Yeni cinayet adresleri emniyet binaları.
Şehrin koruyucusu ama daima şehrin biraz uzağında adeta bu uzaklıkla bile insanları korumaya çalışan emniyet binalarına saldırı furyası başladı.
Acının yeni adresi Cizre.
Gencecik 11 fidanın daha elden kayıp gidişini yanarak izlemekteyiz.
Üstelik teröristlerin 11 polisi şehit ettikleri bombalı katliamda kullandıkları çöp kamyonunun HDP’li Cizre belediyesine ait olması ayrı bir trajedi.
Belediye seçimlerinde halkın oyunu al, onların vergileri ile alınan çöp kamyonunu teröristlere ver,10 ton bomba yüklesinler, emniyet binasına saldırı düzenle, katliam yap, yoksul halkın gözüne bakarak yetiştirdiği yavrularını katlet.
75 polisin de yaralı olması vahşetin büyüklüğünü, korkunçluğunu yeterince anlatmakta.Ordu’dan, Osmaniye’den, Kırıkkale’den, Afyon-karahisar’dan, Kahraman-maraş’tan, Ardahan’dan feryatlar yükseldi.
Evlatlarını kaybeden aileler can evinden vuruldu.
Şehitlerin evlerinde yas var, aileler perişan.
Annelerin her birinin başında doktor, hemşire sakinleştirici yapmaktalar, ilaçların geçiremeyeceği bir acı ebeveynleri tüketmeye hazır.
Her şehitle birlikte, yüreğimizi yakan hikâyelerden de haberdar olmaktayız, boğazımıza kadar acıya saplanmaktayız.
Şehitlerden birinin tayini sadece 3 ay önce diğeri bir ay önce Cizre’ye çıkmış, bir diğeri bir hafta önce, biri 3 gün önce, Osman ise Cizre’ye geldiği ilk gün şehit olmuş.
Buruk hikâyelerden her birinde ayrı hüzün.
Harun, hayatının en mutlu gününde oğlunun doğum gününde, gözlerinin önünde minik evladının görüntüsü ile hayatını kaybetti.
Kırıkkale’li Ferhat ise daha 22 yaşında idi, on yıl önce babasını kaybetmişti, hâlâ babasının yokluğunu burnu sızlayarak hissederdi, iki aylık nişanlı idi, güzel elbiseler içerisinde parmağına taktığı alyansı ile hayata gülümsüyordu, şubat ayında düğün yapacaktı, çiçeği burnundaki Ferhat’ı da, sevdiğine kavuşamadan katlettiler.
22’lik bir başka fidan Burak ise, ailesinin tek erkek çocuğu idi, annesi gözüne bakıyordu, kalleş katliam ile o da şehitler kervanına katıldı.
Artık ailelerin yediği aş ağudur, geceleri uykusuz, fotoğraflarına bakmaya kıyamayacak kadar candan öte sevdikleri yavrularını kara toprağa bırakan anne babalar onları ellerinden alan, yok eden teröre lanet etmekteler.
Sinelerini döven anneleri kimseler teselli edememekte.
Evlerinin direkleri göçmüş, duvarları yıkılmış, damları çökmüş, ocakları sönmüştür.
Terörün kanlı, iğrenç yüzünü, bir de halkın seçtiği belediyenin teröristlere bomba yüklemek için çöp kamyonu verecek kadar teröre tuz koşturmasını tutup yüzleştiriyorum bir başka haberle:
“Muhaliflerin neden sokakta uyudukları ortaya çıktı, muhaliflerin sokakta uyumalarının altında ders olacak bir duyarlılık yatıyormuş.
Fırat Kalkanı Harekâtı kapsamında Türkiye’nin desteğiyle Cerablus’a giren ve bölgeyi DAEŞ’ten geri alan muhalif birliklerin sokaklarda uyuduğu görüldü. Yerel kaynaklardan alınan bilgiye göre muhalif asker, bölgedeki evlere girmemek üzere kesin emir aldıklarını ve ilk aşamada bahçelere dahi yaklaşmayacaklarını açıkladı. Diriliş Postası’ndaki habere göre; DAEŞ’in girdiği her kasabada evleri yağmaladığını hatırlatan yerel kaynaklar, Özgür Suriye Ordusu’nun hiç kimsenin evine yanaşmadığını dile getirdi. Cerablus’a giren muhaliflerden Abdülaziz, “Biz işgalci değiliz, biz Suriye’nin kendi evlatlarıyız ve evlerin camından içeriye bile bakmıyoruz. Buraya işgal etmeye, yağmalamaya gelmedik, burayı teröristlerden temizleyip hürriyetine kavuşturmak tek amacımız” dedi”.
“Tutun ve yüzleştirin hayatları”, galiba yüzleşme sonsuza kadar hiç bitmeyecek, kötüler kıyamete dek tiksinti ile anılacak, kazananlar daima iyiler olacak.