi süresince büyük sıkıntılara katlanmıştım. Bir sabah kalktığımda bütün renkler ve desenler kaybolmuş ve sonsuz bir ışığa açılmıştım. Hayatımın bundan sonrası bu ışığın gölgesinde geçecekti fakat çocuk ruhumla bunu pek anlayamıyordum. O gün anneme sarıldım ve yüzünü görmek istediğimi söyledim annem ise doktorların bilgilendirmesi ile durumumdan haberdar olmuş beni rahatlatmaya çalışıyordu. Göreceksin, bak ben yanındayım diyor ve bana sarılıyordu. Onun şefkatini bütün yoğunluğu ile hissediyordum fakat yüzünü göremiyordum. Hastaneden çıktığımda beni zor günler bekliyordu. Ama böyle zamanlarda bir annenin şefkatine sahip olmak büyük bir şanstı. Bir engellinin en büyük destekçisi annedir. Benim için de öyle oldu. Annem gören gözüm ve yürüyen ayağım olmuş bana hayatı sil baştan öğretmişti. Sil baştan diyorum çünkü renk ve desenlerin olmadığı bir dünyaya uyum sağlamayı yeniden öğreniyordum. Küçük bir bebek gibiydim. Annem ise “her seferinde umut aşılıyor ve yanındayım, rahat ol” diyor beni avutuyordu. Bu durum benim için ne kadar zorsa annem için de o kadar zordu. Annem bu zorlukların üstesinden gelebilmek için ilk günden itibaren çareler arıyordu. Öyle ki görme engellilerin faydalanabileceği bütün faaliyetlere ve eğitim çalışmalarına ulaşmış ve hayatını buna göre düzenlemişti. Benden sonra bir de kız kardeşim vardı ama annem vaktin çoğunu benimle geçiriyordu. Annem ölmekten daha çok korkuyor ve “ya benim başıma bir şey gelirse bu çocuğun durumu ne olacak” diye hayıflanıyordu. Engelli çocuğa sahip bir annenin en büyük korkusu, “ölürsem çocuğuma kim bakacak” endişesi oluyor. Çünkü bizler, engel durumuna bağlı olarak birinin desteğine ihtiyaç duyarız ve bu desteği sevgi ile verebilecek tek kişi de annedir. Bu konuda hiç kimse annenin yerini tutamaz. Annemin bu endişeleri ben büyüyüp işe başlayıncaya kadar devam etti ama sonra ayaklarımın üzerinde durabileceğime inanmış olmalı ki, “ölürsem gözüm arkamda kalmaz” demeye başladı. Ama yine de geliş gidişlerimden tutun da gündelik işlerime kadar her şeyi takip eder ve yardımına ihtiyacım olduğu noktada hiç tereddüt etmeden koşardı. Anne engellinin dünyaya açılan kapısıdır. Anneden mahrum olan bir engellinin hayatın zorluklarını aşma noktasında tutunabileceği bir dalı yoktur ve bu yoksunluğunu yoğun şekilde hissetmektedir. Çünkü anne engellinin gören gözü işiten kulağı ve yürüyen ayağıdır. ( Talha Kara’nın yaşam öyküsünden esinlenerek yazılmıştır)

FATMA TUNCER