Sürecin işleyişine baktığımızda, konuyu irdeleyen ve yorumlayanların tutumlarındaki garabetler ve tuhaflıklar insanları yanıltmaktan ve hedef şaşırtmaktan başka bir işe yaramıyor. Şu süreçteki olaylar zincirine şöyle kısaca bir göz atalım. İlkin, Şimon Peres in Türkiye ziyareti aylar önce planlanırken, Türkiye de ve İslâm dünyasındaki tepkileri azaltmanın küçük ve basit oyunların sergilendiği bir dönem yaşandı. Kimi gazetelerde, Yahudilerle ve Yahudiler üzerine doğrudan ve dolaylı yayınlar yapıldı. Gazetelerde röportajlar, yorumlar yer aldı. Şimon Peres in tam Türkiye ye geleceği zamana yakın Suud Kralı davet edildi. Bu davette, bazı sıradanlıklar tartışma konusu yapıldı. Kralın otelde Cumhurbaşkanı tarafından ziyaret edilmesi durumu tam bir olay hale dönüştürüldü. Dolayısıyla belki de hiçbir anlam ifade etmeyen bu ziyaretin tartışma konusu edilmesi dikkatlerin bir yere yoğunlaşmasına neden oldu. Üstelik, tartışma, Kral gittikten sonra da bir başka alana kaydırıldı. Kralın kimi görevlilere verdiği bahşişler üzerine hâlâ konuşuluyor.
Zamanlamaya dikkat edilirse, olayın bir başka sahnesi de İstanbul Feshane de düzenlenen Kudüs günüyle ilgiliydi. İslâmi duyarlığı olanlar buraya koştular. Üç gün düzenlenen bu toplantılar gündeme farklı açılarla taşınmış oldu. İslâm dünyasının kimi radikal temsilcileri oldukça heyecanlıdırlar. Çektikleri acıların etkisinden olsa gerek, heyecanlarını dışa vurmadan kaçınmazlar. Bunu yüksek bir ses tonuyla dile getiriyorlar. Dolayısıyla, hemen her katılan bu toplantılardan haz alıyor, heyecan duyuyor. Toplantıyı düzenleyeler kimlerdi, niçin böyle bir toplantı bu zamana denk getirildi Söz konusu kuruluş TESEV. Bu kuruluş, seçimlerden önce, birçok sivil toplum örgütünü bünyesinde barındırıyor. 22 Temmuz seçimleri öncesinde merhum Menderes, Turgut Özal ile Tayyip Erdoğan ın afişlerini yayımlayan kuruluş. Zaten bu afişte de bir sapma ve saptırma vardı. Bu bir diğer konu.
Bir diğer konu ise bu süreçte Prens Charles ın Türkiye ziyareti. Biz doğu milleti duygusal ve çok iyi niyetliyiz. Bir şey bize şirin gösterilince müthiş heyecan duyarız. Birkaç satırlık ifade, yazı aklımızı başımızdan alır.
Epey bir zamandır Prens Charles ın gizli Müslümanlığından dem vurulur. Oysa Prens Hıristiyanlık üzerine çok önemli vurgularda bulunmakta. Hatta bunu oldukça başarılı yürütmekte.
Papa nın Sultanahmet Camii ndeki ziyaret garabetinde olduğu gibi, tam bu zamanda Prens in Mevlâna türbesini ziyaretinin ardından Eyüp Sultan hazretlerinin kabrini ziyareti müthiş bir heyecan dalgası oluşturdu. Kimi safdiller hemen yorumlarda bulundular. Ayaklarındaki galoşlardan tutun, türbeye girişte ayakkabılarını çıkarışta, görüntü alınmayıştaki durumdan yola çıkarak İsrailli Yahudilerin bundan ne denli rahatsız olduklarını anlatmaya başladılar.
İsrail Devletinin kuruluşunda İngiltere Krallığı bulunur. Bütün süreçlerin içinde yer alır. Yahudilerin İsrail de devlet kurmasındaki hamiliği unutulur.
Dün de, bugün de sacayaklarına iyi dikkat etmek gerekir. Siyonist Yahudi oluşumunun ekseninde İngiltere- Amerika Yahudiler vardır. Bunlar birbirini bütünleyenlerdir. Birini diğerinden ayrı tutamamak gerekir.
Yakın zamanda İran ın önemli çıkışları söz konusu çerçeveyi rahatsız ediyor.
İran, Suriye işbirliği, Lübnan daki önemli bir çıkış yapan direniş hareketi, Filistin de Hamas ın başarısı yeni bir dengenin oluşumuna atılan adımlardı. Bizler yazılarımızda özellikle, bu bölgede bulunan bu ülkelere ve oluşa Türkiye nin de dahil olmasını arzu ettik, ediyoruz. Hatta, eğer aşılabilinirse bu daireye Irak ı da almak gerekir.
Tabii, Türkiye de anlaşılmaz garip bir tutum var. Yüksekova da yapılmakta olan havaalanı da neyin nesi Bu kadar bu oyunların içinde Türkiye kendisine yer bulacağını mı sanıyor
Ne yazık ki herkesin bir görevi var ve bu görev bitince bir kenara atılıyorlar.