Yıllar önceydi. 1970’li yıllar…
İstanbul’un kadim semtlerinden birindeydi evimiz…
Henüz 5-6 yaşlarındaydım…
Apartman önünde yeni yapılan inşaattan düşen parlak taşlarla oynarken bile düşünceli bir halim vardı.
En çok sevdiğim “misket” oyunu bile rahatlatmadı beni…
Havada “tuhaf” bir koku sezinliyordu…
Bu koku balkonda arpa-buğday ile beslediğimiz ve birkaç gün sonra keseceğimiz kurbanlık koçun etrafa yaydığı kokudan farklı, başka bir kokuydu!
***
Kurbanlık koç demişken…
Ama ne koçtu…
Kaç haftadır annemle özene bezene bu koça bakıyorduk.
Birkaç günde bir Pangaltı’ya giderek arpa alıyor, koçu besliyorduk.
Koçun arpayı yerken çıkarmış olduğu sesleri hâlâ unutamam…
Gelişmiş, büyümüş, iyice dirilmiş ve neredeyse yanına yaklaşılmayacak kadar kuvvetli bir kurbanlık olmuştu.
Kurban Bayramı’nda kesilecekti ama evimizin vazgeçilmez bir parçası olmuştu, bu koç.
Ama yine de sanki, hiç olmaması gereken, yaşanmaması gereken bir şeyler olacakmış gibi bir his vardı bende, taa yüreğimin derinliklerinde. İrkildiğimi hatırlıyorum!
***
Neyse…
Esasen durumumuz iyi idi.
Maddi en küçük bir kaygımız yoktu.
Babam henüz bisiklet almamıştı ama bu farklı bir gerekçeden, güvenlik endişesinden kaynaklanıyordu.
Bakkal dükkânı işleten rahmetli babam, mahallenin en çok sevilen ve saygı duyulan bir esnafıydı.
İyi ama havadaki bu tuhaflığın, bu puslu renklerin sebebi neydi?
Diye düşünürken, babamın birkaç kişi ile birlikte akşam saatlerinde eve girdiğini fark ettim!
Neler oluyordu, sahi?
Oyuna dalmışken arkadaşlarımla, bir yandan da gözlerim, babamı ve o birkaç kişiyi takip ediyordu…
Direkt balkona yöneldiler.
Kurbanlık koçun yanında bir şeyler konuşuyorlardı…
Yaklaşık 10 dakika kaldılar, balkonda.
Annem, bütün bu olup bitenleri biraz mesafeli ama dikkatle ve de tedirginlik içinde izliyordu.
O adamlar, babamla el sıkışıp ayrıldı evden.
***
İşte o anda evde -tabiri caizse- adeta kıyametin koptuğunu gördüm…
Annem hüngür hüngür, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamıştı.
Babam, haftalardır besleyip büyüttüğümüz, adeta evin bir parçası haline gelen, ev halkı ile özdeşleşen kurbanlık koçu bir başkasına yüksek fiyatla satmıştı!
O anda içimden bir parça koptuğunu hissettim!
Annemin feryatlarına ayrı bir üzülmüştüm ama kurbanlık koçumuzun satılmasından dolayı da gözyaşlarımı kalbime akıttım…
***
Adamlar o akşam gelip kurbanlık koçu balkondan alıp gittiler!
O akşam evde herkesin yüzünden düşen bin parça vardı!
Yürekler darmadağınık, gönüller paramparça, ümitler kırgındı…
***
O akşam bir şey daha oldu; babamın çevresini kötü arkadaşlar sarmaya başladı…
Rahmetli, kumara başladı ve işleri bir anda bozuldu!
Babam, yıllardır ekmek kapımız olan bakkal dükkânını sonunda kapatmak zorunda kaldı…
***
Kurbanlık koçunun satılmasından dolayı gözyaşları sel olan, sekmeden her kurbanda mutlaka kurbanlık kesen o asil kadın…
O asil kadın, annem geçtiğimiz gün Hakk’ın rahmetine kavuştu…
ANNECİĞİM, EMANETİNİ TESLİM ETTİ…
Bir süredir rahatsızdı.
* Kimsenin dedikodusunu yapmayan…
* Çocuklarını sonuna kadar sahiplenen, “Nerede olurlarsa olsunlar çocuklarım!” diyen...
* Aç kalma pahasına kimseden bir şey talep etmeyen, edemeyen…
* Çocuklarından önce bahçedeki kedilerini doyuran…
* Sabah erkenden kalkıp namazdan sonra evinin kapısını, “melekler girsin” diye sonuna kadar açan…
* 5-6 yaşlarımdayken bir apartmanın önünde mendile sarılı olarak bulduğum 6 bin (mor) binliğin sahibini bulmak için gösterdiği büyük gayret ve çabanın sahibi o iyi yürekli kadın… (1970’li yıllarda 6 bin TL çok büyük paraydı, apartmanın üst katlarında oturan dul yaşlı kadın, halının altına koyduğu para sarılı mendili halıyı silkelerken aşağı düşürmüştü. Parayı teslim ettiğimizde 5 TL teşekkür harçlığı vermişti, hiç unutmam…)
* Merhum babamın işleri bozulduktan sonra köye göç mecburiyeti doğduğunda, akrabaları anneme, “Kızım sen gitme, bizimle kal!” dediğinde biri kucağında 4 çocuğuna sarılarak, “Gerekirse ayakkabı yerine kara lastik giyerim, elbise yerine fistan kuşanırım ama yerim çocuklarımın yanıdır!” cevabını veren bir yüksek vefalı o kadın…
Ömrü boyunca eşine ve çocuklarına destek olan o muvahhit, yüksek ahlâk sahibi Osmanlı kadını rahmet-i Rahman’a kavuştu…
Biz annemizden razıydık, annem de bizden razıydı…
Allah’ım, sen de annemden razı ol. Âmin.
ALLAH RAZI OLSUN…
(Not: Annemin rahatsızlığı sürecinde ve vefatının ardından, acımızı paylaşarak yanımızda olan, taziye mesajları ve telefonlarıyla destek veren, bizleri yalnız bırakmayan tüm büyüklerime, dostlarıma, arkadaşlarıma, hemşehrilerimize, hastane sürecinde yanımızda olan Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi yönetimi ve doktorları ile sağlık görevlilerine içten teşekkürlerimi iletiyorum.
Dualarınız ve manevi destekleriniz bizlere güç verdi.
Rabbim hepinizden razı olsun.
Annem için bir Fatiha rica ediyorum… A.Ö.)