Anlayana çok şey söyleyen eğilimler!..

Abone Ol

Gerek küresel gerekse yerel düzeyde koşullar süratle değişiyor, etkili ve yetkili kesimler bu duruma uyum sağlamakta zorlanıyor. Bir şeyin farklılaşması ile birlikte her şeyin değişmeye başlamasına sebep olurken, böylesi bir duruma hazırlıklı olmayanlar bocalıyor ve yıpranmaktan kurtulamıyorlar. Yeterli ve gerekli düzeyde net sermaye girişlerine bağımlılık ve ihtiyacın artık karşılanamıyor olması bu süreçte önemli belirleyicilerden biri oluyor. Güvensizlikle birlikte istikrarsızlık endişesi artıyor, bilançolar yıpranıyor, beklentilerin artık yönlendirilemiyor olması nedeniyle değirmen dönmüyor. Siyasi iradenin böylesi bir duruma pek hazırlıklı olmadığı gerçeği iyice açığa çıkıyor: Her kafadan bir ses çıkıyor, her biri diğerini tekzip ederek endişenin büyümesine katkı yapmaktan başka bir işe yaramıyor. Sözün bittiği yerlerin çok yakına gelmiş olması oluşan gerginliği tırmandırıyor.

Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan Kasım ayı enflasyon rakamları beklenenden düşük çıkıyor fakat kimse rahatlamıyor. Bu durumun kalıcı olmadığı yönündeki kanaat bir şeylerin kontrol altına alınmasını engelliyor. Hemen akabinde LPG’ye yapılan 30 kuruşluk zam olumsuz beklentileri güçlendiriyor. Siyasi irade yaklaşan seçimlerden önce pek zam yapmak istemiyor fakat değişen koşullar onların iradesini dinlemiyor.

Türk Lirası’ndaki değer kaybının iktidarın öngörüsüne aykırı bir şekilde değişmesi evdeki hesapları bozuyor. Elektrik ve doğalgaza ne zaman zam yapılacağı, bu ayarlamaların diğer ürün maliyetleri ve piyasa fiyatlarını nasıl etkileyeceği sorularına verilen yanıtlar olumlu düşünmeye izin vermiyor.

Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin açıkladığı Kasım ayı ihracat rakamı da kimseyi rahatlatamıyor; değişen koşullar nedeniyle yüzde 8.8’lik artışın kalıcı olacağı ve ekonomiyi canlandıracağına kimse inanmıyor.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Türk Lirası’ndaki değer kaybını durdurmak ve enflasyon beklentilerinin daha fazla bozulmasını önlemek adına ortalama fonlama maliyetini yükseltecek hamleler yapıyor, fakat yapılabilenler yetmediği veya çok geç tepki verildiği için işe yaramıyor. Yalnız geniş kesimler nezdinde değil, etkili ve yetkili kesimler arasındaki güvensizlikte son on yılda hiç görülmemiş seviyelere sıçrıyor... Artık herkes görüyor ekonominin ne döviz kurunda ne de faizlerde herhangi bir tahammülü yok, bu olumsuzluklardan herhangi birinin gerçekleşmesi bile ekonomideki durgunluğu derinleştirecek. Her ikisinin birlikte yükselmesi ise sabır sınırlarını zorluyor, artan endişeler güvensizliği besliyor... Gündem yaratarak günü kurtarmaya çalışanların gündem olması ve birbirine girmeye başlaması, büyüyen güvensizliğin sonuçlarından sadece birisidir... Ekonomi cephesindeki kötü gidişin akıbeti çok yönlü istikrarsızlıktan başka bir şey değildir...

Ortada yadırganacak pek bir şey yok, iyi gün dostları koşullar değiştiğinde ne yapacağını şaşırıyor, farklılaşan siyasi hesaplar nedeniyle kötü günlerde olması gereken dayanışmayı sergileyemiyor. Uzun süredir etkili olan keyfiyet ve hukuksuzluk sonucun daha farklı olmasına izin vermiyor. Tarihten ders alamayan ve bu nedenle aklını etkin kullanamayanların bu şekilde kendini açmaza düşürmesi beklenmedik bir durum değildir.

Sürdürülebilir olmadığı bilinen koşullarda dışa bağımlılığın aşırıya kaçan oranda arttırılması iyi olan her şeyi katleder. İnsan başka birilerinin kulu haline getirir; inançtan, insanlıktan ve medeniyetten uzaklaştırır; kendi geleceği hakkında söz sahibi olmaktan uzaklaştırır. Bu duruma düşenlerin kendilerini aklamak adına başkalarını suçlaması rastlanmadık bir durum değildir ve sonu kaostur. Gelir dağılımı ve rekabet koşullarının hızlanan bir şekilde bozulmasına yeşil ışık yakan idare-i maslahatçı ve rantçı politikaların sonucunun iyi olabilmesi mümkün değildir.

Bundan sonra yaşanacak olumsuzluklarda sorumluluğu küresel koşulların değişmesine bağlayıp birilerinin milleti aldatarak kendini kurtarmaya çalışması başarısızlığa mahkum bir yaklaşımdır. Ödenecek faturaların büyümesine ve istikrarsızlığın yıkıcı olacak şekilde büyümesine hizmetten başka bir etkisi olamaz. Aşırı iyimserliğe ve israfa bağımlı olanlar koşulların değişmesi durumunda her şeylerini kaybetmek ve kendilerine güvenenleri de felakete sürüklemek olasılığından kurtulamazlar. Döviz kuru ve faizlerin yükselmesi, güvensizliğin artması gibi eğilimler anlayana çok şey söylüyor, anlamayanları da bozuk para gibi harcıyor...