*Bizim okullarımızda neden doğru düzgün bir yabancı dil öğretilemiyor?
Meseleler galiba kendi aralarında ikiye ayrılıyor:
Bir, hal çaresi düşünülüp çözüme kavuşturulan; iki, sadece beyin jimnastiği yapılıp üzerinde akıl oyunları sergilenen.
Niçin bizim liselerimizde, fakültelerimizde bir türlü yabancı dil öğretilemiyor?
Bu meseleyi kim bilir kaç kez konuşmuşuz, lakin çözüme dönük bir şey çıkmamış ortaya.
Hâlâ öğretilmeyeceğini, öğretilse bile öğrenilmeyeceğini bile bile yabancı dil öğretimine parasal ve de duygusal yatırım yapıyoruz.
Her yüksek tahsil yapmış insanımızın bu “öğretilmiş öğretilmezlik” diyebileceğimiz yabancı dil çıkmazı ile ilgili bir olumsuz hikayesi var.
Ne millet olarak ne de gençlik zaviyesinden zekâ, idrak ve anlayış sorunumuz olmadığına göre neden okullarımızın kâhir ekseriyetinde yabancı dil öğretilemiyor acaba?
Yoksa bir öğretmeme politikası mı var?
Uzmanlar sebepler üzerine konuştukça anlamama katsayım artıyor.
Yabancı memleketlerde Türkçeyi televizyon kanallarından Türk filmleri izleyerek altı ayda öğrenen bir sürü insan varken, biz niye yıllar yılı yerimizde sayıyoruz.
Sanki yabancı dil öğrenen kuşaklar yerini diline yabancılaşan kuşaklara bırakmış.
Anlayan varsa beri gelsin!
• Üniversite sınavlarına öngörülen geç kalma dakikasını bir iki dakika aşmış olanlar neden sınav kapısından çevrilir?
Birkaç saatlik sınav için gençliğini harcamış öğrencilerin herhangi bir sebepten birkaç dakika sınava geç kalmalarının bedeli bu kadar ağır olmamalı?
Bu herhangi bir sınav değil, bunun böyle olmadığını sınavı yapanlar başta olmak üzere bütün millet biliyor.
Düşük puan almanın, birkaç soruyu boş bırakmanın, bildiği soruyu yanlış işaretlemenin bile büyük hüsranlar oluşturduğu bir sınava sadece birkaç dakika geç geldiği için öğrenciyi almamak hiç anlaşılır değil.
Bu uygulama sınav kopya ve emniyeti için yapılıyor diyorsanız, onun da bir çözümü var: Geç gelenleri geldikleri vakitten itibaren ayrı bir sınıfta sınava alırsınız olur biter.
Böyle bir travmayı gençlerimize yaşatmak reva olmasa gerek.
• Dört yanlış bir doğruyu niye götürüyor?
Bu mevzudan daha önceki yazılarımda da bahsetmiştim. “Doğrunun götürülmesi” doğrunun muhkem temellerine halel getirir ve gençler nezdinde doğru olanın imajını sarsar. Yanlışın bedeli bellidir: İşaretlediğiniz şıkkın hükümsüz olması. Yanlış sayısının dört olmasında doğru şıkkın bir vebali mi vardır ki fatura ona kesiliyor.
İlla bu anlamda yanlıştan doğruya doğru bir etkileşim yapılacaksa bu pekâlâ doğrunun lehine, yanlışın aleyhine olabilir. Yani art arda dört soruyu doğru cevaplayan öğrencinin bir yanlışı otomatik olarak silinmeli. Hem dört doğrunun bir yanlışı götürmesi değerler eğitimi noktasından da çok anlamlı olacaktır. Doğru davranışlarıyla eskiden yaptığı yanlış davranışlarını geride bırakan öğrencinin öğretmenleri nezdinde kanaati negatif değil pozitiftir.
• İmam hatip liselerinde neden geleneğe riayet edilmiyor?
Hemen konuya gireyim. Neredeyse yarım asırlık geçmişe sahip bazı imam hatip liselerine birtakım yararlar gözetilerek sil baştan yeni bir imam hatip tabelası asılıyor.
Uzağa gitmeye gerek yok, benim de mezunları arasında bulunduğum (1983-İlk mezun) Şişli İmam Hatip Lisesi önce bulunduğu mahalle Kağıthane sınırları içerisine dahil edildiği için Kağıthane İmam Hatip Lisesine dönüştü.
Bu aidiyet karmaşası yetmiyormuş gibi bir süre geçtikten sonra okul, kız imam hatip lisesi haline getirildi. Sadece kız öğrencilerin kayıt yaptırabileceği önemli bir puan gerektirmeyen bir okula çevrildi. Kız imam hatip lisesi tabi ki olmalı. Fakat 46 yıllık geleneği olan Şişli-Kağıthane İmam Hatip Lisesi kafalarda ve gönüllerde bir imge olarak kaldı. Aidiyeti pekiştirecek çatı yıkıldı.
Olması gereken neydi?
Köklü imam hatip liselerine ihtiyaç duyulduğu bir zamanda Kağıthane İmam Hatip Lisesi bütün müktesebatıyla kendi emsalleriyle yarışan bir okul olarak eğitimine devam edip kız imam hatip için bir başka yerde yeniden yeni bir tabelayla bir okul açılabilirdi. Olmadı.
Ne yapalım, biz de pilav günü, gurur günü olmayan- çünkü ismi ve tabelası kalmayan- bir okulun mezunları olarak eski günleri üç beş arkadaşla kendi aramızda yâd edip teselli bulalım.