Anlaşılır olmak

Abone Ol

“Gevşek” görünümlü ama “duruma göre sıkı” bir para politikası.. Devekuşu gibi, ne kuş ne deve! “Faize karşı” pozlar verip ve “faize karşıyız” söylemleriyle tribünlere oynayıp da her hareketiyle faizcileri ihya ve abad eden bir siyasi iktidar.. Onun uyguladığı “iktisat dışı” ekonomi politikalarının her geçen daha da fazla şekilde halkı fakirleştirmesi ve faizciyi mutlu etmesi… Ekonomideki görünüm tam da böyle.

Faizi düşürmek gevşek para politikasıdır ancak reel sektörün krediye erişememesini düşündüğünüzde de (çünkü kredi maliyetleri faiz indirimlerinin aksine çok yüksek) sıkı para politikası var sanabilirsiniz. Ancak yeni ekonomi modeli denen “şey” tam da devekuşu misalidir ve ne olduğunu anlamak da mümkün değildir. Gevşek mi yoksa sıkı para politikası mı hedeflenmektedir, belirsizdir.

Aynı durum model denen “şey”in ana iddiasında da geçerli. Yüksek döviz kurunu veya değersiz TL’yi güya avantaja çevirip (paramızın pul olmasını konuşmayıp da ondan avantaj sağlamaya çalışmak tam da algılarla ve propagandalarla halka ‘cambaza bak’ oyunu oynayanlara özgü) ihracat patlaması ve buna bağlı olarak cari fazlayla büyüyeceğimizi murad edip de bunun tam tersini gerçekleştirmek tam da bu durumu doğruluyor. Hedeflenenle sonuçlanan arasında neredeyse hiçbir bağlantı yok.

Sene başında açıklanan ve güya tüm dünyanın gözünün üzerinde olduğu, iktisadi hemen her şeyin zıddını yapmakla övünen (enflasyonist ortamda faiz düşürüp enflasyonu patlatmak ve halkı daha da fakirleştirmek gibi) ve “epistemolojik kopuş” tarzı bir acayiplikle özdeşleşen bu modelin, daha 1 sene olmadan bile her hedefinin aksinin gerçekleşmesini ister ortodoks ister heterodoks isterseniz nöroiktisatla açıklamaya çalışın. Cari fazla hedefleyip de cari açık rekoru kırmak ortada iktisadi manada hiçbir şey olmadığını ortaya koyuyor zaten. Bunun hangi afilli ifadelerle açıklamaya çalışırsanız çalışın, ortaya manasız bir şey çıkması kaçınılmazdır.

Bakan beyin yaptığı enteresan konuşmaya dair eleştirilere yönelik tepkisi de enteresan gerçekten. Kendisinin ne badireler atlatarak ve ne zorluklar çekerek “doçent” olduğunu ve “akademik” bir kişiliği olduğunu vurguluyor ısrarla. Ancak bu iddianın yeri olsa olsa akademinin kendisi olabilir ancak. Ki orada da, hiçbir akademisyen veya bilim adamı, çıkıp da “ben akademisyenim”, “ben doçentim” gibilerinden bir şeye yönelmez. Yönelen kimse de ciddiye alınmaz muhtemelen.

Basına dolayısıyla da kamuoyuna açık bir toplantıda ekonomi yönetimini temsil eden her ismin her kelimesinin önem arz ettiği bir atmosferde, iktisatçıların önemli bir bölümünün dahi ilgilenmeyeceği açıklamalar yapmak da normal değildir. Kamuoyu önünde yapılan bir açıklamanın en başta açık, net ve anlaşılır olması gerekir. Kamuoyu, bakan beyi akademik açıdan puanlayan üniversite senatosu değildir nihayetinde. Her yanlış kararın maliyetinin milyonların refah kaybı olduğu düşünüldüğünde, akademik olmak yerine anlaşılır olmak tercih edilmek durumundadır. Ve anlaşılır olmak da iktisat ve para politikasının temel unsurlarından biridir.

Halkın anlamayacağı akademik ifadeler kullanarak amacıyla sonucu birbiriyle çekişen, ne başı ne sonu belli olan, neyi amaçladığı bir türlü anlaşılamayan bir politikayı, çok derinlikli ve işlevsel gibi göstermeye çalışmak en fazla partizan ve propagandaya açık kitleleri kandırmaya yarar. Ortada ele tutulur politika olmadığındandır ki enflasyonu düşürecek adam akıllı adımlar atmak yerine istatistiki bir durum olan baz etkisinden medet umuluyor.